Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
92

Dikkat edin, kime sorsanız size yaşadığı ve yaşayacağı her şeyin farkında olduğunu söyleyecektir. Bunların olacağını biliyordur, samimi olmayanların farkındadır, kendini biliyor ve etrafındakileri muhakkak tanıyordur. Herkes, ama herkes saptığı yolun sonunu büyük bir yüzdeyle doğru tahmin eder. Herkes içinde bulunduğu durumun ve yaşayacaklarının farkındadır. Farkındalık hali her ne kadar kulağa olumlu bir şey gibi gelse de, çoğu zaman o yolun ortasında insana diz çöktürür ve o çöküşte insanı bekleyen uzun bir mola vardır. Yüzyıllardır tartışıldığı üzere bilmek kavramı mutluluktan çok uzakta ikamet eder. Bilmek, öğrenmek, okumak, fark etmek… Kişi, bir üstün her zaman varolduğunu öğrendiği andan itibaren trajedisi başlayacaktır. Her şeyi bilmek ama hiçbir şey söylememek. Her şeyi duymak ama fazlasına aç olmak. Her şeyin farkında olmak ama hiçbir şey yapmamak. Tanıdık değil mi?

Ivan Gonçarov’un 1849 yılında yazdığı romanda bu anlattığımız durumlara bir tanım buluyoruz, Oblomovluk. Her şeyi sayfaları çevirirken karakterimiz İlya İlyiç Oblomov’la birlikte öğreniyoruz. Karakterimiz zeki ve iyi bir insan fakat her iyi insan gibi bir kusuru var, çok fazla düşünüyor. Oblomov’da zeka ve tembelliğin çatışmasına belki de ilk kez bu kadar odaklanıyoruz. İlya İlyiç’in her zaman planları vardır, fikirleri ve hayalleri hiçbir zaman boş beyaz bir masa görüntüsü vermez. Yapılacak çok şey vardır. Gel gelelim yapılacak çok şeyin ötesini önceden görmek, o şeylerin peşinden gitme hevesini bir çırpıda çalıverecektir. Bir kaçış değil, bir eminlik asla değil fakat bilinçli bir öngörü, kişiyi bu farkındalıkla sosyal yaşamdan kapı dışarı eder. Bu kavrama göre tembellik, fazla bilmekten, fazla bilmenin sonuçsuzluğunu öngörerek toplumdan ve bir çok şeyden vazgeçmektir. Kahramanımız da bu minvalde sürekli düşünür. Harfler ve yollar kahvaltı masasında dahi gözünün önünden çırpınarak geçerler. Düşünür, ama yapamaz. Gitmek ister, ama kararsızdır da. Gonçarov’un var ettiği Oblomovluk hastalığı da onun beynini sürekli yoracak, olduğu yerde büyük bir iç rahatsızlığıyla uyuşacaktır. Peki bu durumun hiç mi çaresi yok?

“Yarım kalmış bir adam olduğunu, ruh güçlerinin gelişmekten geri kaldığını, hayatına bir ağırlığın çöktüğünü düşündükçe içi parçalanır. Başkalarının zengin, hareketli hayatını kıskanır, kendi hayatının yolunu ağır bir kaya parçasıyla tıkanmış, daracık, zavallı bir keçi yolu gibi görür. İçinde hiç uyanmadan kalmış, biraz kurcalanmış fakat hiçbiri sonuna kadar işlenmemiş bir çok yetenekler olduğunu acı duyarak sezmektedir. İçi yanarak anlar ki, onda gömülü kalmış iyi ve güzel bir şeyler vardır. Belki çoktan ölmüş, ya da bir dağın derinliklerindeki altın gibi saklı kalmış olan bu hazine çoktan meydana çıkmış olmalıdır ama öyle derinlerde kalmış, üzerine öyle pislikler yığılmıştır ki…
Sanki dünyanın ve hayatın ona verdiği nimetleri birisi çalmış ve yine kendi ruhunun derinliklerinde bir yere gömüp bırakmıştır. Sanki bir güç onu hayat meydanına atılmaktan, iradesini ve zekasını alabildiğince açılıp harcanmaktan alıkoymaktadır. Sanki gizli bir düşman, daha yola çıkarken onu ağır eliyle yakalamış, insanlığın doğru yolundan uzaklara fırlatmıştır…”

Kendindeki sorunun farkında olan Oblomov’u, ona tamamen zıt olan en yakın arkadaşı ”ya şimdi ya hiçbir zaman” mantığıyla motive eder. Sürekli teklifler götürür ve harekete geçmesini bekler. Oblomov ise bulunduğu uyuşukluk halinden öyle kolay kurtulamayacak, teklifleri değerlendirmek için bile doğru zamanı bekleyecektir. Ya aşk? Aşk ise onu sadece birkaç gün yatağından kaldırabilecektir. Olga’ya olan aşkı, evlilik mevzu bahis olduğu zaman tam anlamıyla Oblomovluğa yenilecektir.

Sonunda tabiri caizse ”kadere” inanan kahramanımız, hayatını bu şekilde tamamlama kararı alır. Ne bir kazanış, ne bir kaybediş. Sadece kader…

Günümüz Oblomovları

İlya İlyiç hayal kurmaktan yaşayamadı. Düşünmekten harekete geçemedi. Fakat günümüz Oblomovlarına bakacak olursak, onların bu kavramı çok daha öznelleştirdiğini görürüz. Artık tembellik ve ilgisizlik, tamamen çağın getirdiği alışkanlıklardan ve bilinmezliklerden oluşmaktadır. İlyiç hayal kuruyordu, şu an ise Oblomovlar hayal kurmaktan dahi korkacak, samimiyetsiz davranışlar içine girecek durumdalar. Yaşadığımız dönemde, beynin içinde ihtimallerle çabalamayıp inzivaya çekilmek, beynini terletip o çaba sonucu inzivaya çekilmekten çok daha caziptir. Öyleyse Oblomovluk sürecinin sizi yakalamaması, yakalamayacağı anlamına gelmiyor diyebiliriz. Zihninizi dört açın!

“…Oblomovluk, bir asosyallik değil, antisosyallik, tembellik değil şuurlu atalet, agorafobi değil, bir varoluş trajedisidir. İnsanlara, topluma ve dünyaya duyulan bir nefretin değil, tanrıya ve kadere sitemin ifadesidir. Oblomov, temiz yürekli, iyi niyetli, dürüst ve zeki bir kişiliktir. duygusal ve saftır. inançlı ve ahlaklıdır. Her şeyi yarına bırakmak, ertelemek, eyleme geçmemek “sorumsuzluğun” ürünü değil, tersine sorumluluk duygusuyla irkilmenin yarattığı donukluğun sonucudur. Oblomov, uyuşukluk değil, belki fazla uyanıklığın; hayata yukardan bakmanın, bütün sonuçları görerek “son”ları karşılamak istememenin yıkılmışlığıdır. Yalnızlık, “sigara külü kadar yalnızlıktır”, Oblomov. İçe dönmek, kendinden ibaret bir dünya kurarak yaşama havlu atmaktır. “Gölge etmeyin başka ihsan istemem demektir”. Ölümü, “yaşayan ölü” haline dönüşerek yenmek, hayat kıvılcımlarını yok ederek ölümün işlevini elinden almaktır.”

Ahmet Özcan – Açık Mektuplar

Kaynak: 1

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
92

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here