Çin baskısından kaçan bazı Hun (Türk) birlikleri, Balamir önderliğinde batıya doğru ilerleyerek bütün dünyayı temelinden sarsacak olan Kavimler Göçü’nü başlattılar (375). Avrupa haritasını büyük ölçüde değiştiren bu göç dalgası sonucunda İlk Çağ sona erip Orta Çağ başlayacak, Roma İmparatorluğu ikiye ayrılacak ve Avrupa Hun Devleti resmen kurulacaktı.

Bizim yazımızın esas konusunu teşkil eden Attila ise Avrupa Hun Devleti’ne en parlak dönemini yaşatan güçlü bir hükümdar olarak karşımıza çıkıyor. Kendisinden bahsedilirken özellikle “Tanrı’nın Kırbacı”, “Tanrı’nın Kamçısı” ve “Cesur Kavimlerin Efendisi” gibi sıfatlar kullanıldığını biliyoruz. Peki nedir Attila’yı bu kadar özel kılan şey? Gelin hep birlikte inceleyelim.

375 yılında Macaristan’da kurulan Avrupa Hun Devleti; belirlediği politika itibariyle Doğu Roma’yı (Bizans) baskı altında tutuyor, Batı Roma ile ortak çıkarlar çerçevesinde iyi ilişkiler kuruyordu. 434 yılına gelindiğinde Hun hükümdarı Rua, Bizans’a sığınan Hun kaçaklarının derhal iade edilmesini aksi taktirde savaş ilan edeceğini duyurdu. Fakat tam da Bizans elçilerinin barış görüşmesi yapmak üzere başkente gireceği sırada aniden hastalanarak hayatını kaybetti. Bizanslılar derin bir nefes alıp şükür ayinleri yapıyorlardı ancak karşılarına çok daha büyük bir tehlikenin çıkacağının henüz farkında bile değillerdi: Attila!

Attila

Amcası Rua’nın ölümünden sonra kardeşi Bleda ile birlikte tahta çıkan Attila, Bizans elçileri ile yarım kalan görüşmeyi gerçekleştirerek Margos Barışı’nı imzaladı (434). Buna göre; Bizans’ın halihazırda ödediği vergi iki katına çıkarılacak, Bizans Hunların dostu ile dost düşmanı ile düşman olacak ve bir daha Hun kaçaklarını himaye etmek gibi büyük bir hataya düşmeyecekti. Elçiler bu maddelerin çok ağır olduğunu söyleyince Attila sert bir şekilde atını sürüp:

“Ya kabul edersiniz ya da harp!” dedi.

Devamında ise teslim aldığı kaçakları elçilerin gözü önünde astırarak ne kadar ciddi olduğunu kanıtladı. Bu hadisenin ardından hem Bizans’ta hem Batı Roma’da hem de diğer kavimler arasında dehşet saçan bir otorite olarak ünlenecekti.

Sınırlarını Alpler’e, Ren’e ve Vistül Nehri’ne kadar genişleten Attila’nın ülkesinde sükûnet hakimdi. Fakat Margos Barışı ile beraber içine çekilen Bizans bir süre sonra vaatlerini yerine getirmemeye ve özellikle vergi ödemesini geciktirmeye başlayınca, hadsizliğe tahammülü olmayan hükümdar hemen I. Balkan Seferi’ne çıktı (441). Yol üzerindeki kaleleri ele geçirip süratle ilerlerken, Batı Roma ordularının başkumandanı olan Aetius araya girdi ve Bizans’ın bundan sonra vergileri aksatmayacağının garantisini vererek oğlu Karpilio’yu Hun sarayına rehin gönderdi.

Yapılan barışın üzerinden 6 yıl geçtikten sonra Bizans yine rahat durmayıp anlaşmayı bozdu. II. Balkan Seferi’ne çıkan Attila bu defa çok daha fazla sinirlenerek ileri gidecek ve Bizans başkentini (İstanbul) kuşatacaktı. Karşı tarafın üstün bir askeri gücü bulunmadığı için yine Attila’ya barış teklifi sunmak zorunda kaldılar. Bunun sonucunda ise Anatolios Barışı imzalanıp Bizans’ın ödeyeceği vergi üç katına çıkarıldı (447).

448 yılında Batı Roma İmparatoru’nun kız kardeşi Honoria, Attila’ya yüzük gönderip onunla evlenmek istediğini söyledi. Zaten savaş bahanesi arayan Attila ise buna karşılık çeyiz olarak Honoria’nın payına düşen Batı Roma İmparatorluğu’nun yarısını talep etti ve talebi reddedilince de Galya Seferi’ne çıktı. Şiddetli geçen çarpışmalar sonucunda iki tarafın ordusu da bitkin düşecek ancak savaşın galibi kesin olarak belirlenemeyecekti.

Honoria

452 yılına gelindiğinde ise tekrar Batı Roma üzerine yürüyerek İtalya Seferi’ne çıktı Attila. Altinum, Padua ve Concordia gibi şehirleri aldıktan sonra ordusu ile birlikte rotasını Vicentia, Verona, Brexia, Pergamo ve Milano gibi şehirlere çevirdi. Üstünlüğü elinde bulunduran Türk hükümdarının başkenti ele geçirme ihtimalinden dolayı hem halk hem de saray oldukça endişeliydi. Mecburen barış istemek zorunda kaldılar. Senato ve kilise bir araya gelerek hitabeti çok güçlü olan bir heyet oluşturdu. İlginç bir şekilde bu kişilerin arasında kilisenin ve Hristiyanlar’ın bir numarası olarak gösterilen Papa I. Leo da bulunuyordu. Papa; imparator ve bütün Hristiyan dünyası adına büyük Türk başbuğundan Roma’yı esirgemesi konusunda ricacı oldu. Siyasi olarak Roma’yı tam anlamıyla etkisiz hale getirdiğini düşünen Attila, zaten yıkılmak üzere olan bu kadim imparatorluğun barış teklifini kabul edip ülkesine geri döndü.

Attila ve Roma Heyeti

Artık hem Bizans hem de Batı Roma İmparatorluğu Attila’nın hakimiyeti altına girmiş bulunuyordu. Ona karşı duracak herhangi bir gücün kalmayışı, savaş tanrısı Ares’in kılıcının onun elinde olduğuna inandırdı insanları. Dönemin Bizans tarihçisi Priskos’a göre, uzun zamandan beri kayıp olan bu kutlu kılıç bir Hun çobanı tarafından bulunarak Attila’ya getirilmişti. Dünyanın fethi yakındı çünkü Ares’in kılıcı vasıtası ile yeryüzüne hükmetme yetkisi Tanrı tarafından Attila’ya verilmişti.

Günümüzde Macarlar, Attila’yı bir kahraman olarak kabul edip çocuklarına onun ismini koyuyorlar. Oysa bir zamanlar çoğu Avrupalı aile çocuklarına, “Uyumazsanız, uslu durmazsanız sizi Attila’ya vereceğim.” “Attila sizi alıp götürecek.” gibi ürkütücü ifadeler kullanıyordu. Kısacası “Korku eşittir Attila” idi onlar için. Tarihsel arka planda gerçekleşen süreç, toplumsal yaşamlarına da bu şekilde yön veriyordu bir nevi.

Macaristan / Budapeşte’de bulunan Attila heykeli.

Hun, Germen ve Fransız efsanelerinde Attila Tanrı’nın bir cezası olarak nitelendirilir. Hatta bazı Avrupalılara göre, Attila yenilemez bir dünya fatihidir. Tarihin belirli bir evresine yön veren bu büyük Türk başbuğu, işte bu nedenlerden dolayı yüzyıllardır “Tanrı’nın Kırbacı” adıyla anılıyor. Ondan fazlasıyla korktukları için, gerçekleştirdiği başarılara ilahi bir kudret yüklüyor Avrupalılar.

 

Kaynak: İbrahim Kafesoğlu, Türk Milli Kültürü
Ahmet Yılmaz, “Attila’nın Siyasi Hayatı, Şahsiyeti ve Karakteri”

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here