Hayal Gücünün Sınırlarını Zorlayan Filmler - I

Hayal Gücünün Sınırlarını Zorlayan Filmler - I
  • 0
    0
    0
    0
  • Sanat, elbette ki hayal gücüyle doğrudan ilintili bir alan. Her sanat eseri, onu üreten sanatçının düş gücünün bir parçasını taşıyor. Kimi eser sürreal özneleriyle aklımızı başımızdan alırken, kimi eser de sadeliği veya gerçekçiliğiyle kafamıza balyoz gibi iniyor. Pek tabii, sinema da sanatçının hayal gücünü sonuna kadar kullanabildiği çok önemli ve bir o kadar da yaygın bir sanat dalı. Bu liste, hayal gücünün sınırlarını zorlayan yönetmenlerin filmlerini barındıran ve size de yeni ufuklar vaat eden deneyimlere kapı açan, bir tür 'düş sergisi' olacak. Hadi başlayalım.

    1. Nosferatu (1922/F.W. Murnau)

    Nosferatular, vampirler arasındaki en çirkin soydur. İllüzyon kullanma, başka şekillere girme ve bu yolla kendini başka bir şekilde tanıtabilme becerisine sahiptirler. Alman ekspresyonizminin en önemli temsilcilerinden Murnau'nun efsaneleşen bu filmi, korkunç görselleriyle ve farklı ışık kullanımlarıyla bir kâbus deneyimi yaşatmayı başarıyor. Film ilk bakışta bir vampir hikâyesi olarak gözükse de o dönemlerde gölgesi uzamaya başlayan Nazizm'e karşı halkı bu dışavurumcu yolla uyarıyor. Böylelikle çağdaşlarından ayrılan, vampir mitini politikayla birleştiren bir hayal gücüne sahip olan Murnau'nun zihninde oluşan geleceği izlememize olanak sağlıyor. Nosferatu, tehlike doğurmak üzere olan gerçeği, kendi düş süzgecinden geçirerek sinema tarihinin en önemli yapıtlarından biri hâline getiren Murnau'nın hayal gücüne duyduğumuz saygı nedeniyle listenin ilk filmi olarak karşımıza çıkıyor.

    2. Holy Motors (2012/Leos Carax)

    Cannes Film Festivali'nde yüksek doz övgü alan bu film için ''garip bir düş'' demek hiç de fazla olmayacaktır. Bir çeşit yeni dalga olarak değerlendirebileceğimiz Holy Motors, iler-tutar bir hikâye anlatmayıp, seyirciyi sürreal bir deneyime sürüklüyor. Sahnelerin gerçek mi yoksa rüya mı ya da hayal gücünden oluşan bir sel mi olduğunu anlamakta oldukça zorlandığımız film; fantastik, bilim-kurgu, müzikal, drama gibi türleri bir arada barındırırken, adeta Stravinsky'nin atonal senfonilerini andırıyor ve bu uçlar ve düzensizlikler içinde bir düzen yaratıyor.

    3. The Holy Mountain (1973/Alejandro Jodorowsky)

    İsa'nın dönüşü tüm dinlerce bekleniyordu ancak İsa hiç beklemediğimiz bir yerde, Jodorowsky'nin hayal dünyasında dirildi. El Topo ile kendi izleyici kitlesini oluşturup sinemada yeni bir bakış yaratan Jodorowsky, işi bir adım ileri taşıyarak modern dünyanın gittiği yolu, İsa'nın dirilip yeniden yerküreyi ve erdemleri sorgulamasıyla izleyiciye iletme yolunu seçiyor. Film grotesk -bağdaşmaz durumları şaşırtıcı biçimde birleştiren güldürü biçimi- bir atmosferde ilerlerken aynı zamanda oldukça yaratıcı, klasik film yapısının dışında zaman zaman skeçvari bölümlerle bizleri, deyim yerindeyse şaşkına çevirerek, insanın düş gücünün ne kadar kuvvetli olduğunu anlamamıza olanak sağlıyor.

    4. The Science of Sleep (2006/Michel Gondry)

    Michel Gondry'nin, Etnernal Sunshine of The Spotless Mind'tan sonraki projesi olan The Science of Sleep, herkesin izleyip beğendiği Inception ile benzer bir konuya sahip olsa da, içerdiği saflık ile Inception'dan bir adım daha öne çıkıyor. ''Hayallerin yanında gerçekler nedir?'' sorusunu sık sık sorgulatan filmin konusu ise şöyle; ana karakter Stephane, Stephanie'ye aşık olmasından sonra ne yapacağını bilemeyecek bir duygusal duruma gelir. Ancak neredeyse sınırsız bir hayal gücüyle donatılan Stephane, rüyalarından faydalanarak kendine bir yol çizmeye çalışır.  Zaman içinde gerçeklikten tatmin olamayan Stephane, rüyalarıyla tatmin olmaya çalışır ve sonucunda gerçek ile düşü birbirinden ayırmakta ve yaşamını algılamakta zorlanır.

    5. Wristcutters: A Love Story (2006/Goran Dukic)

    Goran Dukic, ilk uzun metrajı olan Wristcutters: A Love Story ile oldukça dramatik bir mesele olan intihar kavramından yola çıkarak bizi şaşırtacak bir eser ortaya koyuyor. Kız arkadaşından ayrılan Zia, bu acıya daha fazla dayanamaz ve intihar ederek yaşamına son verir. Ölümün acıları dindireceğine inanan Zia için işler hiç de istediği gibi ilerlemez. Gözlerini intihar eden insanların bulunduğu garip bir dünyada açan Zia, en az gerçek yaşam kadar acı olan bu ölüler yaşamından beklediğini bulamaz. Ancak ona umut veren, önemli bir gerçekle de bu sayede yüzleşecektir.    

    Yorumlar (0)

    Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.

    Yorum Bırakın

    Yorum yapmak için üye girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için buraya tıklayınız.