Bir başımıza kaldığımızda, özellikle yalnız olmayı istemediğimiz anlarda, bazı şarkılar bizim en iyi dostlarımız olur. Bazı gerçekleri bize kabullendirip, farkında olmamızı sağlar. Yaralarımızı sarıp, iyileştirir. Carnival of Rust da böyle bir şarkıdır. Öyle ki, şarkıda var olan her şey; notalar, sözler, klipte kullanılan her imge ve bunların derin bir edebiyat içermesi, bizi bu şarkıya daha çok bağlar.

Hayatta yaptığımız her şey, bir açıdan başarısız olmak istemediğimiz gerçeğiyle var olur. Bu durum gerçeklerin olağan akışında bunları sorgulamamıza yardım eder. Aslında bu da kabullenişin ve farkında olmanın bir öyküsüdür… Dünyadaki tüm kaosun ortasında kalp bize gerçek bir ricada bulunurken; bu karışıklığın arasından kurtulmanın yolu, sadece aşk tarafından sağlandığını anladığımız bir şarkı olarak karşımıza çıkar.

Poets of the Fall – Carnival of Rust

Şarkı aslında bir anlamda iç dünyamıza giden yolculuğu konu eder. Düşünceler ve daha fazlasını….

”D’ you breathe the name of your saviour in your hour of need,
And taste the blame if the flavor should remind you of greed?”

Şarkı böyle başlar. Bazen soracağımız çok soru olur. Cevapları bulamadığımızda vicdanımızdan yardım isteriz ve hayatımızda olmasını istediğimiz şeylerin olmadığını varsaydığımızda hayatımız Pas Karnavalına dönüşebilir. Böyle durumlarda insanın içindeki o her şeyi bildiğini hissettiğimiz ve bize tavsiye veren sesten yardım isteriz.

”Of implication, insinuation and ill will, ’til you cannot lie still,
In all this turmoil, before red cape and foil come closing in for a kill”

Şarkı böyle devam eder. O iç sesimizle varlığımızın uyumunu sağlamaya çalışana kadar karışıklık yaşadığımızda, aramızda bir duvar olabileceğini vurgular. Duvarın ötesindeki ve bir adım uzağımızdaki gerçek çözümü bulmak için can atarız.

”Come feed the rain
’cause I’m thirsty for your love dancing underneath the skies of lust
Yeah, feed the rain
’cause without your love my life ain’t nothing but this carnival of rust”

Tüm bu karışıklar içinde ihtiyaç duyduğumuz tek şeyin Aşk olduğunu anlarız. Aşkın iyileştirici gücünün farkında olurken ve kabullenmenin sakinliği üzerimizdeyken, tüm bu olanlardan kurtulmak için can atarız. Burada bahsedilen ”yağmur” ömür boyu beklenen aşkı sembol eder. Öyle ki anlatıcının, buna ihtiyacı olduğunu ve onsuz her şeysin renksiz bir karnavaldan başka bir şey olmadığını vurgulamıştır.

”It’s all a game, avoiding failure, when true colors will bleed
All in the name of misbehavior and the things we don’t need”

Her şeyin farkında olmak, bunları onaylamamak, ihtiyacımız olmayan her şeyin adı altında çırpınmak ve bize dayatılan gerçekler… Tüm bunlar neyi başarmak için? Hayatımızda ihtiyaç duymadığımız ve birilerinin bize dayattığı gerçeklerin, bizim gerçeğimiz olması için mi, yoksa insanlara göstermemiz gereken şeylere sahip olmak için mi? diye sorguluyoruz. Dolaşıyoruz, mutlak olan şeylerin cevabını bulmak için kendi içimize yolculuk edebiliyoruz.

”I lust for after no disaster can touch, touch us anymore
And more than ever, I hope to never fall, where enough is not the same it was before”

Artık bir fırtınadan geçmiş gibi hissederek güvenli hissetme eğilimine giriyoruz. Bu duyguya bağlanma eğilimindeyiz. Olduğumuz ve zorluklara baş gösterdiğimiz her şeye rağmen güvenli yerlerimizi terk etmek istemiyoruz.

”Don’t walk away, don’t walk away, oh, when the world is burning
Don’t walk away, don’t walk away, oh, when the heart is yearning”

Şarkı bu sözlerle biter. İhtiyaç duyulan her şey gittiğinde ve fark edilemediğinde artık geri dönüş yoktur. Duyulmuş her şey, insan sesleri, kahkahaları ve heyecanlı bağırışları artık bir sessizliğe dönüşüp, yok olmuştur. Artık geride kalan her şey renksiz bir karnavala ait gibidir. Dünya, sadece anlamsız bir şekilde yaşanılan bir yere dönüşmüştür. Artık hayatı boyunca beklediği ”aşk yağmuru”, ”pas yağmuruna” dönüşmüştür. Bu durumda kişi karşılaştığı durumu kabullenip, bir şekilde hayata dönmelidir.

Etrafımızdaki dikkat dağıtıcı şeyler fazla olunca, problemlerimizi görmezden gelme eğiliminde oluruz. Aklımız ise bu dikkat dağıtıcı şeylerin farkında olmamız ve bilinçli bir seçim yapmamız konusunda bizi uyarır.

Carnival of Rust böyle bir şarkıdır ve aslında şarkının klibini izleyerek şarkının içeriğini daha iyi anlayabilirsiniz.

2006 yılında ”The Voice” tarafından en iyi klip seçilen Carnival of Rust, aynı zamanda Finlandiya’da altın plak ödülüne layık görülür. Carnival of Rust, Poets of the Fall’in ikinci stüdyo albümünün baş teklisi ve unvanıdır. 22 Mart 2006’da Carnival of Rust, ilk stüdyo albümleri olan Signs of‘dan “Don’t Mess with Me” parçasının canlı sürümünü içeren bir EP’nin parçası olarak yayınlanmıştır. 30 Mart 2006’da “Lift” (a single from Signs of Life) klibini çeken aynı yönetmen tarafından yine bir müzik videosu çekilmiş ve yayınlanmıştır. Bu video, Voice’un 2006’nın “En İyi Müzik Videosu” da dahil olmak üzere birçok ödül kazanmıştır. 12 Temmuz 2009’da yeniden düzenlenmiş bir HD sürümü de yayınlamıştır.

Klipte kullanılan her imge derin edebiyat içerir ve bunlar bizim hayatımızdaki sorunları sembolize eder. Öyle ki bu şarkıyı iyice anlayabilmemiz için klibini derinlemesine incelememiz gerekir.

Bu şarkıda dünya, her türlü heyecan verici şeyin içinde barındığı bir karnaval olarak tasvir edilmiştir. Bu dünyada aşık biri vardır ve artık ruhuyla haykıracak hale gelip, aşkını böyle betimlemiştir ancak kadın tüm bunlara yüzeysel kalmış ve klipte kullanılan oyunlar, oyuncaklar vs. bunlarla sembolize edilmiştir ama kadın her şeye rağmen yapay ve yüzeysel olan dünyaya çekilip, adrenalin ve heyecan oluşturan dünyada gerçek mutluluğu bulacağını düşünmüştür. Bunların peşinden gitmiştir.

Aslında gerçek hayatta varlığı (parası) kısıtlıdır. Onları nerede kullanacağı, kimin gerçekte onları ve kendisini hak ettiği konusunda kafası karışıktır. Dünyanın sahte güzelliği tarafından hipnotize edilmiş bir şekilde, gerçek mutluluğun aşkta ve dikkatini çekmek için umutsuzca yalvaran o ruhta yattığının farkına varamamıştır. Fakat bu durumda o, dünya için sadece sıradanlaşmıştır. (Klipte karnavalda oyalanan müşteriler gibi.)

Bu müşteriler ona seslenip, onu etkilemeye çalışmışlar ve mutluluğun kendilerinde olduğunu ona göstermeye çabalamışlardır ama gerçek niyetleri açığa çıktığında onun için bu sıradan hale gelmiştir. Yani bir bakıma klipte, başından sonuna kadar kadının aşığı onun ilgisi için can atıp, kadının yapay ve sahte şeylerde bulmaya çalıştığı bütün mutluluğu ona vermek istemiştir. Bir bakıma kadın bilmeden adamı nesnelleştirip, onu çeşitli materyalistlik zevklerle karşılaştırmıştır.

Hala tamamlanmış hissetmediğini, zenginliklerin hiçbirinin (ödül olarak kazandığı bebek ile sembolize edilmiştir) ona gerçek mutluluğu ve huzuru veremediğini anladığında aşığını aramak için arkasına bakmıştır ama o artık sonsuza dek gitmiştir, artık çok geçtir.

Poets of the Fall’un yaptığı bu şaheser bizim her zaman gönlümüze taht kurmuştur. Özellikle şarkıdaki ”Don’t walk away” kısmındaki gişede duran ve grubun solisti olan Marko Saaresto’un siyah göz yaşı çok dokunaklı ve şiirsel olmuştur.

 

Kaynak , 2

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here