Patrick Süskind‘in aynı adlı romanından uyarlanan ve Netflix’te izleyiciye sunulacağını daha önceden sitemizde paylaştığımız PerfumeDark ve Dogs of Berlin‘den sonra Netflix ortak yapımı bir Alman dizisi olmasıyla ön plana çıkıyor. Bildiğiniz üzere Süskind’in romanı 2007 yılında beyaz perdeye “Perfume: The Story of Murder” olarak aktarılmıştı. Hatta kitap uyarlamalarında karşımıza çıkan “Kitap mı, film mi?” sorusuyla baş başa bırakmıştı bizi film. Şimdi ise hikayenin farklı bir versiyonunu 6 bölümlük bir mini dizi olarak izliyoruz.

Film, insanüstü bir koku yetisine sahip olan Grenouille’in, ürettiği parfümler sayesinde insanları manipüle ederek seri katil olmasını anlatırken dizi, biraz daha farklı bir açıdan bakıyor hikayeye. Dizi sayesinde hikaye, 18. yüzyıldan günümüze taşınıyor. Genç bir profil uzmanı olan Nadja Simon (Friederike Becht) ve ekibinin, kusursuz kokuyu bulmak için cinayetler işleyen bir katilin peşine düşmesini anlatıyor. Katharina, vahşice öldürülmüş ve koku bezleri vücudundan kesilmiş halde bulununca ipuçları, Nadja ve ekibini, yatılı okulda okuyan bir grup arkadaşın geçmişten bugüne kadar uzanan hikayesine götürüyor.

“Bizi kendine çeken yabancı olan değildir. Asıl, tanıdık olandır bizi büyüleyen. Skatol, parfüme eser miktarda katıldığında eski bir tanıdık el sallar bize, yuvaya döndüğümüz hissi uyanır içimizde. Yüksek bir konsantrasyonda olduğumuzda ancak o zaman bu kokunun doğduğumuzdan beri bizimle olan yakın bir dostumuza ait olduğunu fark ederiz. Skatol, insan dışkısı kokusunun özüdür. İyi ya da kötü fark etmez, tanıdık olanı severiz biz. İşin özünü anlayana kadar elbette.”

6 arkadaştan oluşan bir grup. Kim kimi seviyor, kim kimden nefret ediyor, kim kimle yatıyor belli olmayan bir arkadaşlık: Moritz, Roman, Elena, Butsche, Daniel ve Katherina. Kısaca ilişkilerinden bahsetmek gerekirse Roman, Katherina’ya aşık ama Elena’yla ilişkisi var ve dizide evliler. Daniel, Elana’ya aşık. Butsche, Katherina’ya aşık. Elena, Roman’a aşık. Moritz, kimseye aşık değil. Tek derdi koku zaten. Zaman ilerledikçe Elena, Katherina ve Roman hariç kimsenin birbiriyle iletişimi kalmıyor. Cenaze hepsini bir araya getiriyor. Sonra da yetimhane zamanlarından kalan kirli çamaşırlar bir bir ortaya dökülüyor.

“Arzudur amber. Tatlı, can acıtan, dayanılmaz bir arzu. Şanslı günlerinde kıyılarına vuran bu maddenin nereden geldiğini asırlar boyu öğrenmeye çalıştı insanlar. Çinlilere göre amber ejderhaların salyasıydı. Araplar amberin dünyanın sonundaki pınarlardan çıktığına inanıyordu. Amber, hasta kaşalotların (ispermeçet balinası) sindirme sisteminde üretilir. Kilosu 50 bin avro. Yeryüzünün en büyük dışkısı.”

Moritz de Vries: Bu gençlerin içinde koku duyusu en gelişmiş olanı. Her bölümün başında, dış ses olarak ondan parfümle ilgili anekdotlar dinliyoruz. Kişilik olarak anlaşılamaz bir adam olması, dizinin zayıf noktalarından biri. Zayıf karakterler, neredeyse tüm karakterlerde görülen ve diziyi aşağıya çeken bir nokta. Moritz, koku alma özelliğinden dolayı psikolojik olarak derinine daha çok inilebilecek bir karakterken senaryo bize bunu vermiyor. Zaten yavaş giden dizide, karakterle özdeşleşemediğimizde de bir noktadan sonra sıkılmaya başlıyoruz. Dizinin en başından beri hatta çocukluktan beri, etliye sütlüye dokunmaz tavrıyla gözlemci olarak hayatına devam eden bir adam olan Moritz, Grenouille olabilecek kapasiteye sahip olan tek kişi.

Roman ve Elena Seliger: Mutsuz bir evlilik ve şiddetin ortasında büyümeye çalışan bir kız çocuğu. Gerek Elena’ya olan tavrı, gerek yukarıdan bakan tavırlarıyla Roman, dizi boyunca izleyicinin canını sıkan karakterler arasında. Elena’yı sevdiğini söylemek ise çok zor. Elena’yla evliyken bile Katherina’yla birlikte olduğunu söylemesi hala Katherina’ya aşık olduğunu gösteriyor. Elena, Roman’a sesini çıkartamayan bir kadın. Roman’ın öfke problemi olduğu için dizide sık sık dayak yediğini görüyoruz. Bu kadar pasif bir karakterin geçmişinde onu rahatsız eden bir şey olduğunu anlamak çok zor değil. Dizi bu noktada, Elena’nın geçmişine çok daha fazla iniyor. Elena, bir süre sonra sizi şaşırtabiliyor bile. Yine de altı bölüm boyunca, Roman ve Elena’nın bu cinayetlerle alakaları olmadığını çok net hissediyorsunuz.

“Bazı maddeleri hiçbir değişime uğramadan karıştırabilirsin. Bir de karıştırılınca gerçekten tepkimeye giren bazı maddeler vardır. Maddelerin kimyasal senteze uğradıktan sonra fiziksel yöntemler kullanılarak karışımdan orijinal hallerinde çıkarılmaları imkansızdır. Sentez, doğada birlikte bulunmayan maddeleri karıştırarak tamamen yeni bir madde yaratmaktır. Yaratmak. Sentez aşkın doğasıdır. Sentez olmadan parfüm olur mu?”

Thomas Butsche: Karanlık olan bu dizinin en içten karakteri bana göre. Küçükken annesi tarafından istismar edilmiş. Şu an genelevi var. Zengin bir adam ve Roman gibi öfke problemi var. Butsche, Katherina’ya aşık. Hem de çok büyük bir tutkuyla. Hepsinden daha farklı bir karakter. Daha içten, daha güzel, daha merhametli. Keşke daha fazla ondan bir şeyler görebilseydik demek istiyorum ama dizinin gidişatında hiçbir etkisi olmayan bir karaktermiş gibi hissettiriyor. Bu yüzden belirli noktalarda diziden çok bağımsız gibi geliyor insana. Çok daha etkileyici bir konumda olabilecek bir karakteri kendi elleriyle bitirmişler diyebilirim.

Daniel Sluiter: Diğer adıyla dişsiz, kaba tabirle ezik bir karakter. Psikolojik sorunları olan ve cinsel açıdan kendini yetersiz gören biri. Neler yapabileceğini tam olarak kestiremesek de Elena’ya olan aşkı onun zayıf noktası.

Nadja Simon: Dedektifimiz. Soğuk ve duygusuz gibi görünen bir karakter olmasına rağmen davanın başında bulunan Grünberg’le yasak ilişkisinin geldiği durum, duygusallığının en büyük göstergesi. Altı bölüm boyunca katili bulmaya çalışan tek kişi. İçlerinde en akıllısı olması da bunda büyük etken tabii. Ama insana kendini sevdiren bir karakter değil. Grünberg’le yaşadığı ilişki bazen cinayetlerin önüne geçiyor ki bence bu nokta izleyeni rahatsız ediyor. Son bölümlerde gördüğümüz Nadja ise sevilmemesinin ve kıskanç karakterinin büründüğü ikinci kişiliği gibi.

”İyi bir koku çok daha karmaşıktır. Maddelerin tepkimesiyle gerilim yaratan üst ve alt noktalar belirleyen ve farklı yoğunlukların kullanıldığı bir süreçtir. Maddelerin birlikteliği kendi seslerini ortaya çıkarınca kokunun gerçek orta notası bu oluyor.”

Yukarıda, diziyi size daha çok karakter bazında anlatmak istedim. Şimdi ise uzatmadan konunun detaylarından ve teknik kısımlardan bahsedeceğim. Senaryo güzel olmasına rağmen işlenişi o kadar yanlış ve ilerleyiş o kadar yavaş ki. Suç dizilerini, seven hatta mini suç dizilerine bayılan kesim bile sıkılabiliyor. Bu noktada kendime sadece şunu soruyorum: Kuzey Avrupa ağır işleyen onlarca cinayet dizisine imza atıyor. Bunları yaparken akıcılığı sağlayabiliyor. Peki, neden Almanlar ve Fransızlar bu konuda bir şey yapamıyor?

İkili ilişkiler çok ön planda kalmış. Bu yüzdendir ki cinayeti bazen unutuyoruz. Oyuncuların çok iyi oynamalarına rağmen havada kalan çok fazla şey var. Dizinin finalinden bahsetmeme gerek bile yok. Hayal kırıklığı. Tüm bu eksilerin yanında çekimler muazzam. Elde edilen görüntüler sinematografik açıdan değerli ama maalesef bu diziyi kurtarmaya yetmiyor. Altı bölüm, karakterlerin psikolojik katmanına girebilmek için yetmemiş ama cinayeti çözmek için de fazla gelmiş gibi. İzleyin ya da izlemeyin demek yanlış olur. Beklentiye girmeden başlamak çok daha mantıklı.

“Sevdiğin bir kokuyu keşfetmek kolay. Gül yaprağı. Çocuk saçı. Yaz mevsiminde orman toprağı ama bu kokuyu, etrafındaki maddeden ayırmak zor. Meydana çıkarılamıyor. Güç uygulayarak ayrılmıyor. Kokucular, bal mumu kokusunu vücuttan çıkarmak için alkol kullanır. Sonra benzen, kokuyu mumdan ayırır. Ayrıştırma, sadece iki madde arasında başlamaz. Üçüncü bir maddeye ihtiyaç vardır.”

”Parfume: The Story of Murder” hem kitap olarak hem film olarak çok sık karşımıza çıkıyor. Grenouille karakteri ise her zaman ön planda. Simon’un davayı anlamak için filmi izlediğini bile görüyoruz. Simon’un sorguda beşine sorduğu “Kitap neyi anlatıyor?” sorusu, dizinin en güzel sahnelerinden biri olma özelliği taşıyor çünkü hepsi kendilerini anlatıyor. Kitap, onlara kendi karakterleri ve yaşamları hakkında ne hissettirdiyse kitabın konusunun o olduğunu düşünüyorlar.

Moritz: Öldürdüğü kadınların kokusunu yapan Grenouille’nin hikayesi. Koklamanın duyumsal hazzıyla ilgili.

Elena: Grenouille. Ana karakter. Kokularını yapmak için kadınları öldürüyor. Kokular sözde ona güç veriyor çünkü Grenouille insanlardan korkuyor.

Roman: Aşkla ilgili. Grenouille sevilmek istiyor. Kimsenin sevmesi mümkün olmayan bir canavar.

Daniel: Grenouille. O, kokmuyor. Bir kokusu yok. O bir hiç kimse ve kokusunun olmasını istiyor.

Butsche: Kitap çok kötü bir anne hakkında. Balıkçı kadın, çocuklarını doğduğu gibi çöpe atmış. Daha fazlasını okumadım.

“Kokular uçucudur. Tenimize belli belirsiz dokunup uzaklaşıp yolculuklarına devam ederler. Parfümörün sanatı, özgürlüğe hasret olanın ruhunu bozmadan yakalama teşebbüsüdür.”

Perfume, kusursuz kokuya ulaşmaya çalışan bir katilin hikayesi. Üstüne sürdüğü zaman herkesin ona aşık olacağı mükemmel kokuyu…

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here