Kamp ateşinin etrafına sıralanın ve günümüz ozanı Chris Martin’den hayalet hikâyelerini dinlemeye koyulun. Karşınızda Ghost Stories.

Hayaletler derken? Zamanında şarkı sözlerini dünyanın dört bir yanındaki kütüphanelerdeki hayalet hikâyelerinin içine gizleyip hayranlarını heyecanlı bir maceraya çıkararak orijinal bir promosyona imza atan Coldplay bu gizemli isimle bizlere ne vaat ediyor peki? Mylo Xyloto’da renklerin içinde iki sevgilinin “Us Against The World” demesine şahit olup mutluluktan kanat açarken Ghost Stories’in sisli hayaletleri bu renk cümbüşünün üzerine gri bir perde indiriyor. Üzerinde yer yer boşluklar olan eskimiş bir perde bu, tam da hayalet hikâyelerine yaraşır biçimde.

Bu bir hüzün albümü değil aslında. Olsa olsa Coldplay melankolisi. Grubun duygu sarkacındaki çeşitlemelerin sonsuzluğundandır ki oluşturdukları notalar diyarında dünyaya ait tüm basmakalıp yargılar ortadan kalkıyor. Grubun solisti Chris Martin’in Gwyneth Paltrow’la ilişkisinin hazin bitişinin Martin’in hâlet-i ruhiyesinde neler yarattığının albümü Ghost Stories. Renklerin yok oluşuna bir ağıt, ayrılığın evrensel hüznünün akustik anlatımı. Hayalet kavramı da Martin’in geçmişte yaşadığı her şeye verdiği bir isim. Ghost Stories hayaletlerin geçmişte aşka dair neler yaşattığı ve şimdi ayrılığa dair neler yaşatıyor olduğu üzerine kurulmuş bir albüm aslında.

Mylo Xyloto’nun rengârenk spot ışıkları ve bol promosyonlu, bol hitli dünyası, sadık Coldplay fanlarını memnun etmemişti. İçerisinde Rihanna düeti “Princess of China” gibi önyargıya açık şarkıları barındıran Mylo Xyloto’dan sonra Ghost Stories bu anlamda bir nevi kalibrasyon albümü gibi duruyor. Martin’in kolay dinlenen ama bir o kadar da derinlikli sözleriyle Ghost Stories diskografide bir yol ayrımı adeta.

Açılış kaydı “Always in My Head”in mistik havası albüm hazırlık süreci boyunca Martin’in sık sık etkilendiğini söylediği Sufi gizemciliğine bir önsöz görevi görüyor. Karşımızda kalbine söz geçiremeyen bir anlatıcı, suçlamayan bir sevdalı ve vazgeçememenin kırgın hüznü duruyor. “Magic”te ayrıldığı kadına “Yaşadığımız onca şeye rağmen seninle olmanın sihrine inanıyorum.” diyerek Martin bizlere melankolinin Oz Büyücüsü olduğunu ispatlıyor adeta.

Üçüncü şarkı “Ink”, sonsuz aşkının ruhani mürekkebiyle ruhuna dövme yaptırmaktan zevk alan bir adamı anlatıyor. Takip eden True Love”la ise ritmik bir hüzün güzellemesi yapılıyor. Enstrümantal bölümleri ve Martin’in hayalet vokalleriyle tüy gibi bir şarkı bu.

Beşinci şarkı albüm yayınlanmadan ilk olarak duyduğumuz ve bizleri dumura uğratan “Midnight”. Alternatifliğin buram buram hissedildiği havası, Martin’in üzerinde epeyce oynanmış robotik vokalleri, görselliğin müzikle dansını anlatan tekinsiz klibiyle albümün ayrık otu. Midnight’ın ardından girişi ve şimdiye kadarki en sakin vokalleri ile “Another’s Arms” ile sular biraz duruluyor. “Oceans”la aşk için değişmek/değişememek üzerine sözler çalınıyor kulağımıza. Romantizm arttıkça albümün ritmi düşüyor ve yedinci şarkı dinginliğin pik noktasında yer alıyor. Meditatif havasıyla bizi gerçek anlamda da okyanus sesleriyle buluşturan şarkı Mylo Xyloto geçişlerine göz kırpıyor.

Sekizinci sıradaki “A Sky Full of Stars”, Coldplay evreninde ayrılığın nasıl neşeli aynalardan da yansıyabileceğini kanıtlıyor. Ardından gelen ve albümün son şarkısı olan “O“, ritim bu kadar yükselmişken kanatlarımızdan tutup Martin’in piyanosunun üzerine tüy gibi bırakıyor bizi. “O”, gökyüzüne dingin bir selam, bulutlar üzerindeki kaleye son bir bakış, düşmeden önceki boşluk hissi.

Geriye dönüp baktığımızda Ghost Stories’in kıymeti pek bilinmemiş bir albüm olduğu aşikar. Tam da bu havaların, sonbaharın ruhuna uygun bir Coldplay albümü. Mavi renkli hüznüyle hepimizi geçmişimizdeki kalp kırıklarıyla yüzleştiriyor. Mutlaka kulak verin. Çünkü ayrılıklar da sevdaya dâhil.

Dinlemek için: