“Sağ Kalan Çocuk”un hikayesini ilk duyduğumuz günün üzerinden 20 yıl geçmesine rağmen hala hem eski hem de yeni okuyucuları tarafından Harry’nin hikayesi sonsuz bir ilgiyle okunuyor, irdeleniyor ve konuşuluyor. Rowling’in yarattığı katmanlı arka planının gücünden olsa gerek Harry’nin maceraları bugüne dek yüzlerce kişi tarafından farklı açılardan yorumlanmaya devam ediyor.

Peki Harry Potter’ı neden bu kadar çok seviyoruz? Bu sorunun tek bir cevabı elbette yok. Ama tüm cevapların arasından en “büyülü”sünü seçmek de gerek, meselenin ruhumuzun derinlerinde ne uyandırdığına bakmak.

Güvenli Bağlanma ve Bölünmüşlük

Travmaya maruz kalmış bazı çocuklar, büyülü varlıkların olduğu bir dünyaya çekilebilirler. Bu noktada amaçları, benliklerinin masum kısmını korunaklı bir yerde tutmaktır. Dış dünyanın korkunç yüzünden kaçtıklarında sığınacak bir liman yaratma isteği. Bazı çocuklar da bu gibi bir durumda birden fazla sayıda bölünmüş kişiliğe sığınabilirler. Peki Rowling’in dünyasında travma yaşayan kimdir? İlk bakışta bu sorunun cevabını Harry olarak cevaplayabiliriz. Voldemort’un annesi ve babasını soğukkanlıkla öldürmesine şahit olmuş ve aynı gece aynı büyücü tarafından yapılan bir Ölüm Laneti’nin hedefi olmuş Harry’nin kaderi de bu noktada şekillenmiştir. Annesi onu ölümden koruyup kendini feda etmiş, Harry’e de bu korkunç anıdan yadigâr bir yara izi miras kalmıştır. Bu yara izi belki de Harry’nin travma sonrası bölünmüşlüğüne işaret etmektedir ya da… Etmemekte midir? Harry aslında “bölünmek”ten kurtulmuş ve onun kurtarıcısı da doğrudan annesinin ona duyduğu sonsuz sevgi olmuştur. Ve geriye dönüp bakıldığında bu “sevgi” koruyuculuğun anlık olmadığı rahatlıkla görülmektedir. Birbirlerini çok seven bir anne babanın elinden sevgi ve şefkatle bir yılı aşkın bir süre bakılmıştır Harry. Bu bağlamda Harry’nin bağlanma kuramına göre “güvenli bir bağlanma”ya sahip olduğunu söyleyebiliriz. Bu kırılma anından sonraki hayatı berbat geçecek olsa da temelde hayata iyi bir başlangıç yapmıştır. Harry tam 15 aylıkken annesini ve babasını kaybetmiştir ki bağlanma kuramcıları bunun sağlam bir benlik inşa etmesi için yeterli bir süre olduğunu düşünecektir. Bu noktada 15 ay seçiminden tesadüften fazlası olduğunu gösterecek bir kanıtımız daha var. Nörobilimci Allan Schore’a göre güvenli bağlanma yaratımında kullanılan limbik ve kortikal çağrışım bölgeleri tam bu ayda olgunlaşmaktadır.

Yok Edici Arketipin Doğuşu

Bu noktada sorumuzun cevabını hala Harry olarak kabul etmek güçleşiyor. Ama elimizde cevap olma potansiyeli yüksek biri daha var: Voldemort. Voldemort her anlamda yürüyen bir bölünme sembolüdür. Onu soğukkanlı bir katil olarak tanısak da hikayesinin derinlerine indikçe aslında travmaların kurbanı olduğunu görüyoruz. Muggle babası ve büyücü annesinin zorlama ilişkisiyle başlayan yolda annesi onu doğururken ölmekte ve Voldemort bütün çocukluğunu soğuk bir yetimhanede geçirmek zorunda kalmaktadır. Daha ilk andan beri öfkeyle büyümüştür, kendini dış dünyaya kapatmıştır, sevgiyi hayatından silmiştir. Voldemort her şeyden önce sevmeyen ve sevilemeyen bir figürdür. Tüm bu arka plana Rowling bir somutlaştırma olarak “Hortkuluk” meselesini de katarak bölünmüşlüğü pekiştirmiştir. Son tahlilde Voldemort benlik inşası sürecinde yaşadığı kaotik yıkımın sonucunda psikotik nitelikli savunmalar geliştirmiş biridir.

Travmayla Mücadelenin İkili Okunması

Harry baştan beri sevilen birinin yaşamını sürdürebileceğinin kanıtı, Voldemort ise sevgiden fersah fersah uzak ümitsiz bir benliğin örneği iken aslında bir başka soru daha ortaya çıkıyor. Harry ve Voldemort travmayla karşı karşıya olan bir benliğin iki farklı gölgesi midir? Rowling bu ikilinin aslında “bir” olduklarını gösterirken ne demek istemişti? Öyle ya birbirlerinin zihninde cirit atan, birbirlerine dokunduklarında dayanılmaz bir acı taşıyan, asalarıyla bile birlenen bir ikiliden bahsediyoruz. Bu ikilemle Rowling bize Harry’nin sahip olduğu gerçek büyülü güce işaret ediyor aslında, sevgiye. Korkunç deneyimleri tecrübe eden birini soğukkanlı bir katile dönüşmekten alıkoyanın ve gerçekten fark yaratan en önemli şeyin “sevilmek” olduğunu bize gösteriyor.

Son Nokta

“Neden Harry’nin hikayesi bizi bu kadar etkiliyor?”un cevabı belki de burda yatıyor. Kişiliğimizin derinlerindeki yerlere hitap ediyor olması onu bu kadar kıymetli bir konuma yerleştiriyor. Çünkü Sağ Kalan Çocuk’a eşlik eden Ölen Çocuk’un da hikayesi Harry Potter. Gözümüzün önünde kahramanlaşan bir çocuğa, yedi kitap boyu yediye parçalanmış ruhuyla, görmezden geldiğimiz diğer çocuğun da en derinlerimize anlattığı gerçekler onu bu kadar eşsiz kılıyor. “Her zaman” da kılmaya devam edecek.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here