Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
3721

Yeni bir Haftalık 5’li ile sizlerleyiz. Bu hafta ‘okur ruhların gıdası: edebiyat’ ile karşınızdayız. Dünyayı etkisi altına alan 5 Edebi akımı ve bu akımların timsali olan 5 Romanı inceliyoruz. Keyifli okumalar!

1) Klasisizm x François Fénelon – Telemak

Klasisizm ‘akıl ve sağduyunun akımı’ olarak bilinir. Konularını çoğunlukla Antik Yunan ve Latin dönemlerinden alır. Mükemmeliyetçilik esas alınır, bu sebeple konu değil anlatım ön plandadır. Özellikle anadili ustalıkla kullanmak asıl amaçtır. Kahramanların ruhsal özellikleri ele alınmıştır ve çevre faktörleri değişkenlikleri sebebiyle konu dışı bırakılmıştır.

François Fénelon 17. yüzyıl klasisizmini ülkesi Fransa’da temsil eden romancıdır. Henüz 12 yaşındayken Cahors Üniversitesi’nde Retorik ve Felsefe dersleri almaya başlamıştır. 15 yaşındayken bir Kamu Vaazı vermiştir. 21 yaşında İlahiyat okuluna kaydolan Fénelon, 24 yaşında papaz olarak görev yapmaya başlamıştır. 42 yaşına geldiğinde Bessout tarafından kutsandıktan sonra Académie François’in 34 numaralı koltuğuna oturarak ülkenin en önemli 34. kişisi olmuştur.

Telemak yani orijinal ismiyle ‘Les Aventures de Télémaque (Telemakhos’un Maceraları)’ 1699 yılında yayımlanan didaktik bir romandır. İlk baskısı anonim olarak yapılmıştır. 1717 yılında ailesi romanı bu kez Fénelon’un ismi ile bastırmıştır. Kitapta Yunan mitolojisinden Ulyssees’in oğlu Telemakhos‘un ve ona eşlik eden Bilgelik Tanrıçası Minerva‘nın, ideal devlet yapısı ve ideal devlet adamı karakteri ilgili bilgiler içeren eğitici seyahatleri anlatılmaktadır. Türkçeye 1859 yılında Yusuf Kamil Paşa tarafından çevrilen eser, 1862’de Tercüme-i Telemak ismiyle yayımlanmıştır.

2) Realizm x Gustave Flaubert – Madame Bovary

Realizm, ‘görmek’ olarak tanımlanır. Duygu-düşünceleri bir kenara bırakarak yalnızca olanı yazmak gerektiğini savunur ve bu yönü romantizme eleştiri olarak ortaya çıktığını kanıtlar niteliktedir. Üstatların gözüyle görmeyi beklemek değil, kendi gözlerinle görmek ve görebildiğini aktarmak demektir. Büyük şeyleri görmek herkes için oldukça kolay olduğundan bu akımın öncüsü olabilen eserler genelde basit konulardaki ufak ayrıntıları ustalıkla aktarabilen yazarların parçaları olmuştur.

Gustave Flaubert 19. yy’da yaşamış Fransız Romancıdır. Eleştirmenler onu ‘Modern Romanın Babası’ kabul etmektedirler. En ünlü eseri olan Madame Bovary’yi yazdığında henüz 35 yaşındaydı. 1857 yılında basılan bu roman, Fransa Devleti ve halkı tarafından büyük tepkiyle karşılandı. Sapkınca ve olumsuz düşüncelere sevk edici olarak nitelendirildi. Önce kitaplar toplatıldı ardından yazara dava açıldı. Mahkemedeki savunması esnasında sorulan ‘Kim bu Madame Bovary?‘ sorusuna yanıt olarak sarf ettiği ‘Madame Bovary benim!’ cümlesi tarihe geçmiştir.

Tüm karşı çıkmalara rağmen Madame Bovary, Dünya Edebiyatında adeta bir çağ kapatıp yeni bir çağ açmıştır. İlk çağdaş roman ve ilk realist roman olma unvanlarını taşıyan bu eser, Emma Bovary’nin memnuniyetsiz ve mutsuz tavrını konu almaktadır. Zenginlik, şöhret, prestij ve istenebilecek çoğu şeye sahip olan Emma Bovary yaşamının tekdüze ve ruhsuz olduğunu düşünmektedir. Bu eser sonrasında psikoloji ve edebiyatta Bovarizm akımı ortaya çıkmıştır.

3) Naturalizm x Guy de Maupassant – Bir Hayat

Naturalizm, sanatı doğanın kopyası olarak tanımlamaktadır. Natüralizm’de amaç topluma doğal olanı aktarabilmektir. Realizmden farkı ise sanatı toplum için yapmalarıdır. Natüralizm akımı etkisindeki eserlerde yazarın tavrı tıpkı bir analist ya da bilim insanı gibidir. Toplumun aksayan yanları oldukça sık işlenmiştir.

Guy de Maupassant 19. yüzyılın ikinci yarısında Fransa’da yaşamıştır. Hocası Gustave Flaubert‘ten ve onun eserlerinden oldukça etkilenmiştir. Flaubert’in desteğiyle roman yazmaya eğilmiş ve birçok romancı ile tanışmıştır (Ivan Turgenyev, Emile Zola…). Hayatının ilerleyen yıllarında içinde büyük bir ölüm korkusu ve yalnız kalma isteği oluşmuştur. Sifilis Hastalığının da etkisiyle akli dengesini yitirip intihara kalkışmıştır. Bu olaydan sonra kaldırıldığı klinikte 42 yaşında hayata veda etmiştir.

Une Vie‘ yani Türkçe çevirisi ile ‘Bir Hayat‘, Maupassant’ın en çok bilinen romanıdır. Hayatın tozpembe olmayışını tamamen gerçekçi bir olay örgüsüyle halka sunan yazarımız, duygu ve düşünceleri bir psikolog veya gözlemci üslubuyla kaleme almıştır. Henüz 17 yaşındayken aşkın büyülü ve şiirsel yanına kapılıp evlenmeye karar veren bir genç kız, zaman ilerledikçe aşkın ve hayatın gerçekleriyle yüzleşir. Bu yüzleşme hayatını kısa zamanda paramparça edecektir.

4) Romantizm x Voltaire – Candide

Romantizm, Klasizm’in sıkı kurallarına tepki olarak ortaya çıkmıştır. Klasizm’i sıkıcı ve duygusuz olarak tanımlayan Romantikler, esas olanın akıl ve mantık değil yalnızca duygu ve hisler olduğunu savunmuşlardır. Dindarlık, ulusallık gibi his dünyasıyla ilgili konuları çok sık kullanmışlardır. Romantikler, yazılarında kullandıkları karakterlerin kendi iç dünyalarını temsil ettiğini söylerler. Bu yönüyle romantizm, yazarın iç dünyasındaki duygu ve düşüncelerini açıklaması üzerine kurulmuştur.

François Marie Arouet, yani bilinen ismiyle Voltaire, 18. yy başlarında yaşamış Fransız yazar ve düşünürdür. Din ve ifade özgürlükleri, insan hakları, Kilise dogmaları gibi konularda çok kritik eserler kaleme almıştır. Bu bahsi geçen konuları Fransız devlet kurumları bünyesinde de ele alan Voltaire, eserlerinde eleştirilerini genellikle hiciv yoluyla yapmıştır. Sivri dili yüzünden sürgün edilen Voltaire 3 yıl İngiltere’de kaldıktan sonra ancak ülkesine dönebilmiştir.

Candide, ou l’Optimisme‘ yani ‘Candide, ya da İyimserlik‘ ismiyle yayımlanan bu eser aslında Leibnz‘in ‘Mevcut dünyanın, olabilecek dünyaların en iyisi olduğu‘ yönündeki görüşlerini eleştirmek amaçlı yazılmıştır. Eserde Candide (hiçbir şeyden haberi olmayan genç ve masum kişi), Pangloss (Leibnz felsefesini temsil eden kişi) ve Filozof Martin (Sağduyu’yu temsil eden kişi) birlikte dolaşırlar. Dünyadaki acıları ve bu acıların zorunluluk olmayışını, iyimserleri sürekli hicvederek ele alan Voltaire, Pikaresk* bir romana imza atmıştır.

5) Ekspresyonizm x Franz Kafka – Dava

Ekpresyonizm (Dışavurumculuk), Empresyonizme (İzlenimciliğe) tepki olarak ortaya çıkmıştır. Dış dünyaya tamamen ilgisiz gibi görünen bu akım, insanın iç dünyasını esas almıştır. Bütün duyguların en gizli ve en uç noktalarına dek anlatıma dahil edildiği bu akımda, gerçekler karakter bazında yorumlanmak suretiyle aktarılır. Ruhsal sıkıntılar, iç sorunlar ve iç ses ile diyaloglar bu türde en sık rastlanan konular olmuştur.

Franz Kafka, 19. yy başlarında yaşamış Avusturyalı bir yazardır. Münih’te Hukuk eğitimi almış, ardından Ceza Hukuku alanında ilerlemeye karar vermiştir. Alman Filolojisi ve Sanat Tarihi eğitimleri aldığı da bilinmektedir. 29 yaşındayken boş zamanlarında yazdığı yazıların yayımlanması ile yazarlık serüvenine başlayan Kafka, dünya medeniyetinde suç, özgürlük, sorumluluk ve yabancılaşma gibi konularda temel eser sayılabilecek yazılara imza atmıştır.

Kafka 42 yaşındayken yayımlanan Der Prozeß (Dava), yazarın en çok okunan kitaplarından biridir. Eserde bir sabah uyandığında kendisine karşı açılmış bir dava olduğunu öğrenen Josef K.’nın absürt durumu anlatılmaktadır. İşlediği suçu ya da bunun cezasını öğrenemeyen Josef, toplumdan da kendisinin hala bilmediği suçu ve davası nedeniyle tepki görmektedir. Karakterin iç dünyasında yaşadığı buhranları ve toplumsal tepki imgelemleri ile Dava, ‘yaşamın ve dünya kabullerinin bizi yargılayışı’ ile özdeşleştirilir. Kafka’ya göre, ‘her insan doğmakla beraber yaşam tarafından tutuklanır ve yargılanmaya başlar‘.

 

*Pikaresk– Tozpembe hayat tasvirlerine tepki olarak ortaya çıkan bu tabir, İspanyolca’daki ‘Picaro (gezgin,serseri)’ kelimesinden türetilmiştir.

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
3721

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here