Gaspar Noé Kırmızısı Iı

Gaspar Noé Kırmızısı Iı
  • 7
    1
    0
    1
  • Gaspar Noé Kırmızısı I adlı yazının devamı niteliğindedir.

    Tutku, aşk, sıcaklık, kopan bağlar, cinsellik, uyuşturucu, şiddet... Tüm bunların beyaz perdede karşımıza çıktığı yer Gaspar Noé'nin kırmızı filmleri. Tek renk paletiyle kendi dilini birleştiren ünlü yönetmenin bu yazıda incelenek iki filmi, önceki yazıda incelenmiş diğer iki filmine göre çok daha yoğun, aşırı ve rahatsız edici gelebilir seyirciye. Hayatın dikenleri yanlarını Love ve Enter the Void'de seyirci karşısına çıkaran Noé, Irréversible ve Climax'te bu dikenleri adeta seyirciye batırırarak çıkan kanı, kanın kırmızılığını izlettiriyor bizlere. Cehennem sıcaklığıyla kanın yoğunluğu karışıp karşımıza yine tek bir renk çıkarıyor aslında: kırmızı

     

     

    "Doğum eşsiz bir fırsattır."

     

    Climax, 2018'de gösterime giren 15 günde çekilen filmi Noé'nin, filmin senaryosu ise yalnızca 5 sayfa. Film, vizyona girdiği andan itibaren sinema dünyasında büyük yankı uyandırıyor. 21 dansçının kendilerini tanıttıkları videolarıyla başlıyor film, ilk göze çarpan her dansçının kendilerine has oluşu. Farklı ırklardan, farklı sosyokültürel seviyelerden gelen farklı cinsel yönelimlere sahip 21 dansçıyı tanıyoruz bu videolar sayesinde. Hepsinin ortak paydası ise tutkuları, yani: dans. Danslarının arkaplanında ise kırmızı renk var, tutkuları ilerleyen sahnelerde bu renkle seyircinin zihnine işleniyor. Sonraki sahnelerde ise karşımıza topluluğun içinde uyumlu ama bir o kadar da bireysel kalabilmiş bir dans gösterisi, aslında provası çıkıyor. Her dansçı topluluk içinde kendi karakterlerini yansıtarak dans ediyor, tüm film boyunca devam eden kırmızılılığının en bilinçlisi bu dans sahnesinde gözleniyor. Bu sahneden sonra filmin belki de başrolü olarak nitelendirebilecek önemde bir oyuncu çıkıyor karşımıza: sangria. Kırmızı bardaklarda içilen, sıradan sanılan sangria sonrasında filmi doruk noktasına yani Climax'e taşınıyor. İçine LSD atılmış sangriayı içen dansçılar bilinçlerini kaybediyor, provadan sonra karakterlerin aralarında geçen fısıldamalar çığlıklara dönüşüyor. Baş döndürücü olduğu kadar seyirci için mide bulandırıcı hal alan kamera hareketleri, yüksek tonda devam eden elektro müzik, adeta epilepsi krizine sokacak kadar yoğun ışıklar da bu çığlıkları destekliyor. Bilincin kaybı, müziğin ritmi dansçıları olduklarından farklı insanlar haline getiriyor gibi görünse de aslında hep içlerinde olan ve bastırılmış kimlikleri dışa vuruyor. Bu dışavurum ise filmi rahatsız edici noktaya taşıyan şey oluyor. Tüm film tek bir yerde, kısa bir zaman diliminde geçiyor. Bu teklik ve kısalık ise seyircinin karakterlerin ve dansın yoğunluğuna kendilesini verebilmesini kolaylaştırıyor. Seyirci filmin içinde kalmakta zorlanmıyor Climax'te. Filmin doruk noktası ne tam olarak kestirmek zor, bunun sebebi de her noktasının kendi içinde, her karakter düzeyinde ayrı bir doruk niteliği taşıması. 

    Noé, film boyunca seyirciyi çıkışı olmayan bir labirentte hissi veriyor bir yandan da. Doğum ve ölüm arasındaki hayatın labirent olarak metaforlaştırılması ise aslında karakterlerin koşuşturduğu koridorlarda saklı. Doğumdan bahsedilerek başlayan filmde, tüm dansçılarla inanılmaz yüksek bir ritimde ve enerjidelerken tanışıyor seyirci. İlk başlarda duyulan sohbetlerde ise öne çıkan bir doğum konusu var: hamilelik, çocuk ve kürtaj. Sonrasında içilen sangria, alınan LSD etkisiyle ölüme yaklaşıyor dansçılar. En sonda ise ölüm teması belirginleşiyor, cehennem kırmızısıyla karşılaşıyoruz. Cennetsiz bir araf, cehennem deneyimleniyor, dibin dorukları yaşanıyor film boyunca.

     

    "Ölüm olağanüstü bir deneyimdir."

     

     

    "Zaman her şeyi mahveder."

     

    Sinemada izlenirken salonun terk edildiği, sonrasında izlerken dayanılamayıp bilgisayar ekranın indirildiği ya da televizyonun kapat tuşunun aceleyle arandığı film: Irréversible yani Dönüş Yok (2002). Film o kadar rahatsız edici bulunmuştur ki Cannes Film Festivali'ndeki gösteriminde seyircilerin çoğu filmin daha yarısı gelmeden salonu terk etmiştir.  Festival dışında, sinema salonlarındaki gösterimlerinde de durum farklı olmamıştır. Filmde, Noé Christopher Nolan'ın Memento filmindeki gibi zaman akışını terse çevirmiştir. Sondan başa doğru ilerleyen filmin ilk yarısında inanılmaz bir şiddet, cinselliğe maruz kalır seyirci. Tecavüze uğramış karısının intikamı peşinde koşan Marcus'un Rectum isimli gay barda tecavüzcüyü aramasıyla başlıyor film. Filmde hareket başlar başlamaz seyirciye sanki cehennemdeymiş gibi hissettiriyor ünlü yönetmen. Kamera hareketleri yine baş döndürüyor, kırmızı renk yine baskınlık gösteriyor. Sert bir başlangıç görülüyor filmde, zaman akışının tersliği cehenneme gidip geri gelmişsiniz etkisi yaratıyor üzerinizde. Bunun sebebi mekanların basıklığı, filmdeki herkesin herkese karşı gösterdiği ya da göstermeye eğilimli olduğu şiddet. Kırmızının sıcaklığı suratınıza tokatlar serisi gibi çarpılıyor Irréversible'da. Filmin sonuna yaklaşırken gerek film boyunca kullanılan ışık, ses, kamera tekniği gerek de konunun ve işlenişin ağırlığı nedeniyle seyirci şiddete uğrayan kendisiymiş gibi hissediyor, en azından ben öyle hissetmiştim. Filmin en dayanılmaz noktaya ise Monica Belluci'nin canlandırdığı Alex karakterinin uğradığı tecavüz sahnesinde ulaşıyor. Kameranın sürekli hareket halinde olduğu filmde, dokuz dakika boyunca bu sahnede kamera sabitleniyor. Climax'te karşımıza çıkan koridorlar, burada tünel olarak karşımıza çıkıyor. Climax'teki doğum ölüm kutupları burada da yine karşımıza çıkıyor ancak tam tersi bir sıralamayla. Irréversible, Noé'nin tarzının seyirciyle tam anlamda buluştuğu ilk filmi, sinemadaki koltuğuna oturup yerleşmesinin ilk gösterimi adeta. Ünlü yönetmenin kırmızısının belki de en kirli ancak tarzının en yalın şiddetli örneği.

    Kaynakça: Gaspar Noé-Irréversible (2002), Gaspar Noé-Climax (2018),  1, 2, 3 ve 4


    Yorumlar (0)

    Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.

    Yorum Bırakın

    Yorum yapmak için üye girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için buraya tıklayınız.