Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
6

Gogol öykülerinin incelemeye ilk olarak Neva Bulvarı, Burun, Portre öyküleriyle başlamıştık. İkinci incelememizi Palto öyküsü üzerinden yapacağız ve daha sonra Fayton ve Bir Delinin Anı Defteri adlı öyküleri ele alarak kısa bir bütünsel bakışla yazı dizimizi sonlandıracağız.

Serimizin ilk yazısına buradaki linkten ulaşabilirsiniz.

Palto

Gogol’un Rus insanını aşağılayıcı bir şekilde anlattığı gerekçesiyle birçok eleştiriye konu olan bu öykü, Dostoyevski’ye “Hepimiz Gogol’un paltosundan çıktık” dedirtecek kadar değerlidir. Öykü sosyal hayattaki varlığını hissettirebilmenin acı gerçekleriyle yaşayan, Gogol’un karakterlerine münhasır mütalaa edilen bir kabuğuna çekilmişlikle baş başa “sıradan bir insan” olan baş karakter Akakiy Akakiyeviç ile tanıştırır bizi. Bir yandan kamu kurumlarının insanları fabrikasyon haline getirmesi eleştirisiyle karşılaşırken bir yandan sosyal hayatın içinde savrulan Akakiy’in acıları ile yüzleştirir. İnsanların her sabah aynı saatte uyanıp aynı koltuğa oturup aynı statüdeki insanların içinde yine aynı işleri ve bu işlerin benzerleriyle gününü geçirdiği halde temel ihtiyaçlarının bir kısmını dahi karşılamak için ödediği bedeli anlatmak istemiştir Gogol. Akakiy insanlığın bu durumu içinde kavrulan sıradan bir yazı işleri memurudur. Gogol, Akakiy Akakiyeviç’ten bahsetmeye başlarken doğduğunda talihsiz bir ad koyma hikayesiyle başlar. Kaderinin işte tam orada çizildiğinden bahseder, babasının adını taşıyan ve babasının mesleğini yapacak olan bir yazı işleri memuru olacağı oldukça açıktır. Tam o anda, bir çığlık koparmıştır Akakiy. Daha sonra susacağı günlerin yerini dolduran bir çığlık. Nasıl yazı işleri memuru olduğu ve ne zaman kimin aracılığıyla buraya geldiği hakkında kimsenin bilgisi olmayan bu adamın her gün yaptığı tek şey yazıları temize geçmekken, hayatta amaç edindiği tek şeyin bu olduğunu söyler Gogol. Ne bir statüko peşinde koşan, ne de sosyal hayatın içinde gününü gün edebilecek bir adamdır. Her gün işe geldiği yoldan evine dönen, soğuk bir kış akşamı Petersburg sokağının sıradan bir memuru olmaya itmiştir hayat onu. Bulunduğu mevkiden daha üst mevkilere çıkmak dahi istememektedir. Eve gittiğinde her akşam yaptığı tek şeyin bir parça ekmek ve bir parça et yedikten sonra daha önce temize geçtiği yazıların kopyasını çıkarmaktır. Başka bir hayat tahayyülünde yoktur sevgili Akakiy’in. Dairedeki genç memurlar onunla alay etmekten hiç geri durmazlar. Sabrının son noktasında geldiğinde de Akakiy: “Bırakın beni! Neden bana böyle eziyet ediyorsunuz? Ben sizin kardeşinizim! Neden bana eziyet ediyorsunuz?” şeklinde sitem eder. Bir gün yine iş yerindeki arkadaşları Akakiy ile dalga geçerken bir adamın kulaklarında çınlar bu cümle. “Ben sizin kardeşinizim neden bana eziyet ediyorsunuz?” o günden sonra hep içi titrer bu adamı gördüğünde, onunla dalga geçildiğinde hatta durup dururken. Gogol sanki bu adamı alt metni kuvvetli bir film sahnesi çeker gibi aktarmıştır. Bu adamın Akakiy’e karşı olan mahcupluğunu oldukça titrek aktarmıştır cümlelere. Bu hikayenin sıradan adamlarından biridir o da ama hala bu hiyerarşi ve tabakalaşma onun insani duygularını buharlaştırmamıştır. O ümit hala bir yerlerde mevcuttur Gogol için.

Bir gün Akakiy Rusya’nın soğuğunu yamalı ve artık herkesin bir paltodan ziyade çulluk olarak gördüğü incelmiş paltosu ile geçiremeyeceğini anlar. Bu incelmiş kısımları ve soğuk geçiren yerleri onaracağını düşünerek her zamanki gibi terzi Petroviç’in yolunu tutar. Petroviç sürekli alkollü ve alkollü olmadığı zamanlarda ise daha fazla para koparmak için tilkilik peşinde koşan bir adamdır. Akakiy, Petroviç’in yanına vardığında onun alkollü olmadığını gördüğü zaman geri dönmek ister ama iş işten geçmiştir. Petroviç oldukça yüksek bir meblağ söyler, Akakiy bu meblağı duyduğu vakit şaşkına döner ve terziden çıkar kendi kendine konuşmaya başlar “olacak iş değil, yarısı olsa bulunur da bu kadar para… olacak iş değil!” Petroviç’in alkollü olduğu bir zaman tekrar uğrar ve bu sefer Petroviç güzel bir yağ çekerek yeni bir palto dikeceğini ve oldukça özeneceğini söyler. Akakiy’in başka çaresi yoktur. Yeni paltoya razı olur, parayı toparlayana kadar aç kalma, mum yakmama, ayakkabılarının uçlarına basarak eskitmeden yürüme gibi durumlarla baş edeceğini bile bile. Umarsızdır Akakiyeviç, Petersburg’un bu ayazında bir insanın ihtiyacı olduğu tek şey vardır, kalın bir palto. Bunu elde etmek için aylık 400 ruble alan bir memurun ödemesi gereken bedel oldukça fazladır. Her şeyden temkinli bir şekilde kısarak parayı toplar ve bu paltoya kavuşur. İş yerine gittiğinde bu paltoyu gören iş arkadaşlarını paltonun başına üşüşerek bunun kutlanması gerektiğinden bahseder. Akakiy, kızarır bozarır böyle bir çevre içinde bulunmaya, kutlamalara, hiç alışık değildir. O alt tarafı yazıları temize çeken bir memurdur nihayetinde. Biri çıkıp bugün doğum günü olduğunu söyleyerek herkesi evine davet eder. Akakiy gelmemekte diretse de ısrarlar sonucu bu kutlamaya yollanır. Kutlamada kısa süre konuşulan paltosunun ardından Gogol’un meşhur cümlesindeki gibi devam eder gece: “Memurlar, akşam olup da yapılacak işler bittiğinde, birbirlerinin evlerinde toplanır ve kağıt oynayarak ucuz kurabiye eşliğinde çaylarını yudumlayarak, yüksek sosyeteye dair son dedikoduları birbirlerine anlatırlar ki bu dedikodular, Rus insanının hiçbir zaman hiçbir koşulda vazgeçemeyeceği şeylerdir.

Akakiy tam gidecekken bir şampanya patlatılır bu palto için… Böylece biten gecenin ardından ayaza karşı mücadele eden Akakiy paltosunu giyerek köprüye doğru yürümeye koyulur. Birden iki adamdan biri yakasına yapışarak ne olduğunu anlamadan bu palto benim diyerek paltosunu alır ve gider. Akakiy, şaşkın bir şekilde evine gider ev sahibesinin tavsiyesiyle ertesi sabah vakit kaybetmeden bir emniyet müdürüne yollanır. Gözüne uyku girmeyen Akakiy, emniyet müdürünün evine gittiğinde uyuduğu için görüşemez. Defalarca uğrar, en sonunda paltosunun bulunacağı ümidiyle görüştüğünde emniyet müdürü tarafından sorguya çekilir. Akakiy, memurluk hayatı boyunca ilk kez işe gitmemiştir. “Ertesi gün ise yamalı ve incelmiş “sabahlığı” ile işe geldiğinde herkes onun bu haline acır ve aralarında para toplarlar. Topladıkları para bir palto almaya yetmez. Akakiy’e iş yerindekilerden biri mühim bir adamın yanına uğramasını ve bu adamın mutlaka işini çözeceğinden bahseder. Gogol bu kişiye bilerek mühim adam sıfatını takmıştır, bize anlatmak istediği Rus toplumunda evrilen bu mühim adamların egoizm tutkusuna kurban giden masum insanlıktır.

“Bu gibi aslında mühim olmayan adamların çevresinde, onların mühim adam olarak görülmesini sağlayan insanlar da her daim var olmuştur. Bu mühim adam da konumunun önemini, diğerlerinin gözünde yükseltmek için türlü çarelere başvurmaktan geri durmamıştır. Emrinde çalışanlar onu merdivenlerde karşılayacak, kimse kendisine verilen görevi bitirmeden huzuruna çıkmaya cüret edemeyecek, birisi ona bir şey danışacaksa, önce yazmana, o da düzeltmene, o da daha üst memura gidip derdini anlatacak, en son kendisine gelecek.”

Cümleleriyle bir tokat vurmuştur bu hiyerarşiye Gogol. Bu mühim adamın Akakiy’i bir dövmediği kalmıştır. “Bu ne cüret!” diyerek aşağılamaya başlamış ve apar topar çıkarılmıştır Akakiy huzurundan. Böyle mühim adamlara lazım olan tek şey, bir alt tabakada veya bir alt rütbede bulunan bir kişinin huzuruna gelmesidir. Bu gibi durumlarda, söyleyeceği sözler ve takınacağı kalıplaşmış birkaç tavır ile mevkisi için yaşadığını ve bu şekilde var ettiği amaçlara ulaştığını kendine kanıtlamış olacaktır. Bunun için yaşayan ve bu amaçla bu mevkilerde bulunan mühim adamlar, paltosu kaybolan ve hayattaki temel ihtiyaçlarından olan ısınmak, üşümeden yaşamak, “burnuna vuran ayazın fiskesini yememek” için paltosunu bulmaya çalışan sıradan bir memuru huzurundan kovanlar bu kokuşmuş tabakalaşmanın içinde yitip gideceklerdir…

Tek kalan hatıra, 3. dereceden, 1. dereceden falanca yerde memur öldü, falanca yerde ölen memurun yerine başka bir memur atandı şeklinde olacaktır. Akakiy için de son aynıydı. İş yerindeki insanlar bu sineğin artık uçmadığını iki üç gün sonra fark ettiler; fakat bu kadere sebep olan mühim adamların da kaderi Akakiy’den farksız olacak onlar bundan habersizken… Tek fark onların biraz daha fazla vızırdaması olduğu için yokluk daha çabuk hissedilirken yerini dolduran ile yokluk çok daha çabuk hiyerarşinin getirdiği buzlarla yıkılacak. Kişiliklerin değil unvanların konuşulduğu bu hayatta Gogol, Rusya’nın içindeki bu tabakalaşmayı gerçekçi bir şekilde resmettiği için ve tam anlamıyla bu bulantıyı mühim adamların yüzüne kustuğu için eleştiri yağmuruna tutulmuştu. Dostoyevski de, Tolstoy da bu mühim adamların gururunu okşamadıkları için zaman zaman eleştirildi.

Gogol, yine gerçeküstü bir durumla noktalamıştır öyküyü. Burun’daki burundan adam, Portre’deki konuşan bir tabloyla öyküleri hicve boğduğu gibi burada da Akakiy olduğu düşünülen her gece köprüde dolaşan bir hortlağı düşürmüştür akıllara. Her gece köprüden geçenlerin paltosunu çalan bir hortlak bir gün bu kendisini kovan mühim adama denk gelir. Bu adam, Akakiy’in öldüğünü duyunca biraz vicdan azabı duymuş ve bunu unutmak için kendini bir kutlamaya attığı gecenin çıkışında bu hortlak ile karşılaşmıştır. Herkese tek bir el hareketiyle haddini bildirmekle böbürlenen bu adam, karşısına çıkan hortlağın paltosunu almasını titreyerek ağzı açık izlemiştir. O günden sonra, bir daha odasına gelen veya kendisinden bir şey isteyen birine bağırmaya yeltenirken oturur düşünür olmuş, kaybettiği duyguları bir nebze de olsa geri kazandırmıştır Gogol bu adama. Hortlak ise o günden sonra bir daha görülmemiştir etrafta.

Talihsiz bir kaderin uzantısında suya düşüp yan yatan bir sineği hangi ilke, hangi sistem, hangi insan, nasıl bir insanlık kurtarırdı?

“yoksulluk içinde geçen kasvetli yaşamı bir an için bile olsa renklenmiş, sonra da çarların ve dünyadaki diğer tüm hükümdarların üzerine çöken felaket onun da karşısında belirmişti ve yıllarca dairedeki arkadaşlarının acımazsız alaylarına sabırla katlanan Akakiy Akakiyeviç, bir hiç uğruna bu dünyadan sessizce göçüp gitmişti.”

Keyifli okumalar!

 

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
6

1 YORUM

  1. Geçenlerde Nâzım’da seyrettik. Baya baya işlenmişti bütün konular. Oyundan sonra öyküyü, öyküden sonra burayı okumak baya iyi oldu. Teşekkürler 🙏🏽

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here