Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
274

Güney Amerika edebiyatının en önemli ve en ünlü isimlerinden biri olan Gabriel Garcia Marquez, kendisine Nobel Edebiyat Ödülü kazandıran başyapıtı Yüzyıllık Yalnızlık ile tarihin kült eserlerinden birine sahip. Kendi çocukluğunu geçirdiği dönemden ilham alarak yazdığı bu romanda büyük bir aile üzerinden o ailenin yaşadığı kasabanın kuruluşunu, gelişimini ve yok oluşunu anlatır. Bununla birlikte dönemin siyasi olaylarını konunun içine kusursuz bir şekilde katarak hikayeye gözlemci olarak katılmamızı sağlar. “Büyülü gerçeklik” akımını benimseyerek yazdığı bu kitapta, zaman zaman olağanüstü olaylar yaşanması tekdüzeliği kırıyor ve yazar bunu okuyucuya gayet doğal bir olay gibi aksettirmeyi başarıyor. Aynı zamanda bazı bölümlerde gelecekte olacakları söylemesi bir spoiler kavramından çok okuyucuyu daha da içine çekerek hızla okumaya sevk eden bir ayrıntı olarak karşımıza çıkmakta.

gabriel garcia marquez ile ilgili görsel sonucu

Kitabın ilk sayfasını açtığımızda Buendia ailesine ait soy ağacı ile karşılaşıyoruz. Bu şema, ilerleyen sayfalar için çok önemli çünkü birbirinin aynısı olan isimler kafamızın karışmasına neden oluyor. Ailenin atası Jose Arcadio Buendia ve karısı Ursula’nın yaşadıkları yerden ayrılarak Macando kasabasını kurmasıyla başlar her şey. Jose Arcadio Buendia, başta romanın ana karakteri gibi görünse de ortada bir ana karakter yoktur ve ana karakter tüm ailedir. Konunun başına dönersek, Macondo kasabası herkesin huzur içinde yaşadığı ve henüz kimsenin ölmediği bağımsız bir kasabadır. Marquez, bu kasabayı sosyolojik özellikleri bakımından betimlerken fiziksel özelliklerinden bize söz etmiyor. Bir süre sonra ise devletin bölgede kontrolü almasıyla huzursuzluk baş göstermeye başlıyor. Kasaba, ekonomik olarak zenginleştikçe manevi olarak zayıflayarak tükeniyor. Huzurun bozulmasının bir diğer noktası da bölgeye yabancıların gelişi. Kitapta Albay Aureliano Buendia’nın çocukları tarafından yapılan tren yolu bölgenin dışa açılmasının sembolü olarak karşımızda ve bu açılma sonucu gelen yabancılar huzurun bozulmasını hızlandırıyor.

İlk sayfadaki soy ağacının sebebi olan isim konusuna gelirsek. Ailede doğan çocuklara Aureliano veya Arcadio ismi verilir. Ve bu isimler, verildikleri kişilerde aynı kişilik özelliklerine sahip olarak devam ederler. Kadınlar için de bu durum benzerdir. Örnek vermek gerekirse, Remedios ismine sahip olanların kaderlerinin benzer ve güzelliklerine rağmen zekası düşük, olgun olmayan bireyler olması gibi. Ailenin kadınlarında iki çeşit kişilik görürüz; ya ev işlerine kendini adarlar ya da cinsel olarak yoğun arzu içindedirler. Ve bu kadınlar, bir yandan Pilar Ternera ve Petra Cotes gibi güçlü kişiliklerle mücadele ederler. Özellikle Ursula karakterini yıllar geçtikçe artan bilgeliğin ve tecrübenin bir simgesi olarak görebiliriz. Bununla birlikte Fernanda gaddar, sevgisiz aynı zamanda da inançlarının gölgesinde rasyonellikten uzaklaşmış bir karakterdir. Amaranta ise hiçbir şekilde inadından vazgeçmeyen bir “soğuk duvardır.” Ailenin erkeklerini hep benzer karakterler içinde görürken, kadınları daha farklı ve çeşitli kişiliklere bürünmüş halde görürüz.

Yazının başında olağanüstü olayların kitabın içine nasıl bir ustalıkla yerleştirildiğinden bahsetmiştik. Melquiades’in bir görünüp bir kaybolması veya Güzel Remedios’un uçan halıya binip gitmesi, sanki sıradan bir olaymış gibi büyük bir ustalıkla ve doğallıkla önümüze koyulurken bu durumları hiç garipsemiyoruz. Aynı zamanda Remedios’un güzelliği karşısında kasaba erkeklerinin yaşadığı etkilenme ve ölüme kadar giden aşırılık, yine büyük bir sıradanlık içinde anlatılmış. Gerçek ve hayalin bu denli iç içe olup birbirine karışmaması, Dali’nin ünlü “Eriyen Saatler” tablosunu anımsattı bana.

Romanda aynı zamanda ensest ilişki kavramı önemli bir konumdadır. Hatırlarsak kitabın başlarında, akraba olan Jose Arcadio Buendia ve Ursula’nın çocuklarının domuz kuyruklu olacağına dair bir inanç vardı. Ursula, yaşamı boyunca ensest tabusu ile savaşırken ailenin sonu yine bu kavramdan doğmuş; ve “aşk ile yapılan tek çocuk” olarak aileyi tekrar dirilteceği söylenen Aureliano ve Amaranta’nın çocuğu, domuz kuyruklu doğarak sonu getirmiştir.

Marquez, ülkesinin siyasi tarihinden kalıntılar da sunuyor bize. 19.yy başlarında Kolombiya’da yaşanan iç savaş önümüze serilirken yazar, Albay Gerinaldo Marquez karakteriyle kendi dedesini karşımıza çıkarıyor. Aynı zamanda yine Kolombiya’da 1928 yılında yaşanan tren garı katliamını konunun içine sentezliyor. Bu katliam sonrası katliamın sanki hiç olmamış gibi gösterilmesi de dönemin baskıcı dikta rejimlerinin, olayı hiç olmamış gibi göstererek tarihten silme çabasının bir özeti konumunda.

yüzyıllık yalnızlık ile ilgili görsel sonucu

 

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
274

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here