Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
31

İran kökenli Fransız Marjane Satrapi’nin, aynı isimli çizgi romanından beyaz perdeye uyarladığı Persepolis (2007), izleyicilerine çok fazla gerçeği hatırlatan bir film. Filmin Oscar’da En İyi Animasyon adaylığı ve Cannes’daki Jüri Ödülü ise bu 1 buçuk saatlik güzelliğin resmen taçlandırılması olmuş. Özetle eser, 1979 yılında İran’ın monarşiden Humeyni liderliğindeki İslam Cumhuriyeti’ne geçişini animasyon ile anlatan bir yapım. Bu anlatım ise küçük bir kız çocuğunun büyüyüp kendi kişiliğini ve toplumunu keşfetmesi aracılığıyla yapılıyor. Satrapi’nin şuradaki röportajında da değindiği üzere o kız çocuğu, aslında kendisi; ancak senaryo büyük ölçüde olsa da tamamen otobiyografik değil.

(Spoiler) Film, genel olarak İran’ın 20 yıl içinde nereden nereye geldiğini ele alıyor: Radikal İslamcı kitlenin şah rejiminden sonra yönetime geçmesiyle toplumdaki insanların günlük hayatlarının zaman içinde değişmesi, çarpıcı bir anlatımla işleniyor. Özellikle, kadın hakları gibi yüce kavramların anlamını yitirilişine tanık oluyoruz: Kara çarşaf zaruriyeti ve kadınların kısıtlanmaları başta olmak üzere, günümüzde bizim ülkemizde de maalesef hala tartışılan ahlak bekçiliği hususu yüzümüze vuruluyor. Örneğin, Marjane’ın kendisini “süzen” gazete okuyan adamı kolluk güçlerine şikayeti sahnesi akıllara kolayca gelebiliyor. Ayrıca, başkarakterimizin sevgilisiyle arabada el ele tutuşmalarının sonucu da yine karakolda bitiyor. Hatta, kadınların koşması; yani bildiğimiz “koşmak” eylemi bile dinen sakıncalı görülüyor.

Marjane’ın babasının, onu karakoldan alırken söylediği şu replik ise gerçekten can alıcı: “Biz annenle 15 yaşındayken el ele rahatça yürürdük; ama şu an gördüğün gibi her şey değişti.”. Aslında (girmeden başına 0 koymak zorunda olduğumuz) Wikipedia’da bile olay, İran İslam Devrimi başlığı altında yazılmış; halbuki bu bir devrim değil, bu bir darbe. Özgürlük kavramı, Voltaire’in de değindiği gibi, adaletten başka bir şey değildir: Hukuk Devleti yerine dini temelleri merkezine alan bu İslam Devleti, kadınların başta olmak üzere tüm toplumun özgürlükleri kısıtlayarak adalete her anlamda bir darbe yapmış. Ancak şunu da hemen belirtelim: Film, din konusunu her iki açıdan da başarılı bir biçimde ele alıyor. Dini kısıtlamalar, Viyana’daki katı kurallı bir Hristiyan pansiyonunda var. Özgürlük kısıtlaması, her dinin bazı kitlelerce “aşırı” yorumlanmasının bir sonucu; oysa bütün dinlerin temelinde vicdan yatıyor.

Başkarakterimizin, Viyana’da Mohawk saçlı Momo sigara sararken ona verdiği cevap ise filmin bir başka değerli repliği: “Saçmalama! İnsan varlığı, anlamsız bir kavram değil. Bazıları sadece özgürlük için hayatını kaybediyor. Sence benim amcam laf olsun diye mi öldü. Tam bir aptalsın!”. Filmde ekmeklerden kuğu yapan bu amca karakteri ise Marjane’ın kolayca empati yapabilmesi için önemli bir rol üstleniyor. Aslında filmi bir kenara bırakırsak, bizim de basit bir şekilde empati yapabilmemiz gerek: Ekşi’de sayfalarca tartışılan Persepolis ve hatta Türkiye İran olur mu? gibi başlıklar, bizi de zaman içinde derin düşüncelere hapsediyor. Hatta genel olarak da Persepolis filmi hakkındaki herhangi bir Türkçe eleştiri yazısı da bir şekilde konuyu buraya bağlıyor: Biz de böyle olur muyuz? Filmi izlerken ve izledikten sonra aklımızda böyle bir soru işaretinin belirmesi ise tek kelimeyle korkunç bir gerçek.

Michael Jackson, ABBA, Bee Gees ve Iron Maiden… Bu efsane müzisyenler bile filmi izledikten sonra eski anlamının çok daha ötesine geçiyorlar. Bunun yanında, evimize yakın sokaklardaki ve parklardaki şehit isimleri de öyle: Marjane’ın “Şimdi sokaklara şehit ismi veriyorlar. Ailelerine bütün kalan bu oldu, şehit isimleri.” sözü de bizim izleyicileri ayrı bir yerden vuruyor. Filmde “fanustaki” hayatımızı doğrudan etkileyen başka bir örnek ise yurtdışına giden gençlerimiz: Özellikle belli bir gelir seviyesinin üstünde ve iyi eğitimli gençlerimizin yurtdışına erken beyin göçü yapması ve daha sonra ülkemizi ziyaret ettiğinde yaşadığı kültür şoku da burada anlatılıyor. Marjane’ın Avrupa’da kendini yabancı hissetmesi, İran’a döndüğünde de kendini doğduğu topraklara ait hissetmemesi ile ifade ediliyor. En sonunda da özgürlüğünü seçmek durumunda kalıyor. Bizim de o durumda kalmamamız dileğiyle!

Kaynak: 1.

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
31

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here