Distopyalar insanı konfor alanından çıkartan hikayelerdir. İnsanlar; mutlu sonların olduğu ya da olacağına inandığı umut dolu hikayeleri daha çok sever. Bu sebeptendir ki ütopyalar her zaman daha çok sevilir ve çabuk benimsenir. Distopya ise yalnızca karanlık hikayeler sunmaz, aynı zamanda insanı okurken ya da izlerken derinden etkiler ve rahatsız eder. Yorgos Lanthimos ise insanı rahatsız eden tüm bileşenleri filmlerinde kullanabilen bir yönetmen. Dogtooth’tan bu yana huzursuz edici hikayeleri öyle bir işlemektedir ki, hem rahatsız olursunuz hem de ne hissedeceğinizi bile bile kendinizi filmden alıkoyamazsınız.

Açıkçası Lanthimos bunu bize neden yapıyor biz de tam olarak bilmiyoruz. Bildiğimiz şey ise onun bu rahatsız edici olay kurgularıyla bizi kendisine bağlamayı başardığı. Filmlerinde diğer film türlerine nazaran daha az vahşet ya da kan görürsünüz. Fakat buna rağmen belki bir korku filminden etkilenmediğiniz kadar etkilenirsiniz.

The Lobster’dan sonra merakla beklenen filmi Kutsal Geyiğin Ölümü (The Killing of a Sacred Deer), önceki film kadar distopik bir dünyada geçmese de aynı huzursuzluğu vermeye ant içen bir yapım. Başrollerinde The Lobster’dan da hatırlayacağımız Colin Farrell (Steven) ve Nicole Kidman’ın (Anna) yer aldığı bu film bir aile trajedisi.

İlahi Adalet Kavramı

Steven bir kardiyolog olup eşi Anna ise göz doktorudur. Çiftin bir kızı ve bir de oğlu vardır. Filmin başlarında Steven’ın Martin adlı genç bir çocukla sıkça vakit geçirdiğini görürüz. Martin ve Steven arasındaki gizemli ve tuhaf ilişki bir şeylerin ters gideceğine işarettir. Tabii Lanthimos’un sahnelerinde sık sık kullandığı çınlamaya benzer rahatsız eden fon müziği de bu filmin size gül bahçesi değil, karanlık bir öykü sunacağının kanıtı niteliğinde.

Martin’in babası Steven’ın hastası olup ameliyattan sağ çıkamamıştır. Belki bu sebeptendir ki doktorumuz bu genç adama hem yardım etmekte hem de elinden geldiğince ona şefkat göstermektedir. Lakin Martin bunlarla yetinmez ve daha fazlasını ister. İstediği şeyse basittir: İlahi Adalet.

Evet, film karakterleri iyice tanıdığımız andan itibaren bu tema üzerinde yoğunlaşmakta. Son derece karanlık bir öyküyü işleyen film, Martin üzerinden ilahi adalet kavramını ele alıyor. Babasını Steven’ın ameliyatı sırasında kaybeden genç, aile üzerine bir lanet salar. Çünkü Martin’e göre babasının ölümüne karşılık Steven’ın ailesinden birini kaybetmesi gerekmektedir. Böylece “ilahi adalet” sağlanacak ve şartlar eşitlenecektir.  Bu lanetle birlikte Steven’ın önce oğlu sonra da kızı amansız bir hastalığın pençesine düşer. Tüm imkanlarını kullanarak çare aramaya başlayan Steven ve Anna kendilerini her duruma hazırlamaya başlar.

Kara Mizah Örneği

Film karanlık olmasına rağmen mizahi öğeleri de içerisinde barındırıyor. Steven tüm rasyonelliği ile çocuklarının yaşadığı hastalığı bilinmeyen bir güce değil, psikosomatik bir duruma bağlar. Oğlunun numara yaptığını düşünmesiyle hastane koridorlarında onu yerden yere atarak yürütmeye çalışması bir kara mizah örneği olarak gösterilebilir. Aynı şekilde oğlunun annesine olan düşkünlüğüne rağmen kendisinden af dilercesine kardiyolog olmaya karar verdiğini söylediği sahne de yine mizah yüklü bir sahneyi beraberinde getirir.

Tıbbi olarak yapılabilecek her şeyi deneyen Steven çaresizliğin içerisine sürüklenirken; Anna ise Martin’in sebep olduğu bu yıkımın nedenini anlamaya çalışmaktadır. Sonunda her ikisi de yaşadıkları durumun kontrol edemeyecekleri bir güçten kaynaklandığını kabullenir ve hazin sona doğru ilerlemeye başlar.

Özgür İrade Sorunsalı

Martin’in kehanetine göre bu durumdan kurtulmanın tek yolu Steven’ın ailesinden kimin öleceğine karar vermesidir. Aksi takdirde çok daha büyük bir felakete sebep olacak ve herkes ölecektir. Steven tüm uğraşlarına rağmen bu laneti kaldıramaz ve bir karar vermek zorunda olduğu gerçeğiyle yüzleşir.

Film bu noktada özgür irade konusunu masaya yatırıyor. Steven’ın karar verme yetkisinin elinden alındığı gibi karar vermeye zorlanması özgür iradeyi ortadan kaldırmaktadır. Kendisi dışında gelişen bu duruma çözüm bulamadığı gibi, bir de üzerine iradesi dışında seçim yapma konusu eklenir. Başından beri seçim yapmamak için direnen Steven ve Anna daha büyük bir felaket olmasındansa çocuklarından birini feda etmeye kendilerini içten içe hazırlarlar.

Kutsal Geyiğin Ölümü, son derece huzursuz edici fakat bir o kadar da etkileyici bir yapım. Yorgos Lanthimos ile henüz tanışmadıysanız bu filmi izleyerek güzel bir tanışma hikayesine adım atabilirsiniz.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here