Yunan mitolojisinin en önemli karakterlerinden biri olan dev titan Atlas; hem çok güçlü, hem de çok kibirlidir. Denizin derinliklerine hakim olmasının yanı sıra, Asya ve Afrika kıtasının birleşip oluşturabileceğinden daha büyük bir alana sahip olan Atlantis adındaki ülkeye hükmeder.

Yaşadığımız dünyayla hiçbir bağlantısı yoktur Atlantis’in. Adeta bir adalar zincirinden oluşur. İnsanlar, arazilerini su kanalları ile bereketli hale getirerek tarımla geçimini sağlamış ve bununla da yetinmeyip ülkelerine saraylar, hamamlar, yarış meydanları, limanlar, tapınaklar inşa etmişlerdir. Bolluk ve istihdam bu şekilde devam ederken; Atlantislilerin kaderi maalesef ki tanrıların bir gün bir gece süren bir sel göndermesiyle aksi yönde değişecek, ülke toprakları çamur deryasının altında kalarak tamamen yok olacaktı. Bu büyük felaketten kaçmayı başaran Atlas ve kardeşi Menoitios, Atlantis’e yapılanların intikamını almak adına titanların Olimposlu tanrılara karşı başlattığı isyana destek verdiler. Fakat Titanomakhia adı verilen bu savaşı tanrıların kazanması ile birlikte Menoitios, Zeus’un yıldırımıyla öldürülmüş, Atlas da sonu olmayan bir ceza ve kaldırabileceğinden çok daha ağır bir yükle karşı karşıya bırakılmıştı.

Titanomakhia Savaşı

Öfkesiyle nam saldığını bildiğimiz baş tanrı Zeus tarafından, gök kubbeyi omuzlarının üzerinde taşıma cezasına çarptırılır Atlas. Dünyanın en batı ucunda durup bu yükü sırtına alacak ve ne olursa olsun hiçbir şekilde yere bırakmayacaktır. Diğer titanlar Tartaros’a (ölüler diyarının en altı) gönderilirken Atlas’a bu denli büyük bir ceza verilmesinin nedeni, tamamen bitmek tükenmek bilmeyen kibri idi. Zeus, onu aslında kendisi ile cezalandırıyor, varlığını asla unutamayacağı bir ağırlığın altına sokarak had bildiriyordu. Dev titan suskundu artık. Kibrinden eser kalmamıştı. Şu sözleri sarf ederek bahsediyordu aldığı dersten; “Gök kubbenin altında böyle iki büklüm dururken insanların bütün sorunları gelir kulağıma. Onlar kendi paylarına düşeni sorguladıkça, her şeyin boş olduğunu daha iyi anlarım.” 

Atlas’a verilen bu devasa cezanın başka bir sembolik anlamı daha var. O, gökyüzünü omuzlarında taşıdığı sürece yer-gök buluşmasının önüne geçilecek ve bu buluşmadan doğan titanlar sonsuza kadar yer altına gömülmüş olacaktı. Tanrıların babası Zeus yine tek hamleyle birden fazla hedefi on ikiden vuruyordu.

Atlas’ın büyük çoğunluğu kız olmak üzere pek çok çocuğu vardı. Hesperidler (periler) de Atlas ile Hesperis‘in kızları olarak geçer bazı kaynaklarda. Bu perilerin bahçesinde, Zeus’un karısı Hera tarafından dikilen, altından elma veren bir ağaç bulunur. Hera, kendisine düğün hediyesi olarak verilen bu ağacı koruma görevini Hesperidler’e yüklemiş ve yanlarına da artı bir önlem olarak yüz başlı ejderha Typhon’u bırakmıştır. Zeus’un fani Alkmene’den olan oğlu Herakles (Herkül), 11.görev olarak bahçede bulunan altın elmalardan getirmekle yükümlü tutulunca, burada Hesperidler’in babası Atlas ile karşılaşarak ondan yardım ister. Elma çalma fikrine ikna olan Atlas’ın tek şartı, Herakles’in bir süreliğine gök kubbeyi omuzlarından alıp yükünü hafifletmesidir. Kabul eder bunu Herakles. Böylece dev titan yıllar sonra özgürlüğüne kavuşur. Ama elmaları çaldıktan sonra tekrar gök kubbeyi omuzlarına almaya yanaşmayarak tamamen serbest kalma hayallerine kapılır. Kurnaz Herakles’in ise hiç niyeti yoktur böyle bir yükün altına girmeye. Atlas’ı kandırmak adına hemen zekice bir plan yapar. Gök kubbenin sırtına tam yerleşmediğini, kaydığını söyleyerek ondan yardım ister ve bu şekilde yük tekrardan Atlas’ın sırtına geçmiş olur. Ardından, görevini tamamlamanın da verdiği rahatlıkla beraber çalıntı elmaları alarak kayıplara karışır Herakles.

Atlas ve Herakles

Tuzağa düşen şanssız titan ise gök kubbe ile sonsuza kadar baş başa kalmış ve bir daha da asla bu yükten kurtulmaya muvaffak olamamıştır. Böyle ağır ve acımasız bir cezayla ödemiştir Olimposlu tanrılara baş kaldırmanın bedelini.

Pek çok tasvirde çizilenin aksine Atlas’ın omuzlarında taşıdığı ağırlık dünya değil, küre şeklindeki gökyüzüdür. Günümüzde, bir araya getirilmiş harita derlemelerine verilen “Atlas” adı da buradan gelmektedir zaten. Ayrıca “Atlas’ın Denizi” anlamını taşıyan Atlantik Okyanusu terimi de bu efsaneye borçludur varlığını. Hayatımızın pek çok alanında karşımıza çıkan binlerce yıllık tarihi-mitolojik kavramlar, Coğrafya’nın da kıyısından köşesinden tutarak kendini göstermeyi bir şekilde başarıyor hala.

Kaynak: 1,2,3