Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
1621

“İnsan yüreğinin, bütün sevdiklerini içine alabilmesi için çok büyük olması gerektiğini bilmelisin.”

José Mauro de Vasconcelos‘ın yirmi yıldan fazla bir zaman yüreğinde taşıdığı ve tam on iki günde yazdığı Şeker Portakalı, hassas bir çocuğun kalbindeki ilk acılara uzanıyor. Beş yaşındaki Zezé’nin hayatını anlatan roman, yazarın kendisine tuttuğu tertemiz bir aynadan başka bir şey değil.

Yarı Kızılderili yarı Portekizli olan yazarın, her cümlesinde hayatından izlere rastladığımız bu romanda, ne büyük talih ve aynı zamanda ne büyük bir talihsizliktir ki kendimizden de parçalara rastlamamak mümkün değil. Küçüklüğümüzün tatlı sorguları, ufak bedenimizde taşıdığımız büyük korkular ve hayatımızı etkileyen en büyük acıların, çok adaletsiz bir şekilde en küçük yaşlarda yaşandığı gerçeği… Şeker Portakalı gözyaşı dökmeden okumakta güçlük çekilecek bir kitap. Gözyaşların sebebi ise tamamen gerçek hislerin yazıya dökülmesi; anlatılanların okura gözlerinde canlanabilecek hissiyatı verebilmesidir. José Mauro de Vasconcelos, Zezé’nin yaşadıklarında okuduğumuz gibi zor bir yaşam geçirdi ve yazarlığa ulaşana kadar balıkçılık, hamallık, garsonluk gibi birçok işte çalıştı. Kendini bulduğu, yani yazdığı andan itibaren ise başta Şeker Portakalı eseriyle dünya edebiyatındaki sarsılmaz yerini almış oldu.

“Bir çocuk yüreği unutur ama asla bağışlamaz.”

5 yaşındaki Zezé, yoksul ve kalabalık bir ailenin en küçük ikinci çocuğudur. Algıları açık, hayal gücü yüksek, zeki ve aynı zamanda çok yaramaz bir çocuk. Öğrenme üzerine beş yaşındaki bir çocuğa göre fazla heveslidir, öyle ki okumayı çok erken söktüğü için öğretmeni ve ailede kendisi gibi sarışın olan ablası hariç herkes onu şeytan olarak görür. Büyük aklına rağmen Zezé de çocukluğun getirdiği masumiyetle ara sıra kendisinin şeytan olup olmadığını sorgular.

Bir süre sonra yoksulluktan ve babasının işsiz olmasından dolayı taşınmak zorunda kalırlar. Yeni evi sevmenin tek yolu ise bahçedeki şeker portakalı fidanıdır. Tanıştığı andan itibaren onunla konuşan şeker portakalı, Zezé’nin yakın arkadaşı olacaktır.

Yeni yıl zamanı geldiğinde Zezé, içinde bir yerlerde boşuna olduğunu bildiği halde ayakkabılarını hediye bırakılması için kapının önüne koyar. Yoksulluğu kabullenen, ama hayal etmeyi seven bir çocuktur. Hediye olmadığını gördüğünde ise ağzından çıkan ağır sözleri karşısında duran babası işitir. Babasının acısını hisseden bir çocuk her şeyi yapabilir. Zezé de bu yüzden ayakkabı boyama kutusunu alır ve sokaklara çıkar. Babasına alacağı iki paket sigara parasını çıkarır ve ona verdiği an ağlamaya başlar. Şeytanlığının acısı biraz olsun hafiflemiştir.

Zezé’nin en büyük zevklerinden biri ise arabaların arkasına asılmaktır. Bir gün kasabanın en havalı arabası olan Portekizlinin arabasının arkasına asılmaya karar verir. Fakat başarısız olur ve Portekizliden bir güzel dayak yer. O dayak, büyüdüğünde Portekizliyi öldüreceğine dair yemin etmesine sebep olur. Ancak bir gün haşarılığı sebebiyle ayağını keser ve dayak yememek için ailesinden gizler. Zar zor yürüyen Zezé’yi fark eden Portekizli onu arabasına alır, eczaneye götürür ve pasta ısmarlar. Portekizli o günden sonra onun sevdiği tek kişi olacaktır.

“- Ne diyorsun sen, küçük; babanı mı öldüreceksin?

– Evet, yapacağım bunu. Başladım bile. Öldürmek, Buck Jones’un tabancasını alıp güm diye patlatmak değil! Hayır. Onu yüreğimde öldüreceğim, artık sevmeyerek… Ve bir gün büsbütün ölecek.”

Zezé yaptığı yaramazlıklardan dolayı sürekli ablasından ve babasından dayak yer. Ama bir zaman sonra bu dayaklar anlamsız ve şiddetli bir şekilde artar ve Zezé dışarı çıkamaz hale gelir. Romanın can alıcı kısmı da tam olarak bu noktada başlıyor. Beş yaşında bir çocuğun ölmeyi istemesi. Beş yaşında bir çocuğun kendini trenin önüne atma planlarıyla intiharı seçmesi. Beş yaşında ailesinin onun ölümüyle rahatlayacağını düşünerek intiharını planlayan bir çocuktan daha hassas, daha kalbe dokunan ne olabilir? Ne yazık ki tam bu planlar sırasında Portekizlinin kaza haberi gelir. Hayatında sevdiği tek kişiyi kaybeden Zeze, şeker portakalının da yol yapımı için kesileceğini öğrenince yataktan çıkamaz hale gelir. Fakat şeker portakalı fidanı şimdilik hala oradadır ve hayat devam edecektir.

Okumak isteyenler için yazarın Güneşi Uyandıralım ve Delifişek adlı romanları Şeker Portakalı’nın devamı niteliğindedir. İzlemek isteyenler için ise Şeker Portakalı, 2012’de Brezilyalı yönetmen Marcos Bernstein tarafından beyaz perdeye uyarlanmıştır.

“Daha çok anlat.” dedim.
“Hoşuna gidiyor mu?”
“Çok. Elimden gelse seninle sekiz yüz elli iki bin kilometre hiç durmadan konuşurdum.”
“Bu kadar yola nasıl benzin yetiştiririz?”
“Gider gibi yaparız.”

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
1621

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here