Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!

Sanatın herhangi bir alanında kaliteli bir üretim yapılabilmesi için iyi bir gözlemci olmak esastır. Hayatı ve içindeki ayrıntıları iyi analiz etmeden anlamlı bir şeyler söyleyebilmek pek olanaklı değil. Diğer yandan, yapılan bu gözlem sonucunda ilham alınan damar, ortaya çıkan sanat eserini şekillendiren bir kilit taşı durumunda. Eser, kumsala vuran deniz kabuklarından iki bireyin arasındaki aşka, yemyeşil bir ormanı kül eden yangından acı dolu bir cinayete kadar uzanabilir, bir sınırı yoktur. Lakin, ilham alınabilecek on binlerce duygu, düşünce, mesele içinden insanın insana ve doğaya yaşattığı trajediyi propaganda formundan uzak tutarak bunu samimice dinleyiciye sunabilenler tarih boyunca tüm müzikseverlerin gözünde taht kurmuştur. Iskwé’nin müzikal duruşu pek çok şekilde tanımlandırılabilir ama sanırım en çok örtüşenlerden biri de budur.

Resmi ismi Meghan Meisters ama o hep Waseskwan Iskwew, yani Gökyüzü Kadın anlamına gelen geleneksel ve kültürünü yaşatan ismiyle bütünleştiriyor kendisini. Bu ismi ise zamanla Iskwé’ye evriliyor. Yakınları dahil herkes öyle çağırıyor ve 2013’te çıkan ilk albümünün adı da bu oluyor. Annesi Kuzey Amerika’nın en köklü yerli etnik grupları olan Cree, Dene ve Métis’e mensup. Babası ise İrlandalı fakat o Letonyalı üvey babası tarafından büyütülmüş. Winnipeg, Manitoba’da geçiyor çocukluk yıllarını. Daha sonra Amerika’da yaşıyor bir süre ve en son şu an hala yaşamakta olduğu Hamilton, Ontario’ya yerleşiyor.

Iskwé’nin müziğinden bahsetmeden önce müziğini özel kılan gücü, yani tarihin acı sayfalarındaki gerçekleri biraz anımsamanın önemli olduğunu düşünüyoruz. Kanada, pek çoklarının zannettiği gibi huzur ve barış içinde kurulmuş bir devlet değildir. Devletin kuruluş aşamasında ve sonrasında büyük insanlık suçlarına imza atılmış Kuzey Amerika’nın bu saf topraklarında. İngiliz ve Fransız devleti iş birliği yaparak “çocuğun içindeki Kızılderiliyi öldürmek” amaçlı “özel” okullar açıyorlar ülkenin her köşesine. Ailelerinden şiddet kullanılarak alıkoyulan tam 150.000 yerli çocuk bu okullarda akıl almaz şartlarda İngilizce, Fransızca ve Hristiyanlığı öğrenmek zorunda bırakılıyor. Kayıtlara göre bu çocukların en az 6.000’i bu okullarda insani olmayan muameleler yüzünden can veriyor. Hayatta kalanların büyük çoğunluğu ise cinsel istimara ve tecavüze uğruyor. İşte Iskwé tam bu noktada müziğinin gücüyle, uygulanan kirli asimilasyon politikalarına ve katliamlara karşı bir Meksika atasözü ile cevap veriyor:

“Bizi gömmeye çalıştılar fakat bilmiyorlardı ki bizler tohumduk.”

Bunu söylerken nefret ve intikam duygusuyla değil, bilinçle ve gerçeğin gücüyle hareket ediyor. “Ben insanların kendilerini suçlu hissetmesini değil, kendilerini güçlü hissederek değişimin parçası olmalarını istiyorum.” diyor. Bu değişim büyük anlamda 2008 yılında Kanada devletinin olanları tamamen kabul edip özür dilemesiyle yeni bir boyut kazanıyor. Lakin çocukluğu, dedesinin sadece yerli olduğundan dolayı yaşadığı acı hatıraları dinlemek ile geçen Iskwé için hala yapılması ve söylemesi gerekenler bitmiş değil.

İcra ettiği müziği elektronik trip-hop olarak tanımlıyor Iskwé. İlk albümünü 2013 yılında kendi ismiyle ve The Fight Within isimli ikinci albümünü ise 2017 yılında sevenleri ile buluşturuyor. En güncel çalışması ise 2018 içinde Tanya Tagaq ile çıkardığı The Unforgotten isimli single. Bireylerin hayatlarını ve geleceğini doğrudan etkileyen meseleleri işliyor eserlerinde. Mesela 2014 yılında 15 yaşında katledilen aborjin asıllı Tina Fontaine’nin ölümünden, Kanada’daki tüm yerli kayıp ve cinayetlerinden etkilenerek Will I See ve Nobody Knows isimli şarkıları yazıyor. Soldier adlı parçasında ise doğaya verilen tahribattan ve onun korunması gerektiğinden bahsediyor. Healers adlı şarkısına “Bu şarkı benim insanlarım için yazıldı, onlar hala inciniyorlar/yaralılar.” cümlesiyle başlıyor.

Sanatçıların canlı performansları bazen beklenileni malesef karşılamıyor. Çoğumuz böyle bir durumla karşılaşmışızdır. Hatta bazen dinlenilen albüm ile canlı performansın arasında dağlar kadar fark oluyor. Lakin Iskwé’yi canlı dinlediğinizde, onun gibi anlatılmaz bir tutkuyla ve hisle şarkı söyleyebilen sanatçıların çok büyük değerler olduğunu bir daha anlıyorsunuz. O sahnede her “Lay me down now” dediğinde, her “I won’t be afraid” diye haykırdığında tüyler diken diken oluyor. Sanatçılıktan öte, bazı insanların anlatılmaz bir aurası vardır. İşte Iskwé’de tam böyle bir şey de var. Konserindeki atmosferi daha farklı bir şekilde açıklamak mümkün değil. İnsanı büyülüyor. Diğer yandan, her performans öncesi geleneksel Kızılderili motiflerinden ilham alarak yüzünü boyuyor ve sahnede giydikleri ile beraber ortaya harika sonuçlar çıkıyor. Bununla ilgili “Yüzümü tuval olarak kullanıyorum. Benim için bu performansın bir parçası. Bana enerji veriyor.” diyor Iskwé.

Müziğin her türünün gittikçe bayağılaştığı şu dönemlerde Iskwé’nin sizlere de ilaç gibi geleceğine eminiz. Müziğine ısınmanızı sağlayacağını düşündüğümüz linkler aşağıda mevcut.

Müzikle kalın.

Nobody Knows, Nobody Knows (Live)
The Unforgotten (Live)
Soldier (Live)

Kaynak: 123456

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here