Ben Hasan, tartıcı başı Muhammed’in oğlu… Ben, Giovanni Leone de Medici; bir berberin sünnet ettiği, bir papanın vaftiz ettiği ben…
Şimdi Afrikalı diye anılıyorum, ama Afrikalı değilim, Avrupalı da Arabistanlı da değilim. Bana Granadalı, Faslı, Zeyyatlı da derler ama ben hiçbir ülkeden, kentten ya da boydan değilim. Yolların oğluyum ben, ülkem kervan, yaşamım ise yolculukların en beklenmedik olanı.

Bileklerim sırasıyla ipeğin okşayışlarını duyumsadı, kaba yünden incindi, prens bileziklerini ve kölelik zincirlerini taşıdı. Parmaklarım bin peçe araladı, dudaklarım bin bakirenin kızarmasına neden oldu; gözlerim kentlerin yok oluşunu, imparatorlukların çöküşünü gördü.

Benim Arapça, Türkçe, Kastilya dili, Berberi dili, İbranice, Latince, sokak İtalyancası konuştuğumu duyacaksın; çünkü bütün diller ve bütün dualar benim dillerim, benim dualarım. Fakat ben hiçbirine ait değilim. Ben yalnızca Tanrı’ya ve dünyaya aidim ve yakında bir gün yine onlara döneceğim.

Ve sen oğlum, sen benden sonra yaşayacaksın. Beni anılarında yaşatacaksın. Kitaplarımı okuyacaksın. Ve şu sahneyi yeniden göreceksin: Bir Napolili gibi giyinmiş baban, onu Afrika’ya götürmekte olan geminin güvertesinde, tıpkı uzun bir yolculuğun sonunda hesaplarını tutan bir tüccar gibi, bir şeyler karalamakta.

Fakat benim de yaptığım bir tür hesap değil mi? Ne kazandım ne yitirdim? Ulu Tanrı’ya ne diyeceğim? Bana, türlü yolculukların beni alıp götürdüğü yerlerde geçirdiğim kırk yıl bağışladı. Zekam Roma’da gelişti, tutkum Kahire’de, üzüncüm Fas’ta, çocukluk saflığım ise hala Granada’da yaşıyor.”

Afrikalı Leo, yazarı Amin Maalouf’un ikinci kitabı ve ilk romanı olarak 1986 yılında yayınlandı. Kitap 4 ana kısımdan oluşuyor; Granada Kitabı, Fas Kitabı, Kahire Kitabı, Roma Kitabı.
Amin Maalouf aslen Lübnanlı da olsa kitaplarını Fransızca kaleme alıyor. Bu kitabı da Fransızca yazılmış günlük tadında bir roman. Yayımlandığı sene Fransız – Arap Dostluk Ödülü kazanmış ayrıca.

Kitap, ana karakter Hasan’ın kendi dünyaya gelmeden önceki zamanları ve ailesinin hayatını anlatmasıyla başlar. 15. yüzyılın sonlarında, Granada’da gözlerimizi açarız.
Babası Muhammed ve annesi Selma. Bir de babasının askerlerden satın alıp eve getirdiği Hristiyan kız Verda. Verda’nın ve Selma’nın doğum yapmasıyla aileye iki kişi daha eklenir. Meryem ve Hasan. Hasan’ın hayal meyal hatırladığı çocukluk yılları bu şehirde geçer. Ta ki Granada düşene kadar. İşgalcilerin şehri ele geçirmesiyle Hasan ve ailesinin zor dönemleri başlar. Yahudi ve Müslümanlar için iki seçenek vardır. Hristiyan olmak ya da gitmek. Aile bir göç rüzgarıyla Granada’yı arkasında bırakır.

“Yaşlı bir ağacı yabancı bir toprağa dikemezsiniz.”

Ve sonra Hasan, uçsuz bucaksız bir maceraya yelken açar. Ülkeler gezer, topraklara dokunur, güçlenir, kaybeder, değişir. Sadece kendisi değil, adına da hep bir yenisi eklenir. Çok yol alır. Amin Maalouf sadece bir adamın kendi ağzında hikayesini anlatmakla kalmamış, o gezilen tüm ülkeleri gezdirmiş ve tarihi hissettirmiştir. Medeniyetler arası ilişkileri ve çatışmaları anlatır Hasan’ın sözüyle.
Sanki gözünüzü kapatırsınız Fas’ın havası teninize değer. Ya da bir an olsun Roma’da hissedersiniz kendinizi. Keyifli bir yolculuk. Ülkelere ve karakterin içine.

“Senin şimdiki yaşındaydım oğlum. Granada’yı bir daha hiç görmedim. Tanrı, yazgımın tek kitaba sığmasını uygun görmemişti; denizin dalgalarının kat kat açıldığı gibi benim yazgım da değişikliklerle dolu olacaktı. Bir geminin fazla yükünü denize atması gibi yazgım da bana yeni gelecekler hazırlamak için kimi şeyleri silip süpürüyordu. Her vardığım limanda adıma ayrılmış olduğum topraklarla ilgili bir ad ekledi.”

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here