Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
21

Gogol’un öykülerinden Neva Bulvarı, Burun, Portre ile başlayarak diğer yazımızda Palto, Bir Delinin Anı Defteri ve Fayton’a değinerek Gogol’u tanımaya çalışacağız.

NEVA BULVARI

Neva Bulvarı

Yazar Petersburg’un en ince derisinden bahseder bize bu öyküde: Neva Bulvarı. Rus edebiyatının vazgeçilmez şairane betimlemeleriyle başlatır öyküyü, Neva Bulvarı’nın kadınlarından, erkeklerinden, selamlarından ve vitrinlerinden, şapkalı kadınların redingotunu savuran beylere değen gözlerinden…

“Neva Bulvarı, insanoğlunun yarattığı en iyi şeylerin sergi alanı niteliğindedir. Herkes bir şeylerini göstermeye çalışır: Kimi kunduz kürkü yakalıklı takım elbisesini, kimi serçe parmağındaki tılsımlı yüzüğünü…”

Neva Bulvarı, bir nevi insanların yaşadıklarını hissetmek ve göstermek için öğlen saatlerinde bu sıradan akışın içinde ezilen benliklerinden sıyrılıp maddi bir tatminkarlık arayışına düştüğü açık hava tiyatrosudur. Yazar bu caddeden geçen bir ressam ve askerin kısa süreli bir hazzın heyecanıyla çevrelenen yazgısından bahseder. Biri masum güzelliğiyle büyülendiği bir esmerin, diğeri elde etmek istediği bir sarışının peşi sıra sürüklenir. Bir sanatçı ile bir askerin kadına yüklediği tinsel ve bedensel anlamın farklı histerilerle dışavurumunu anlatır. Birinde acılı bir intihara sebep olan aşk yine sıradan bir Rus adamına nöbetler geçirtmiştir, diğerinde kof bir gururun sebep olduğu armaları ön plana çıkaran absürt bir sonuç vardır. Bu aşkın hiçbir kahramanı masum değildir, ya saflığına yenik düşer ya da kibrine. En sonunda şöyle der yazar:

“Neva Bulvarı’nın işi gücü yalan, işi gücü gözbağcılıktır. ..özellikle gerçek olmayan yüzlerini gösterebilmek için sokak lambalarını şeytanın kendisinin yaktığı zamanlarda.”

Yaşadığımız yerlerde bulunan bu Neva Bulvarları ya çoğu kişinin hatırlamak istemediği bir anı bırakmıştır hafızalarda ya da hummalı bir son.

“Ben kendi adıma Neva Bulvarı’nda yürürken paltomun yakasını kaldırır, karşıma çıkan hiçbir şeye bakmamaya çalışırım. Burada her şey yalan, burada her şey hayal çünkü..”

BURUN

Burun

Gogol’un diğer öykülerinde olduğu gibi gerçekliğin ötesinde vurgularla dolu bir öyküdür Burun. Bir gün kalktığında aynaya bakıp burnunun olmadığını gören 8. dereceden memur binbaşı Kovalev, bu adamın berberinin kahvaltıda kopardığı sıcak ekmeğin içinden çıkan bir burun, lüks bir arabaya binen 3. dereceden bir memur olarak Kovalev’in burnu. Burun ile oldukça farklı analizlere imza atmıştır Gogol. Kovalev sabah kalktığında uzun süre aynaya bakıp burnunun olmadığına inanamaz, en sonunda bunu kabullenerek bir mendil ile burnunun olmadığı yeri kapatıp sokak sokak dolaşmaya ve burnunu aramaya, bir çare bulmaya çalışır. Palto’da sıradan bir memura nöbetler geçirten rütbe sahibi adamların, Burun’da aynısını Kovalev’e yapıp rütbelerin verdiği inisiyatifi herhangi bir küçük olayda ortaya koyarak küçük düşmekten korkan Rus memurlarına okkalı bir eleştiri gelir. Rütbelerinin verdiği dehşet haz, kendisinden aşağıda bulunan insanlara yol açma yasağı koymuş ve üstüne bu kişileri aşağılayarak bu görevin emrini yerine getirdiklerini düşündürmeye varmıştır. Hayatta kişiliklerinin yerini hiyerarşik konumların esir aldığı Rus memurlarını bazı öykülerinde pişman ederken bazı öykülerinde aptallıklarını eleştirmekle yetinir Gogol. Binbaşı Kovalev’in “Kocası 1. dereceden şurayı devlet üyesi olan Bayan Çehtareva gibi çok önemli bayanların evlerine girip çıkan biri olarak ben, takdir edersiniz ki..” diye söze başlayarak kendisine 1. dereceden memur süsü vermiş düzenbaz burnu ile konuşur. Burun hiçbir şey anlamadığını söyleyerek giderken, Kovalev sinirlenerek bir taksiye atlayıp gazeteye ilan verip burnuna kavuşma ümidiyle ilan vereceği yerin yolunu tutar. Gazeteye ilan verme konusunda Gogol verilen ilanlara dikkat kesilir. Bu ilanlar, Rus toplumunun gazeteden ve gazetenin Rus toplumundan beklentisinin trajikomik bir senaryosudur esasen. Veznede birkaç aptal memur, yüklendikleri sorumluluğun ve bulundukları yerin aşağılanması için birebir uydurulmuş karakterlerdir. Kovalev’in bunun bir büyü olduğunu düşünerek kızıyla evlenmediği için bu büyüyü yaptırabilecek bir kadına yazdığı mektuptan bahseder anlatıcı. Kadınların hayattan bekledikleri tek şeyin üst rütbeli bir memurla evlenen kızlarının olması veya üst rütbeli birini ayartıp şık davetlerde boy gösteren bir kadın olmaktır, adamların ve genel olarak toplumun gözünde. Kadınlar hakkında bu dokunuşlara Rus yazarların çoğu roman ve öykülerinde rastlarız. Bu gibi ince eleştirilerle, bizi kahkahalara boğacak gerçeğin ötesinde öykülerle Rusların ironik hayatını gözler önüne sermiştir Gogol. Rusların dış görünüşlerine sağlıklarından çok daha fazla önem verdikleri kadınların kıyafetleri ve adamların yakası kalkık paltoların tasvirlerinden anlayabiliyoruz ve bir de Kovalev’in burnuna kavuştuktan sonra yaptığı ardı arkası kesilmez coşkulu ziyaretlerinden. Öyküyü okurken oldukça fazla gülümseyeceksiniz, diğer öykülerde olduğu gibi. Ahlak zabıtaları, köprüye atılan bir burun ve bu burnun nizama uygun tekrar yerine takılışı, Kovalev’in ve ona benzer bilmem kaçıncı dereceden bütün memurların rütbelerine olan saplantıları, Kovalev’in burnuna kavuştuktan sonraki davetler ve tiyatrolarda sık sık koşturuşu ile de müthiş bir hicvi çarpık bir üslupla yazan Gogol en sonunda şöyle bitirmiştir öyküyü:

“…şöyle bir derinlemesine düşünecek olursanız bu işin içinde bir iş var bütün bunların bir anlamı.. Kim ne derse desin, dünyada bu türden şeyler oluyor, çok seyrek de olsa oluyor.”

PORTRE

Portre

İnceleyeceğimiz öyküler arasında en uzun olanı Portre, iki bölümden oluşuyor. İki bölümden ve bu iki bölümün asıl vurgu yapmak istediği noktalardan kısaca bahsedip yazımızı sonlandıracağız.

Portre, ilk bölümünde çeşitler resimler satan bir adamın, sokak kenarında bulunan eski püskü dükkanı, tozlu tablolardan birinin ressam Çartkov’un gözüne ilişmesini sağlıyor. Çartkov, aldığı bu tabloda ilk bakışta insanı ürküten bir şeyden bahsediyor: Gözler. Yaşlı bir adamın gözleri bunlar. Eve gelip tabloyu duvara asıyor. Bu gözler gerçekten ona bakıyor! Gözünü dikmiş dikkatlice onu seyrediyor! Ürkekçe kafasını çeviriyor. Çartkov işsiz, parasız, ayak takımından bir ressam. Ev sahibinin kapısına polis getirmesi ile başlayan serüven, bir şekilde tablonun altında bir yere gizlenmiş olan altınları bulması ile devam ediyor. Bu altınlar öncelikle bir rüya paradoksu ile aklına giriyor ve rüya bir anda gerçek olup kirasını ödeyemeyen çulsuz adam bir anda büyük servet sahibi olurken, sanat hainine dönüşüyor. Kazandığı para ile gazeteye ilan verip soylu müşterilerle haşır neşir olarak üst tabakanın davetlerinde boy göstererek ürkütücü bir çift göz ile bambaşka bir hayata sahip oluyor fakir ressam. Artık sanat anlayışı tabloları istenildiği gibi ortaya koymak, söylenilenden sapmamak ve bu şekilde üst tabakada yer edinmek oluyor. Yıkık dökük evinde hizmetçisi Nikita ile gölge bir hayat yaşarken, herkesin gözünde şehrin en iyi portrelerini yapan güzide bir ressam oluveriyor bir anda. Sanata verdiği değer şöhretin çok daha ötesindeyken bir anda gözünü kör eden bu görkemli hayat onu içine çekiyor ve tuvalini belli kalıplar dışına çıkarmamaya başlıyor. Aslında yetenekli olan bu adam zamanla körelttiği bu yeteneğinden geriye hiçbir şey kalmadığıyla akademiden bir arkadaşının tablosu onun değerlendirmesine sunulduğunda yüzleşiyor. Bu arkadaşı sanatının aşığı olan ve dört elle sanatına sarılmış tutkulu bir ressam. Ne para ne de şöhret onun için fırçasından önemli değil. Çartkov, bu tabloyu gördüğünde beğenmediğini aşağılayıcı bir şekilde ifade etmek isterken bir anda gözyaşlarına boğuluyor ve evine yollanıyor. Tuvalinin başına geçerek tek bir şey yapmak istiyor cennetten kovulan meleği resmetmek.. Uğraşıyor, bir şeyler karalıyor ama başaramıyor. Yeteneği de sanatı da ona yüz çeviriyor. Ellerine yapışmış bu kalıplardan kurtulamıyor. Şöhretin kör ettiği gözler bir anda açılıyor ve nöbetler, krizler geçirmeye başlıyor. Onun için nefes almasını sağlayan tek şey güneşin bir yüzü aydınlatan çizgilerini çizmek, bir gölgeden sıyrılan yansımayı resmetmekken elinden kayıp giden bu tutkunun yerine koyduklarının bir hiç olduğu ile yüzleşiyor. Bu onun için o kadar acı ki, bütün servetini değerli tablolara yatırarak hepsini evinde paramparça ediyor. Duyduğu acı yerini sessiz bir ölüme bırakıyor. Bir çift göz ile nefesi kesiliyor. Sayısız nöbetlerin ardından sanatın ona olan dargınlığı yerini şehirde hakkındaki birkaç fısıltıya bırakıyor. Gogol, Çartkov’u anlatırken onun sıradan hayatına, coşkulu davetlerine,anlamsız boyun eğişlerine, sonunda mücadele edemediği krizlerine de çok yakından dokunuyor. Sanatın şöhretten bağımsız, aşağılamalardan uzak, para ile ölçülemeyen değerini Çartkov’u konuştururken eklediği yorumlarla ortaya koyuyor. Çartkov’un sanatına yaptığı saygısızlığı acımasızca eleştiriyor. Sanatın, kalabalıktan uzak detaylarda yakalanabileceği, bir kadının yüzündeki ufak bir çizgi ile şahlanabileceği, iğdiş edilemeyeceği, kalıplarla devşirilemeyeceği Çartkov’un acılarıyla gözler önüne seriliyor.

İkinci kısmı, açık arttırmaya çıkarılan tabloların satıldığı bir salonda görkemli bir tablonun satıldığı vakit içeri tanınan bir ressamın girmesi, ısrarla tabloyu satın almak istediğini ve bu tablonun bir hikayesi olduğunu anlatmaya başlamasıyla devam eder. Uzun soluklu bir hikayeyi anlatmaya koyulur ressam. Babasının çizdiği bu tablonun nelere mal olduğundan bahseder. Bir tefecinin resmidir bu. Kendisinden borç alan herkesin hayatının kötü bir sonla bitmesine neden olan bir iblistir bu tefeci. Çok iyi bir ressam olan babasından tefecinin resmini çizmesini istemesi ve bu yaşlı adamın içinde bilmediği bir sıkıntıyla çizdiği bu resimden bahseder. Resmi çizmeye koyulan bu yaşlı adam öyle sıkılır ki içini bir korku kaplar. Tefecinin gözlerine geldiğinde ise artık bu korku kendisini o kadar sarar ki tefecinin ısrarlarına rağmen tabloyu bitirmez. Bu tabloyu çizdikten sonra iyi huylu, kendi halinde olan adamın birden kıskançlıkları, huysuzluğu, kötümserliği saçılır etrafa. Bir öğrencisinin resmini kıskanarak bir resim yarışması düzenler. Herkes yaşlı adamın resim yarışmasını kazanacağından eminken, resmi değerlendiren kişilerden biri bu resmin güzel fakat hiçbir kutsallığı olmadığını iç karartıcı karanlık bir tablo olduğunu söyleyerek öğrencisinin resmini birinci seçer. Yaşlı adam, krizler geçirir. Gözüne ilişen tefecinin portresini parçalayıp yakacakken bir arkadaşı durdurur ve elinden alır. Adam bu tablo hayatından çıktığı vakit eski haline döner ve derin bir acı duyar. Bu tabloyu eline geçirenlerin hayatlarının altüst olduğunu öğrendikten sonra yaşadığı buhranla derin düşüncelere dalar ve Tanrı’nın onu cezalandırdığını düşünür. İçine işleyen bu şeytandan kurtulmak için bir keşiş olur ve bolca acı çeker. Keşişlikten beklenen acıdan çok daha fazlasını çektirir kendine arınmak için. Başrahip kendisinden bir ikona yapmasını istediğinde de şimdi olmaz diyerek keşişliğe uzunca bir süre devam eder. Kendine çektirdiği bu derin acılar sonucunda arındığını hissettiği vakit bir hücreye kapanır ve muazzam bir ikona çizer. Ressam B. babasının ona vasiyetini yerine getirmek için defalarca böyle salonlarda bulunup bu tabloyu aramıştır. Bu tabloyu yok etmesini isteyen babasının vasiyetini sonunda yerine getirecektir.

Gogol, bu yaşlı adam ile Tanrı, şeytan, din vurgusunu ortaya koymuş ve birinci kısımda da dile getirdiği sanatta olan derin saflığı ikinci kısımda bir keşişin çizdiği İsa’nın doğumu ile ortaya koymuştur. Sanatı derin bir ruh ile özdeşleştirmiştir. Bu iki kısımda sanatın kalıplardan sıyrılan tamamen ruhun derinliklerinden üreyen göbek bağı yeni kesilmiş bebek kadar temiz, üryan yüceliğinin dışavurumu olduğunu söylemek istemiştir. Diğer öykülerine göre fazlasıyla açık bir alt metin yakalayabiliyoruz bu öyküsünde. Gogol bu öyküde açıkça din ve sanata dair felsefesini ortaya koymuş, yüksek tonlamalarla ve istenilen bir sonla noktalamıştır öyküsünü.

Bu öykülerin diğer üç öykümüzle kıyaslamalarını bir sonraki yazımızda yapacağız.

Keyifli okumalar!

 

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
21

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here