Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
8

Merhabalar efendim. Bu yazımızda J. R. R. Tolkien’in yazığı Hobbit kitabının beyaz perdeye uyarlaması olan üçlemenin neden Yüzüklerin Efendisi kadar sükse uyandırmadığını ve onlara kıyasla vasat bir film serisi olduğunu anlatmaya çalışacağız. Her ne kadar LOTR evrenine aşık olsak da, herhalde sizler de kabul edersiniz, maalesef ki Hobbit serisine mükemmel demek pek de mümkün değil. Hadi şimdi bunun nedenlerine bir göz atalım.

Biliyor musunuz bilmiyoruz ama Hobbit serisinin asıl yönetmeni Peter Jackson değildi. P. J. en başta sadece serinin yapımcısıydı ve yönetmen Guillermo Del Toro’ydu. Lakin son dakika da Guillermo Del Toro bu işten cayınca yönetmenlik işi de Peter abimize kaldı. Şimdi bu ne alaka diyebilirsiniz ama Peter Jackson’ın yönetmenliğini yaptığı Yüzüklerin Efendisi serisi için Peter uzunca bir süre çekimlere hazırlanmıştı. Bu seride ise böyle bir vakti olmadı. Dolayısıyla senaryo ve film Yüzüklerin Efendisi’ne kıyasla tepeden inme kaldı.

Ayrıca Yüzüklerin Efendisi’nin kitapları da üçer tane ve oldukça uzundu. Üç filme sığdırılması bile mucizeydi (hatta bizce üç filmden çok daha fazla olmalıydı) ve o nedenle birçok olayı filme alamadılar. Lakin Hobbit, Yüzüklerin Efendisi’nin kitaplarına kıyasla daha kısa ve serisi olmayan bir kitaptı. Dolayısıyla üç film yerine tek bir filmde (bilemediniz iki filmde) çekilebilirdi. Lakin kapitalist dünya buna izin vermedi. Dolayısıyla filmleri gereksiz yere uzattılar ve kitabın içeriğinden bağımsızlaştılar. Bu da LOTR hayranlarını (yani bizi) oldukça üzdü.

Ek olarak, Yüzüklerin Efendisi’ni yanlış şekilde kopyalamaya çalıştılar. Örneğin Thorin, Aragorn ile yüzük tarafından cezbedilen Boromir’in karması bir karakter olarak karşımıza çıktı. Keza Bard’da oldukça Aragornvari bir karakterdi. Ayrıca kitaplarda ölen Azog’u da öldürmeyip Sauron tarzında ikinci bir düşman olarak elde tuttular. Yine Eowyn ve Arwen karışımı bir karakter olarak Tauriel’i yarattılar. Anlayacağınız Hobbit’in ruhundan saptılar.

Belki de Peter Jackson, ilk üçlemeye benzer bir film çekmek istedi amma ve de lakin bu sırada aslında Hobbit’in Yüzüklerin Efendisi’nden ne kadar farklı olduğunu unuttu. Yüzüklerin Efendisi hikayesi, Hobbit’e göre daha çok görevler, krallıklar ve savaşlar üzerine kurulu bir hikayeye sahip. Hobbit ise, köyünde sakince yaşamakta olan bir Hobbit olan Bilbo Baggins’in kahramanlaşma hikayesi üzerine kurulu.

Bize göre bu üçleme birçok nedenle sakat ama herhalde en göze batanı filmin Thorin, Thranduil, Kili, Tauriel, Legolas, Azog, Bolg, Gandalf, Radagast, Samug… vb. karakterlere odaklanmasıydı. Oysa adı üstünde bu filmlerin “Hobbit“i baz alması gerekiyordu. Bu, köyünden korkarak çıkan ama daha bilge ve zengin dönen bir Hobbit olan Bilbo Baggins’in hikayesi olmalıydı. Peter Jackson bizlere yanlış hikayeyi anlattı ya da hikayeyi yanlış anladı.

Yani anlayacağınız filmler, kitabıyla aynı hikayeye sahip olamadı. Ana amacından saptı. Dediğimiz gibi Peter Jackson, Hobbit’i de ilk üçlemesine benzetmek istedi (birde filmi serilere bölerek uzatıp daha çok para kazanmak istedi) ve bu nedenle kitapta geçmeyen hikayeler, savaşlar ve karakterler yarattı. Evet, Yüzüklerin Efendisi serisinde de ekleme (uydurma) olaylar vardı ama göze batmayacak şekilde ustaca yerleştirilmişti. Örneğin o efsanevi Miğfer Dibi Savaşı’na Elflerin gelmesi aslında kitapta yoktu ama bu durum izleyiciyi rahatsız etmekten ziyade tüyleri diken diken etti. Güzel bir yerleştirmeydi yani. Ne yazık ki bu seride öyle olmadı. Bunlara aşağıda uzun uzun değineceğiz:

1. İlk olarak yukarıda da belirttiğimiz gibi, kitapta Tauriel diye bir karakter yok. Tamamen sonradan filmi uzatmak ve “renklendirmek” için eklenmiş bir karakter kendisi. Orta Dünya’nın tarihinde yer almıyor, Silmarillion’da adı geçmiyor, Yüzüklerin Efendisi’nde ondan bahsedilmiyor. Neden biliyor musunuz? Çünkü kendisini tamamen Peter Jackson yarattı.

Peter abimizin bu kadar erkek arasına bir kadın savaşçı karakter eklemesi tabi ki de sorun değil. Sorun bu karakterin yarattığı aşk üçgeni saçmalığı! Eğer Tolkien’in yarattığı evrene hakimseniz siz de bu konuda bize katılacaksınız. Bir elf-cüce birlikteliği Orta Dünya’nın tarihi boyunca yaşanmamış bir durum. Bir kere bile olsun Tolkien böyle bir eşleştirme yapmadı. Bu eşleştirmeyi yapmak tamamen Tolkien ruhuna aykırı bir durum! Dolayısıyla sizlere ne kadar sempatik gözükse de asla kabul edilebilir bir durum değil bu.

Eğer P. J., Tauriel’i farklı şekilde, daha mantıklı bir şekilde kullansaydı, bizler için de bu kadar büyük bir sorun olmazdı. Örnek olarak Elfleri hareketsiz durmamaları, savaşa katılmaları yönünde ikna etmeye çalışan cesur bir Elf savaşçısı olarak karşımıza çıksaydı etkisi daha büyük olurdu bizce.

2. Üzülerek söylüyoruz ki Legolas kitapta yer almıyordu! Tamam, tamam anlıyoruz. Tolkien Hobbit’i yazdığında henüz Legolas’ı yaratmamıştı ama bu onun var olmadığı anlamına gelmez diyorsunuz. Peki. Lakin yine de filmlerde bu kadar büyük bir rolü olmamalıydı kendisinin. Hikayeye bu kadar da dahil edilmemeliydi.

Bu arada Peter Jackson’ın Aragorn‘a da filmde yer vermek istediğini ve Viggo Mortensen’in hikayeye uymayacağı için bu teklifi reddettiğini biliyor muydunuz? Ne derseniz deyin bizce Orlando Bloom’da bu teklifi reddetmeliydi…

Hazır Aragorn’dan bahsederken filmin sonunda Legolas, Yolgezer’i (Aragorn’u) bulmak için yollanıyordu, hatırladınız mı? Güzel. Şimdi, Hobbit’de gerçekleşen olaylar Üçüncü Çağ’da 2941 ile 2942 yılları arasında gerçekleşiyor. Aragorn ise aynı çağda 1 Mart 2931 yılında doğuyor. Yani bu olaylar olurken kendisi 10 yaşlarında. Aragorn 20 yaşında iken gerçekte kim olduğunu öğreniyor ve Ayrıkvadi’deki hayatını geride bırakarak oradan ayrılıyor. Aragorn’un “Yolgezer” lakabını edinmesi ise 2956 yılından sonra. Dolayısıyla o yıllarda Legolas’ın Yolgezer’i bulma ihtimali falan yok! Filmde bu tarihi ayrıntı gözden kaçmış olsa gerek. Ne diyelim, yazık.

3. Hazır var olmayan karakterlerden bahsederken Alfrid ismi ile karşımıza çıkan bir karakter vardı ya, hah işte aslında o da kitapta yer almıyordu. O da, tıpkı Tauriel gibi uydurma bir karakter. Gerek tipi, gerekse karakteri ile Grima Solucandil‘den esinlenilerek yaratıldığı belli kendisinin. Lakin olmamış. Tamam, komik bir karakter yaratılmak istenmiş olabilir ve filmi izlerken de bir iki kere bazı izleyicileri gülümsetmiş de olabilir ama ona da filmde bu kadar uzun süre yer verilmiş olmamalıydı. Filmin gerçekten de hatırı sayılır bir süresi ucuz Alfrid komedisinden ibaretti. Hatta galiba üçüncü filmde serinin odak konusu olması gereken Bilbo’dan çok Alfrid’i görmüş olabiliriz.

4. Değiştirilen hikaye de cabası! Öncelikle filmde ana kötü karakter olarak Azog‘u işlemeleri tamamen anlamsız. İlla bir kötü karakter abartılacaksa o, Azog olmamalıydı. Zira aslında Azog erkenden aramızdan ayrılmış ve kitapta orduyu Bolg yönetmişti. Keza Bolg’u da Legolas değil, Beorn öldürmüştü. Neyse.

5. Filmlerde izleyiciyi Thranduil ve Elflerden resmen nefret ettirdiler. Oysa kitapta anlatılan Thranduil böyle biri değil. Thranduil hiçbir zaman Erebor’un cücelerine karşı düşmanlığa yemin etmemiştir.

Thranduil, Smaug, Göl Kasabası’nı yok ettiğinde insanlara yardım etmeye gelen biri ve anlatıldığı kadarıyla 5 Ordu’nun Savaşı sırasında Bilbo, Thranduil ve Elflerle takılmayı tercih ediyor. Zaten Bilbo’nun elflere olan hayranlığını Yüzüklerin Efendisi’nden de hatırlayabilirsiniz.

Keza Elfler de bu filmlerdeki kadar gaddar da değiller. Cüceler yakalandıkları zaman Thranduil tarafından iyi bakıldılar, tıpkı bir misafir gibi. Evet, Elfler niyetlerini açıklayana kadar cücelerin gitmelerine izin vermediler ama filmde gösterildiği gibi Cücelere de paçavra gibi davranmadılar. Her biri mağaralarda birer hücreye kapatıldıktan sonra bile hala iyi bakıldılar ve iyi içecekler ve yemeklerle beslendiler.

Üstelik elfler ile cüceler gerçekte birbirlerinden nefret etmiyorlar. Sadece ayrı dünyaların insanları bu iki ırk. Farklılar ve farklılıklarını çoğunlukla bir kenara bırakamıyorlar. İki ırkta keçi gibi inatçı. Yüzüklerin Efendisi’ndeki çekişme sorun değildi ama bu filmlerde yansıtılan ölümcül düşmanlık tamamen absürt.

6. Cücelerin bazılarının feminen olduğunu fark etmişsinizdir. Hangi diyarda feminen Cücelere rastlanıyor lütfen biri bize söylesin. Ayrıca Cücelerin boylarına da değinmeden edemeyeceğiz. Zira hiçbiri Yüzüklerin Efendisi’nde bize tanıtılan cüce modeline benzemiyor. Gimli, İnsanlara ve Elflere göre çok daha kısaydı ve tek başına gözüktüğü sahnelerde bile kısa olduğu belli oluyordu. Bu seride ise cüceler bırakın kısa olmayı maalesef ki dev gibi duruyorlar!

7. Değişen senaryodan bahsederken CGI ürünü kaya devlerin kavgasından bahsetmek dahi istemiyoruz! İçimizde kanayan bir yara bu.

8. Ayrıca filmlerde gördüğümüz “Ejderhanın Laneti” gibi bir olay da kitapta yok! Thorin’in aç gözlülüğünü bir lanete bağlayarak Peter Jackson, kitabın tüm “iyi, kötüye karşı” tonunu, çatışmasını yok etti. Tamam anlıyoruz, Peter Jackson bizlere “en iyi kişi bile bozulmaya açıktır” felsefesini göstermek istedi (lakin beceremedi, lanetsiz daha iyi belli olurdu bu) ama bu yüzden film, kitabın ana noktasından saptı.

CGI. Bizce değinilmesi gereken önemli bir konu. Belki de Yüzüklerin Efendisi’ni, “Yüzüklerin Efendisi” yapan şey, izlediğimiz her şeyin bizlere gerçekçi gelmesiydi. Evet CGI vardı ama ayarındaydı. Orkların ve Uruk-hai’ların makyajlarından (ki bunlar el yapımıydı) tutun da savaşlara kadar izlediğimiz hiçbir CGI aşırı derece de göze batmamıştı. Lakin Hobbit’deki CGI göz ardı edilemeyecek kadar yoğun, gülünç ve filmin ruhunu katledici bir şekildeydi. Özellikle üçüncü filmde izlediğimiz neredeyse her sahnede CGI vardı. Bu da seriyi basitleştirdi.

Başka bir önemli konu ise filmin tonlaması. Filmin tonunun ciddi olmadığını söylesek herhalde itiraz eden olmaz. Tonlaması oldukça çocuksu olan bir film serisi bu. Ve evet, “Çünkü bu bir çocuk kitabı.” diyeceksiniz lakin bu evrenin yaratıcısı Tolkien okuyucusuna karşı dilini kolaylaştırma ihtiyacı duymamışken neden Peter Jackson duydu? Hollywood neden izleyicisine aptalmış gibi davranıyor hiç anlayamadık.

Lakin zannedersek Hobbit serisinin asıl problemi karakter eksikliği. Yüzüklerin Efendisi’nde yüzüğü yok etmek üzere yola çıkan karakterler akılda kalıcıydı. Korkusuzlardı ve canları pahasına savaşıyorlardı ama insanlıkları da ön plandaydı. Örneğin Miğfer Dibi Savaşı’nda cesaretin yanında korku ve fedakarlık da vardı. Karakterlerin huyları suları açıkça izleyiciye sunulmuştu dolayısıyla karakterler ve aralarında geçen diyaloglar filmi daha inandırıcı yapıyordu.

Hobbit’deki 12 Cüce ise maalesef birbirinden ayırt edilemez bir haldeydi. Kim hangisiydi, o kişinin özelliği neydi bilinmiyordu. Kitapları çokça kez okumayan ya da filmleri defalarca izlemeyen biri gerçekten her birinin kim olduğunu ayırt edebiliyor mu? Veyahut her bir Cüce’nin adını hafızasından sayabiliyor mu? Ya da gerçekten serinin sonunda kimin öldüğünü önemseyeniniz ve hatırlayanınız var mı? Eminiz ki çoğunluk bu sorulara olumsuz cevap veriyordur. Filmlerin ana eksikliği buydu işte.

Hatta serinin bir karakteri yoktu… Çok fazla eksiği ve bir o kadar da fazlası var bu serinin. Kitaptan bağımsızlaşır ve öyle izlerseniz eğer, evet güzel bir film serisi, tam patlamış mısır yemelik. Lakin dönüp de asıl dayanağı olan kitaba bakarsanız veyahutta aynı evrene ait olan Yüzüklerin Efendisi serisine bakarsanız, sizlerde tıpkı bizim gibi, ne yazık ki “olmamış bu seri” diyeceksiniz.

Sonuç olarak, Peter Jackson’a, Azog’u dirilttiği için ya da ne kadar saçma olursa olsun Tauriel’i ve o abes aşk üçgenini yarattığı için kin beslemiyoruz. Ona, romanın temasını tamamen yok ettiği için, Hobbit’i üç filme çevirip de hala bizlere “hobbit”in öyküsünü anlatmadığı için kin besliyoruz. 

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
8

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here