Hip Hop’un 70’lerdeki doğuşu, şiddet ve yoksulluk gibi mücadelelerle başladı. 80’lerde başka bir boyuta geçti ve bu türe beklenmeyen bir başarı kazandırdı. Pek çok ismin ve grubun Hip Hop’un ilerlediği yolda izleri vardı, şüphesiz bu başarı paylaşılıyordu ve bu başarıya yön vermek isteyen bir isim daha vardı.

UNITED STATES – JULY 15: Record producer Russell Simmons on the phone at 111 Barrow St. “Simmons is rarely without hat or phone” (Photo by Ed Molinari/NY Daily News Archive via Getty Images)

Russel Simmons, Queens’te eroinin hüküm sürdüğü sırada City College’a gitti ve Harlem’de Hip Hop ile yakınlaşmaya başladı. 77’de Eddie Cheba Rap, Furious Five, Cold Crush Brothers, Melle Mel ve DJ Hollywood yeni bir neslin ve fikirlerin temsilcisi olarak oldukça etkindiler. Russel Simmons bu zaman diliminde partiler vermeye başladı. Bu partilerde kayıt dünyasındaki ilk solo MC olan Kurtis Blow mikrofonda Grandmaster Flash‘e eşlik ediyordu. Russel, Blow’un menajeri oldu ve birlikte “Christmas Rappin” parçasını yaptılar. Birçok şirketle anlaşıp bu şarkıyı satmaya çalıştılar fakat geri dönüş alamadılar. Frankie Crocker, WBLS New Yorkt’aki en iyi DJ idi ve mutlaka onunla görüşmeliydiler. Frankie’nin işten sonra Leviticus adında bir kulübe gittiğini öğrendiler. Russel bir şekilde şarkısını ona dinletmeliydi ve kaydı alıp çalması için DJ’e para vermeyi düşündü. Frankie gelip bara oturduğunda DJ’den onu çalmasını isteyecekti ve tüm üniversite tayfası da orada olacaktı, şarkı çalar çalmaz da herkes kendinden geçecekti. İstediğini başardı da, DJ parçayı çaldı. Parça dinleyenlerle birlikte Frankie’nin de dikkatini çekti ve DJ’e şarkının adını sordu böylece Noel sabahı Frankie, Christmas Rappin’i radyoda çaldı. Parça tahmin ettiklerinden de büyük bir başarıya ulaşmıştı. Avrupa’nın da her yerinde çalmasıyla hem Russel hem de Kurt şaşkındı.

Christmas Rappin’ Russel’ın ilk hitiydi ama istediği gibi değildi. Kendi kurallarıyla, kökenine ait bir Hip Hop yapmak istiyordu ve bunu birlikte yapacak çocukları da bulmuştu. Bu birlikteliğin ardından Hip Hop’un Beatles’ı olarak adlandırılan Run-DMC grubunu kurdu ve parçaları “Sucker M.C.s” müzik olmadan, scratch dışında hiçbir şey olmadan yapılmıştı ve bu Hip Hop’un ilk oluştuğu zamanlara oldukça yakındı. O zamanlar çoğu iş, müzik aletlerine dayanıyordu. Grandmaster Flash and the Furious Five‘dan Sugar Hill‘e kadar kayıtlar orkestraydı ama Run DMC ve Jam Master Jay’e gelince sadece davul var gibiydi.

Run DMC kökenlerine dayanarak onları yükselten işler yaptı. Özellikle sokaktan gelen insanlar bu müziği sevmişlerdi. Russel, tarzları konusunda da kökene aykırı davranmak istemiyordu ve onlara Adidas giydirip sokaklara daha da yakınlaştırdı. Tam anlamıyla sokağın bir yansımasıydı artık. Eski ve abartılı popüler disko kültürü gibi kültürlerin yansıması kostümler yerine Kangol şapkalar, Lee pantolonlar, kot takımlar ve Adidas spor ayakkabılar vardı. Adidas satışlarında artışlarla da Russell bu ayakkabıların kültür için anlamını farketti ve Run DMC’ye “My Adidas” adında bir şarkı yapmalarını söyledi. Parça yapılmıştı ve verecekleri konserde onları dahası bekliyordu. Adidas’tan bazı temsilciler Madison Square Garden’daki konsere gelmişti. Parça esnasında seyircilerden Adidas ayakkabılarını kaldırmalarını istediler. Herkeste meşhur üç şeritli Adidas ayakkabılar vardı ve bu noktada Adidas Run DMC ile anlaşmasa olmazdı. Run DMC markalaşmanın gücünü gösteren ilk grup olabilirdi. Gençleri sadece tarzlarıyla değil, her açıdan etkiliyorlardı.

Russell Simmons, Hip Hop’un geleceği ile ilgili vizyonu daha da farketmeye başladı. Sokaklar her şeyin anahtarıydı. O zamanlar da müzik yapmakla ilgilenen ve Hip Hop’a oldukça hevesli olan bir diğer genç isim Rick Rubin‘in, “Its Yours” parçası Simmons’ın dikkatini çekmişti. Rubin’in siyahi olmamasına ve bu denli siyahi müziği yapmasına şaşıran Russell ile Rubin tanıştılar ve iyi anlaştılar. Rubin, Def Jam Recordings‘in başındaydı ve Russell’a birlikte çalışmayı önerdi fakat Russell bir üniversite öğrencisiyle iş yapmak istemiyordu ve yine de onu yetenekli buluyordu. EMI gibi önemli bir marka varken Def Jam Records neydi ki(!). Fakat Rubin ısrarcıydı. Russell’ın Run DMC ve diğer grupların başarısı nedeniyle EMI ile yapılmaya hazır anlaşmaları vardı fakat Rick ile çalışmak keyifliydi ve başka bir şirket iyi olur diye düşündü. Böylece Def Jam Records’ta artık birlikteydiler. Oldukça küçük başlamışlardı fakat Hip Hop ile de oldukça ilgiliydiler, bu işe katacak tutkuları vardı. LL Cool J, Slick Rick, Beastie Boys Def Jam sanatçılarıydı. Rick müzik konusunda vizyonerdi, Russell da işlerin nasıl gideceği konusunda vizyonerdi. Bu ortaya iyi bir ikili çıkarmıştı. 80’lerin ortasındaki müzik endüstrisine bakınca Russell bunun daha iyi olabileceğini öngörmüştü. Yeni ve yaratıcı müziği seven beyaz gençler, Rap müziği desteklediler böylece piyasada bir boşluk oluştu. Tam da bu boşluğa koymak istedikleri şeydi müzikleri. Def Jam, Hip Hop’a yeni bir yön verdi ve hakettiği asıl tarzına dönüş yapılmıştı. Ama Hip Hop hala ana akıma yayılamamıştı ve bu bir şarkı ile değişmek üzereydi.

Rubin, Aerosmith-Walk This Way parçasını Run DMC tarzında kaydetmeyi önerdi. Bu fikir üzerine tartışmalar yaşasalar da Rubin, Aerosmith’i stüdyolarına getirdi ve birlikte çalıştılar. Walk This Way orijinal sözleriyle söylendi, ortaya sağlam bir iş çıkıyordu ve bunu yapmaları onları Amerika’nın ana akımına dahil etti. Run DMC, Rolling Stone dergisinin kapağındaki ilk rap grubu oldu. Dej Jam’in HipHop’ı dünyaca dinlenen bir hale dönüştürme vizyonu gerçekleşmişti. Walk This Way büyük bir hit olmasına rağmen Hip Hop yeraltı dünyasında, sonraki nesle ilham veren Run DMC’nin önceki tarzı olmuştur.

Queens’te Marley Marl adında bir DJ ilk kıvılcımı atıp Hip Hop müziği yeniden tanımlayacak olan aracı ortaya çıkarmıştır. Marley Marl, Sucker M.C.’s i dinlediğinde etkilenmişti ve bu parçanın Hip Hop’u değiştirdiğini düşünüyordu, dinlerken sokakları hissedebiliyordu. Bu yüzden ilk çalışmalarındaki gerçek sokak sesine geri dönmeye karar verdi. Davul seslerini kendi tarzıyla yeniden düzenledi. Bas ve trampeti kullandı çünkü DJ olarak etkileyici olduklarını biliyordu. Çalışma tarzı oldukça farklıydı. “Impeach the President” gibi parçaları yeniden yaratıyordu. Şarkıdaki trampeti ve bası alıp davul seslerinin ötesinde kendi tarzında yeniden çalıyordu. Herkes standart davul kullanıyordu ve bu her parçada neredeyse aynı sesi veriyordu. Marl ise trampet ve bası kendi tarzındaki kullanışıyla farklılık yaratıyordu. Düzensiz olmasına rağmen çok iyiydi ve gerçek sokağı hatırlatıyordu. Marl, Hip Hop’ta yeni bir dönem açtı. Evet Hip Hop şöhretliydi ve güzel kayıtlar yapılıyordu lakin o gerçek kapıyı aralayan kişi oldu. Bu kayıtların yapılma tarzını tamamen değiştirdi. Grandmaster Flash’in olduğu gibi Marley de bir müzik devrimcisiydi. Onun sample yöntemleri Hip Hop’u değiştirdi ve aralarında Big Daddy Kane’in de olduğu yeni bir grup MC’nin kariyerini ateşledi. Kane iyi bir MC’liğin temellerini bir arada oldukça iyi kullanıyordu. Ritim, mikrofondaki tavır ve punch linelar. Rakim onun 80’lerdeki en güçlü rakibiydi. Rakim’in söz tarzı tek başına bugünkü Hip Hop’ın tınısını belirledi ayrıca John Coltrane’den etkileniyordu ve cazla büyüdüğü için Hip Hop ona göre basitti, eğer John’un saksafon çalışı gibi söz yazabilirse ritim ve karışımın çok iyi olacağını düşünmüştü. Görsel ve açık bir şekilde söz yazıyordu ve en önemlisi sözleri boş değildi, insanların gözlerini açacak şeyler yazıyordu. Hip Hop bilincinin, o müziği seven insanların yaşadıklarıyla bağlantı kurması önemli bir amaçtı. MC’ler arasında bir şeyler söylemeliyiz diyen bir grup vardı ve oyun değişmişti. Rakim ve onun neslinden diğer MC’ler rap müziğe flow gibi unsurlardan daha fazlasını kattılar. Genç ve siyah Amerika’nın yeni bilincini temsil ediyorlardı ve bu bilinci kitlelere götürecek olan banliyöde bir üniversite radyosunda çalışan ortak görüşlü çocuklardı.

Public Enemy üyesi Chuck D, 60’ları bilen biri olarak o dönemin siyasal olaylarına yakından tanıklık etmişti. Bu olaylar onların zeminini ve başlangıcını belirledi. Bill Stephney tarafından yönetilen WBAU radyosu, Delphi Üniversitesi’nden yayın yapıyordu. Burası Long Island ve Queens’teki Hip Hop müziğin merkeziydi. Spectrum City’nin bir parçasıydı. Mobil DJ’lerden oluşan Spectrum’da, Hank Shockley, Keith Shockley ve Profesör Griff vardı. Hip Hop radyosu DJ’leri olmak istiyorlardı. WBAU’ya çıkıp başkalarının müziklerini çalma şansı yakaladılar. Öncelikle ve en önemlisi Chuck D vardı. O bir bakıma vizyonerdi ve sonra bir de BAU’ya gelen biri vardı, MC DJ Flavor Flav. Flav ile Chuck, Public Enemy “Number One” adıyla bir rap kaydı yaptılar. Rick Rubin Number One’ı duymuştu ve Chuck’a bayılmıştı, onu Def Jam bünyesine katmak istiyordu fakat Chuck, Def Jam’e katılma konusunda isteksizdi. O daha çok kelimelerin ve müziğin bir anlam ifade etmesini isteyen taraftaydı, güç ve barış için haykırıyorlardı. New York’ta siyahlara kötü davranılıyordu, aşağılanıyorlardı ve o da onlara güç verebilecek bir şeyler düşünüyordu. Bu gerçekleşecekse eğer Def Jam’deki yeni bir rap grubu olmaktan fazlasını içeren bir tasarımla ortaya çıkmak gerekiyordu.

Public Enemy 60’ların ve 70’lerin öfkesini alarak Hip Hop’a kattı ve geçmişin öfkesiyle polisin yozlaşmasını, New York ve başka yerlerdeki polisin sınırlarını aştığını gören bir neslin, şimdiki ve gelecekteki öfkesini açıkça dile getirdi. “Fight The Power” gibi bir şarkı yapıp ortalarda şöyle demek “Elvis was a hero to most but he never meant shit to me” diğerlerinin kahraman figürlerini reddettiklerini gösteriyordu çünkü kendileri gibi değillerdi ve bunu söylemeye cesaret edemeyenleri de temsil ediyorlardı. Chuck ve Public Enemy bir direnişi temsil ettiler, sonunda neredeyse kahraman gibi olmuşlardı. Herkese ilham ve cesaret aşılıyorlardı. Hip Hop öfkeli siyahilerin sesini duyurabilirdi ve kelime kullanma şekliyle her sesin aracısı olabilirdi. Reagan ve Bush zamanında Hip Hop öfke dolu bir ses olarak, gerçekleşen yozlaşmalara karşı çıkabilirdi. Kelimeler bunun için inanılmaz bir araçtı zaten. 80’ler Hip Hop’un değişim zamanı oldu. Kurtis Blow’un Corduroy’da Noel hakkında rap yapmasıyla başladı ve Public Enemy’nin yorgunluk zamanlarında iktidarla savaşmasıyla son buldu. Hip Hop artık bir sesti, bir sektördü ve bir hareketti. Bu ses ana akıma dönüşmekle kalmadı New York’un sınırları dışına da ulaştı.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here