Bazı şarkılar vardır, içinde kaybolmak istersiniz. Bazı şarkılar vardır, notaları en yalnız anınızda kalbinizin kıvrımlarına dolanır durur. Merhem misali… Ve bu şarkıların arkasında, kendi kalp kırıklıklarını alıp ruhunuza şifa niyetine sunan muhteşem sesler vardır. Sam Smith gibi. Ada’nın bizlere sunduğu muhteşem yetenek Smith’in tenor sesine uzun süredir hasret kalmıştık ki bu aralar gelen yeni tekli ve albüm haberi yaklaşan sonbaharın melankolisine karışınca kulaklarımız bir bayram hazırlığına girişiverdi. Biz de kısa süre önce yayınlanan “Too Good At Goodbyes” teklisinin şerefine sizleri Smith’in melankolik harikalar diyarında dolaştırmaya karar verdik. Hazırsanız gönül telinizi titretmeye başlıyoruz:

1 – Özel Bir Tanışma

Smith’le tanışmamız takvimler 2012’yi gösterirken oluyordu. Onu ilerde göreceğimizden epey farklı tarzda bir şarkı olan “Latch” ile müzik dünyasına giriş yapan Smith, bu şarkıda İngiliz elektronik müzik ikilisi Disclosure’e vokal yapıyordu. Oldukça “teknolojik” altyapılı Latch üzerinden birkaç ay geçmişti ki Sam Smith o efsanevi şarkısı “Lay Me Down” ile solo girişini deyim yerindeyse doğrudan doğruya kalbimize yaptı. Damarlarımıza çaresizlik zerk eden sesinden akan duygular öyle canlıydı ki şarkıyı kulaklarımızla değil ruhumuzla dinliyor bulmuştuk kendimizi. Bir efsanenin doğuşuna tanık olmak böyle bir şey olsa gerekti.

2 – Büyük Patlama

Hadi itiraf edelim hepimiz 2013 yazını tek bir şarkıyı dinleyerek geçirdik: “La La La”. İngiliz DJ Naughty Boy’un yakalayıcı şarkısının egzotik vokalindeki ses de Smith’indi. Nefis de bir video klibe sahip şarkının vokalinin kim olduğunu “Google’lama” süreci de bu günlere denk geliyordu. Sam Smith büyük patlamanın tetiğini doğru hamlelerle çekmişti. Ardından ilk EP’si Nirvana‘yı yayınladı ve onu merakla bekleyen dinleyicisine yeni inciler sundu. Belki de bu inciler arasında en değerlisi “I’ve Told You Now“dı. Londra’daki St Pancras Old Church’ta gerçekleştirdiği bir canlı performans kaydıyla sunulan şarkının koro kısmı Smith’in Lay Me Down’da ön gösterimini yaptığı melankoli nehrinin çağlayanıydı adeta. EP’yi takiben Smith’in çıkış albümüyle karşılaşmamız fazla zaman almadı. Sam Smith efsanesini yaratan In The Lonely Hour‘ın sahneye çıkma sırası gelmişti. İlk tekli “Money On My Mind” da yakalayıcı altyapısıyla öne çıkan ve “umutsuz romantik” havasından ziyade zihninin kapılarını ve inandıklarını dinleyicisiyle paylaşan bir Smith vardı. Smith, albümünün tamamının “karşılıksız aşk”a dair olduğunu belirterek göz pınarlarımıza ani bir kuruluk hissi yaşatırken In The Lonely Hour İngiltere listelerinde bir numaraya, Bilboard 200’de ise iki numaraya yerleşivermişti. Daha sonra öğrenecektik ki 2014 senesini Ed Sheeran’ın X’ini takiben kapatan In The Lonely Hour yılın en çok satan ikinci albümü olacaktı.

3 – Klasikler Yaratılıyor

Albümden tanıştığımız bir diğer şarkı bugün Sam Smith denilince akla gelen ilk şarkılardan biri “Stay With Me”ydi. Tüm zamanların en kalbi kırık şarkılarından biri Stay With Me, gospel esintili koro kısmıyla bizi bambaşka ruh hallerine büründürüp duruyordu. Smith’in şarkıdaki çağrısı geç de olsa cevap bulmuştu. “Onunla kalmak” isteyen sayısız dinleyiciye sahipti artık. O da bu koşulsuz sevgiye ciğerleri dağlayarak cevap vermeye devam etti. “I’m Not The Only One” yine bir vokal şova ev sahipliği yaparken dinlediğimiz ilk andan itibaren klasikleşmişti. Gözyaşlarımıza en çok hakim olamadığımız anlarda içimizde bir yerlerde bir ışık yakıyordu şarkı.

4 – Saklı İnciler ve Grammy Tescili

Albümün nefaseti sadece bu efsaneleşen şarkılarda da sınırlı kalmıyordu. Kırılgan rüyalarını uyku mahmurluğu tadında anlattığı Good Thing, soğuk bir gecede çaresizce yağmurda ıslanmanın senfonisi Leave Your Lover, uçurumun kıyısında son umut kırıntılarıyla oynayan bir aşığın sessizlikte yankılanan sesi Life Support, kelimelerle yaraları kanatan Not In That Way gibi gizli hazineler In The Lonely Hour’u her anlamda bir klasik haline getiriyordu. Samimiyetiyle sadık bir dinleyici elde etmeyi başaran Smith rüştünü senenin Grammy ödüllerinde ispat etti. İlk albümüyle dört Grammy’yi kucaklayan Smith müziğin gücünü bir kez daha tüm dünyaya ispat etmişti.

5 – Too Good At Goodbyes ve Yeni Albüm

Smith, ilk albümüyle elde ettiği uluslarası başarısını takiben 2015’teki Writing’s on The Wallu saymazsak geçtiğimiz yılları sessizlik içinde geçirmişti ki geçtiğimiz günlerde yeni albümün müjdesini aldık. Smith’i bu müjdeye bir özlem giderici eklemeyi unutmadı ve yeni albümünden dinleyeceğimiz ilk parça olan “Too Good At Goodbyes“ı kısa süre önce yayınlandı. Sade bir piyano balladından ziyade gospel esintili ayakları yere sağlam basan şarkıyı şimdiden defalarca dinledik bile. Görünüşe göre kırık kalbinden yeni harikaları bu sefer farklı bir ruh haliyle yaratmaya devam edecek Smith, 2017’nin ikinci yarısında İngiliz usulüyle gönül telimizi titretmeye kararlı. Biz de onun oyunbaz sesiyle yeni hikayeler dinlemeyi sabırsızlıkla bekliyoruz olacağız.

İşte Sam Smith’in yeni single’ı:

https://www.youtube.com/watch?v=AX8-YzMKZhQ&feature=youtu.be