Neredeyse izlediğimiz her film, dizi, okuduğumuz her kitap tek bir kişiyi odak noktası yapar ve bütün olaylar o kişinin çevresinde döner. Tüm hikayeler bir kişiyle başlar ve bir kişiyle biter. Peki sizlere, çocukluğumuzda bize okunan masallardaki prensesi kötü kraliçenin lanetini kurtaran prensin Coelho’nun Endülüslü Çobanı ile aynı kişi olduğunu hatta ikisinin de “bu kişi” olduklarını söylersem ne düşünürsünüz? Bu kişi derken aslında hikayenin kahramanını kastediyorum ancak sanılanın aksine her hikayenin farklı bir kahramanı yoktur. Yine sanılanın aksine her hikaye diye bir şey de yoktur aslında, var olan tek bir hikaye vardır ve günümüze dek yazılmış, söylenmiş, nesillerden nesillere ulaşmış her hikaye bu tek hikayeden türetilmiştir. Bu iddiayı dünyaya tanıtan ise Amerikalı bir mitolojist, yazar ve okutman olan Joseph John Campbell’dır.

Joseph Campbell

Campbell’ın, The Hero’s Journey kitabında şöyle belirtir; her hikaye bir kahramanı temel alarak ilerler. Bu kahramanların hiçbiri hikayenin başında bulundukları yerden memnun değildir. Hepsi bir arayış içindedir, sıradanlıktan kurtulma çabasındadırlar. Bu sıradanlıktan kurtulmak için her kahraman bir çağrı alır, bu çağrı onları sınırlarının dışına çıkmaya davet eder ki hikaye kahramanının aradığı da budur zaten. Çağrının ulaştığı kahraman bu çağrının çekiciliğine karşı koyamaz hale gelir. Bu karşı konulmazlık nedeniyle tereddütlerle dolu bir süreç geçirse de çağrıyı kabul eder. Kabul ettiği andan sonra kahraman başka bir dünyaya adım atar, eski “sıradan” dünyadan yeni “özel” dünyaya geçer. Çağrının kabulü sıradanlıktan kurtulmak için geçilmesi gereken bir eşiktir, kahramanın “gerçek kahraman” olma yolunda attığı ilk adımdır. Harry Potter’ın Hogwarts’a gitmek için içinden geçtiği duvardır, Hunger Games’te Katniss’in kardeşi yerine gönüllü olduğu andır. Aslında her hikaye bu kahramanın bu eşiği geçmesiyle başlar çünkü yeni dünya tahmin edilemez tehlikeler, düşmanlar ve testlerle doludur. Bilinenden bilinmeyene atılan adımın getirdikleriyle yüzleşmeye başlar kahraman.

Harry Potter
Felsefe Taşı

Kahraman, başladığı noktadan çok uzaktadır artık. Kişiden kahramana dönüşümü başlamıştır. Yürüdüğü yolda onlarca testten geçer. Her test onu en büyük teste hazırlar aslına bakılırsa. Kahramanın karşılaşacağı en büyük tehlike, mağaranın en dibi. Potansiyel kahraman, bu testi geçer ve karşısına çıkan bu büyük tehlikeyi atlarsa gerçek bir kahraman olabilir. Harry Potter’ın en büyük sınavı neydi mesela? Altı kitap boyunca binbir çeşit düşmanla karşılaştı, birçok zorluğu başarıyla alt etti. Bunların hepsi onu, Voldemort ile karşılaşmasına hazırladı. En büyük sınavı bu düelloydu ve bunu kaybederse bedelini hayatıyla ödeyecekti.

Harry Potter
Ölüm Yadigarları II

Harry bu savaştan sağ çıktı, en büyük testi geçti ve “gerçek kahraman” statüsüne erişti. Başka biri olarak yeniden doğdu. Eski kimliğinden tamamen çıktı ve gerçek bir kahraman oldu. Bundan sonra yapacağı şey ise eşiği geçerek adım attığı “özel dünya”da öğrendiklerini “sıradan dünya”ya aktarmak olacaktır. Bu nedenle kitabın epilog bölümünde yetişkin bir Harry portresiyle karşılaştırmıştır bizi yazar. Kişisel gelişimi tamamlanmış karakter artık kahraman olmasının bütün özelliklerini taşımakta ve bunları çevresine yaymaktadır. Neredeyse her hikaye, bize okunmuş her masal, eski çağlarda anlatılmış her destan/mit bu yapı üzerine kurulmuştur. İnsanlığın ortak hafıza yıllarca şekil değiştirse de temeli ayni kalmıştır. Aşağıda gördüğünüz ise hemen hemen hikayenin izlediği yolun Campbell tarafından şematize edilmiş halidir:

The Hero’s Journey
Joseph Campbell

Kapaktaki Görsel: John Bauer- Freja(1905)

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here