Alman ressam Hans Holbein (Genç) 1497’de Almanya’nın Augsburg şehrinde doğdu. Holbein ailesinin bir kısmı ressamdı. Hatta bir süre babası olan Hans Holbein’in (Büyük) öğrencisi olmuştur. Fakat doğduğu yerde, olduğu yerde saymayı kabul etmedi. Doğduğu şehir olan Augsburg’tan ayrılıp Basel’e gitti ve oradaki ressamlar loncasına girdi. Haliyle çevreler tarafından tanınmaya başlandı. Londra’ya gittiğinde, VII. Henry’nin sarayına ressam olarak girdi. Holbein yaşadığı dönem olan Rönesans’ın sanat anlayışını benimseyip içine yenilikler katarak 16. yüzyılın önemli ressamlarından biri olmuştur.

Holbein’in yaptığı sanat eserleri dönemi ile alakalı pek çok bilgi vermektedir. Tabloya baktığımız an o dönemle bağlantı kuruyoruz. Bu resimde gördüğümüz nesnelerin neredeyse hepsinin bir anlamı var. Resimdeki adamların bir ağırlığı vardır. Umursamaz bakışları ise; onların değerlerini anlayamayacağımızı söylemektedir. Kürklerinden ve çevrelenmiş oldukları nesnelerden bunu çok net anlayabiliriz.

Yukarıdaki kesitte gördüğümüz nesneler denizcilikte kullanıyordu. Tablonun yapıldığı dönemde deniz yolları tutsak ticaretine ve ticaret gemilerine açılmıştı. Diğer kıtaların zenginlikleri gemilerle Avrupa’ya iletiliyordu. Bu zenginlikler sanayi devriminin çıkış noktası olan kapital birikimi sağlamıştır.

Bu karede ise kürenin yanında bir aritmetik kitabı, bir ilahi kitabı ve bir de ud görüyoruz. Bir ülkeyi sömürgeleştirebilmek için insanları (çünkü dindarlık sorgulamayı kısıtlar ve bu yüzden toplumlar kolay idare edilebilir ve tek bir gücün altında şekillendirebilirdi.) Hristiyanlaştırmak ve onlara hesap öğretmek (aritmetik kitabı) gerekiyordu. Peki neden tek bir gücün altında birleştirdikleri halde toplumun cahil kalmasına izin verilmiyordu? Çünkü diğer uygarlıklara dünyanın en ileri uygarlığının Avrupa uygarlığı olduğu göstermek istiyorlardı. Sanat konusunda da aynı tavrı takınmışlardı. Yani Elçilerin tavırları sadece onlarda gözlemlediğimiz şeyler değildi; bir sınıfa özgü bir tavırdı. Onların takındığı tavır, bizlere dünyanın onlara hizmet ettiğini söylüyordu ve sadece bunun için var olduğunu. Bu inandıkları düşünce, sömürgeciler ile sömürgeler arasındaki ilişkiyi haklı gösterip, desteklemekte kullanmışlardır.

Tablodaki kafatası ise Ortaçağ’da ölümün varlığını ve unutulmaması gerektiğini simgeliyor. Kafatasının resme aykırı bir biçimde resmedimesini John Berger şu şekilde açıklıyor;

Kafatası da resmin geri kalan kesimi gibi resmedilseydi fizikötesi anlamı kalmazdı. O da öbürleri gibi bir nesne, ölü iskeletinin bir parçası olurdu. Gelenek boyunca sürüp giden bir sorundur bu. Fizikötesi simgeler resme sokulduğunda (sonraları resme ölüm simgesi olarak gerçek kafatasları koyan ressamlar da vardır) resim yönteminin katı ve cansız olması yüzünden bu simgeler, çoğu zaman inandırıcı ya da doğal bir etki uyandıramıyordu.

 

KAYNAK

Berger John, Görme Biçimleri, İstanbul: Metis Yayınları, 2011.