Hepimiz 2019’da vizyona giren Kefernahum filmini ya izlemiş ya da bir yerlerden duymuşuzdur. Etkileyici konusu ve replikleriyle asla unutamayacağımız filmler arasına çoktan girdi bile. Senaryosu bir ekip tarafından oluşturulan filmin künyesine baktığımızda hem yönetmen koltuğunda hem de bu ekip içinde geçen bir isim dikkatimizi çekiyor. Evet o isim başarılı oyuncu, yapımcı, senarist ve yönetmen Nadine Labaki. 1972 doğumlu ve Lübnan asıllı olan Nadine Labaki, Paris’te aldığı film ve oyunculuk eğitimiyle kendini geliştirmiş, bu eğitim sayesinde bize etkileyici filmler sunmayı başarmıştır.

Bunca yeteneği içinde yaşatan sanatçı birçok filme elini atmış ve her elini attığı filmde başarılı işler yapmıştır. Genellikle filmlerinde doğduğu coğrafyanın insanlarına yer veren Labaki, bununla birlikte o coğrafyanın sorunlarını bir evrensellik içinde beyaz perdeye taşır.

Labaki’yi filmlerinde küçüklü büyüklü rollerde oynarken de görürüz. Bu roller bazen farkında olmadan izlediğimiz küçük roller olurken bazense büyük bir heyecanla takip ettiğimiz başroller olur.

Yakın zamanda bizimle buluşan Kefernahum filminde Zain’in annesi ve babasından şikayetçi olduğu davada küçük çocuğun avukatı rolünde kameranın karşısındaydı Labaki. Bu rol yaklaşık bir dakikalıktır fakat Nadine’nin savunduğu çocuğun cümleleri üzerine yıllarca düşünmemiz gereken sorunları bize gösterir. Ne diyordu küçük Zain “Bana sormadan beni dünyaya getirdikleri için dava açtım.”

Yönetmenliğini ve senaristliğini yaptığı bu filmde kendisine bu rolü vermesi hiç şüphesiz ki tesadüf değil. Labaki, çocukların kaderinin doğdukları coğrafyayla şekillendiğini bizlere anlatıyor.

Filmlerdeki harika dokunuşlarına 2003 yılında kısa filmlerde rol alarak başlar. Bu filmler şöyledir; Non Métrage Libanais (Lübnan’dan Olmayan Görüntüler) ve Ramad. Non Métrage Libanais adlı kısa filmin prodüktörlüğünü Nadine’nin kardeşi Caroline Labaki üstlenmiştir. Nadine’nin film dünyasına adım atmasını sağlayan Caroline daha sonraları kardeşinin filmlerinde çeşitli rollerde oynamıştır.

Bu filmlerin ardından 2005 yılında, biri yine kısa metrajlı (Seventh Dog, Dram/Comedy) biri ise uzun metrajlı (Bosta, Musical/War) olmak üzere iki filmde daha oyuncu olarak yer alır Nadine.

Rol aldığı bu filmlerden sonra iki yıl köşesine çekilir ve tamamen kendisine ait olacak filmine yoğunlaşır, onu tanıyacağımız Caramel (Sukkar Banat) adlı filmin senaryosunu yazar. Ardından filmin yönetmeni ve baş oyuncularından biri olarak karşımıza çıkar. Caramel filmi, 2008 yılında düzenlenen 27. Uluslararası İstanbul Film Festivali’nin açılış filmi olarak bizlerle buluşur. Bu buluşma bize hem Caramel’i tanıtır hem de Nadine labaki’yi.

Caramel filmi Beyrut’un iç savaş nedeniyle yıkılıp dökülen tarafını değil, insanların evrensel sorunlarla uğraştığı sıcak ve yerel Beyrut’u yansıttığı için oldukça önemlidir. Adının aynı zamanda şekerden yapılan ağdadan geldiğini unutmadan belirtelim. Labaki, sembolik olarak “tatlı ve tuz, tatlı ve ekşi fikrini” ima eder ve günlük ilişkilerin bazen yapışkan olabileceğini gösterir, ancak sonuçta merkezi kadın karakterler arasında paylaşılan filmde kız kardeşliğin hüküm sürdüğü görülür.

Film, Beyrut’ta bir güzellik salonu işleten kadınların hayatına bakmamızı sağlar.

Beyrut’ta yaşayan beş kadın aşk, evlilik, eşlik edilebilecek bir birliktelik, dostluk, iş aramak gibi konu başlıkları ile bir araya gelirler. Bu kadınlar bir güzellik salonunda buluşur ve her şeyden konuşurlar. Hatta, birkaç farklı nesilden kadınları içeren sohbetlerdir bunlar. Sırlar paylaşılır, hayaller dile getirilir burada. Burası şehrin en renkli yerlerinden biridir. Kadınların her birinin bambaşka hayatları vardır ve aynı zamanda da her biri çok farklı ve kendine göre son derece de güzeldir. Film, bu kadınların paylaşımlarına odaklanır.

İzlerken bu kadınların dünyasına girip sorunlarını içimizde hissederiz. Doğu ile Batı coğrafyasının ortasında yer alan kültürümüzden izler bulmamız hiçte güç olmaz bu filmde. Sıcak bir tebessümle yaklaşırız Nadine’nin kadınlarına.

Büyük ses getiren Caramel, aynı zamanda bu muhteşem kadının oyunculuk kariyerinin de oldukça başarılı olduğunu kanıtlar.

Caramel’in gösteriminden üç yıl sonra kendisine ait olmayan iki filmde daha boy gösterir, bunlar; Rsasa Taycheh (2010, Dram) ve Il Padre E Lo Straniero(2010, Dram)’dur. Rol aldığı bu filmlerden sonra yine kendi filmi üzerine çalışır ve belki de izlenmesi en keyifli filmlerden birini bizlerle buluşturur.

Et Maintenant On Va Ou? (Peki Şimdi Nereye?) Nadine’nin hem senaryosunu yazdığı hem oynadığı hem de yönetti bir diğer başarılı filmidir.

Ortadoğu’nun diken üstündeki coğrafyasında dinsel çatışmalara ve savaşın anlamsızlığına kadınların zeki ve pratik çözümleriyle cevap veren Labaki, kamerasını Lübnan’da hiçliğin ortasında küçük bir köye çeviriyor. Savaş sonrası Müslüman-Hıristiyan ayrımı yapmadan yaşamaya devam eden köylüler çatışma haberlerinin gelmesi üzerine birbirlerine düşman kesilmeye başlarlar. Şiddeti çıkartan erkekleri yatıştırma görevi ise kendilerine has yöntemlerle bunu başaran kadınlara düşer.

2011 Cannes Film Festivali’nde beğeniyle karşılanan film, Toronto Film Festivali’nden de Halk Ödülü ile döner.

Bu oldukça tatlı ve etkileyici filmin ardından kendisi gibi yetenekli bir yönetmen olan Laïla Marrakchi’nin Rock the Casbah filminde rol alır. Film 2013 Toronto Uluslararası Film Festivali’nde Özel Sunum bölümünde gösterilmiştir. Nadine 2014 yılında iki filmde (La Rançon De La Gloire -The Price of Fame ve Benim Hatam) o yıldaki asıl işi senaryosunu yazdığı ve yönettiği Seni Seviyorum Rio filmi olur.

Seni Seviyorum Rio bir 2014 Brezilya antolojisi filmidir. Filmi aslında geniş bir senarist kadrosu ve büyük bir yönetmen ekibi oluşturur. Sinematografi tarzlarının birbirinden farklı olduğu bu ekip filmde bir ahenk içinde bir araya gelmiştir. Brezilya’yı ve Rio’yu farklı objektiflerden ve yer yer fantastik şekilde anlatan filmi izlemesi oldukça keyifli.

2015’te ise Labaki, Ya Tayr El Tayer filminde bir oyuncu olarak bizlerle buluşur. Film bizlere, Ortadoğu’da son birkaç yıldır popüler olan Filistinli düğün şarkıcısı Muhammed Assaf’ın Arap İdol şarkı yarışmasını kazandığı zamana kadar olan hayatını, çocukluğunu, gençliğini tanıtır. Etkileyici bir film olan Ya Tayr El Tayer bir ödüle aday olur

2015’in ardından 2018’de Kefernahum’u beyaz perdeye taşır Labaki ve kendi çizgisinden ödün vermez.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here