Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!

Bu yazının konusu olan ”The Piano”, yaşayan en önemli yönetmenler arasında gösterilen Yeni Zelanda’lı Jane Campion‘un en meşhur filmi. Aynı zamanda filmin; En İyi Kadın Oyuncu, En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu ve En İyi Özgün Senaryo dallarında Oscar ödülleri bulunuyor. Kısaca filmin konusu şöyle özetlenebilir; 1950’lerde dilsiz bir kadın olan Ada (Holly Hunter), kızı Flora’yla (Anna Paquin) birlikte zengin bir toprak sahibi olan Stewart’la (Sam Neill) evlenmek üzere Yeni Zelanda’ya gider. Fakat kısa zaman sonra yerlilerin çalıştırıldığı plantasyon için çalışan Baines’le (Harvey Keitel) aralarında tutkulu ve gerilimli bir aşk başlayacaktır. (Dikkat spoiler içerir!)

the piano 1993 ile ilgili görsel sonucu

Sanatın her dalında sıklıkla işlenen konulardan birisi cinsel arzularına ve tutkularına yenilen karakterlerin yaşadığı trajedilerdir. Bu konu; Yunan tragedyalarından, yerli dizilerdeki derinliksiz ‘kötü kadın’ tiplemelerine kadar kendine yer bulabilmiş evrensel bir konudur. Bu konuyu ele almış eserlere Dünya Edebiyatı’ndan Tolstoy’un Anna Karenina’sı, Gustave Flaubert’in Madame Bovary’si; bizden ise Halit Ziya Uşaklıgil’in Aşk-ı Memnu’su örnek verilebilir. Psikanalitik bir açıdan bakılmaya çalışıldığında; bu karakterlerin ego (benlik), id (altbenlik) ve superegoları (üstbenlik) arasında dengeyi kuramayıp idlerinin güdümünde sadece dürtülerini tatmin etmek ve haz almak için uğraştıklarını görürüz. Genel-geçer toplum kuralları, ahlaki yargıları, toplumdaki rollerin getirdiği sorumlulukları ve görevlerini umursamayıp sadece o an yaşadıkları cinsel dürtülerini doyurmaya odaklanırlar. Sonunda ise trajik bir şekilde hayatlarını sona erdirirler.

The Piano’nun Ada’sı bütün bu karakterlere pek çok ortak açıdan benzer ama finali itibariyle farklılaşır. Dilsiz olan Ada’nın hayatta en çok zevk aldığı şey piyano çalmaktır. Adeta söyleyemediği sözlerin yerini çaldığı piyanosundan çıkan notalar almıştır ve onun kendisini ifade etmesine yarayan başlıca araç haline gelmiştir. Kızıyla beraber Yeni Zelanda’ya ulaştığında kocası piyanoyu eve taşımayacaklarını ve geçici bir süre için sahilde kalması gerektiğini söyler. Ada ve kızı Flora buna karşı çıkarlar ama kocasının kararı değişmez. Bir süre geçtikten sonra Ada’nın piyanoyu ne kadar istediğini fark eden ve ona ilgi duymaya başlayan Stewart’ın arkadaşı olan Baines, toprak karşılığında piyanoyu satın alır. Daha sonra Ada’nın ona piyano çalmayı öğretmesini ister. Başta bunu kabul etmeyen Ada, kocasının ısrarıyla öğretmenlik yapmayı kabul eder.

the piano 1993 ile ilgili görsel sonucu

Derslerin başlamasıyla beraber Baines’in Ada’ya duyduğu tutku iyice gözle görülür hale gelmeye başlar. Derslerde kendisi piyano çalmayıp Ada’nın çalışını dinlemek ister. Ada’ya piyanoyu çalabilmesi için şartlar koşar ve cinsel ihtiyaçlarını doyurmak için çeşitli isteklerde bulunur. Başlarda sadece piyano çalabilmek için bu isteklere boyun eğen Ada, zamanla Baines’e aşık olur. Adanın kızı Flora’nın da çok geçmeden bu yasak ilişkiden haberi olur.

Bu noktada filmde geleneksel yetişkin ve çocuk tipinin ters yüz edildiğinden bahsetmek gerekiyor. Film boyunca; Ada, tüm sorumluluklarını, toplum kurallarını ve hatta annelik görevlerini hiçe sayarak adeta aşktan kör olmuş bir şekilde tutkusunun peşinde koşarken görülüyor. Kızı Flora ise adeta bir ebeveyn rolüne bürünerek annesini bu yasak aşktan vazgeçirmek ve düzenlerini korumak için her şeyi yapıyor. Ada ise onun bu hamlelerini umarsızca savuşturuyor. Ve sonunda yasak aşka kendi gözüyle tanık olan kocası Stewart, hayatta zevk aldığı en büyük şey olan piyano çalmaya yarayan parmaklarından birini kızı Flora’nın gözünün önünde baltayla kesiyor. Finalde Ada’nın kızı Flora ve Baines’le yeni bir hayata başladığını görüyoruz.

the piano 1993 ile ilgili görsel sonucu

Klasik bir kostümlü dönem melodramı olan filmin yönetiminde Jane Campion, iyi bir performans gösteriyor. Ama bu filmin iyi olmasının en önemli nedenleri kesinlikle birinci sınıf oyunculuk performansları ve müzikleri. Asıl öne çıkan performans bekleneceği üzere Ada rolündeki Holly Hunter’dan gelirken; henüz kariyerinin başında bu rolüyle Oscar’ı kapan Anna Paquin ve aşk üçgeninin iki erkeğini canlandıran usta oyuncular Sam Neill ve Harvey Keitel’de ona başarıyla eşlik ediyorlar.

Çeşitli okumalara açık olan, iyi yönetmenliğe, oyunculuklara ve müziklere sahip tarihi bir aşk filmi izlemek isteyenler için oldukça uygun bir seçenek 1993 tarihli ”The Piano’’.

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here