Başrollerinde Dev Patel, Nicole Kidman, David Wenham, Rooney Mara gibi isimleri gördüğümüz 2016 yapımı film, küçük Hintli bir çocuk olan Saroo‘nun abisini kaybetmesini, onu ararken kaybolup kendisini ailesinden çok uzakta, bambaşka bir dünyada buluşunun öyküsünü anlatıyor.

Yaşanmış bir olaydan uyarlama bu filmin ilk yarısı ve ikinci yarısı birbirinden tamamen farklı atmosferlere sahip. Filmin ilk kısmında o küçük Hintli çocuğun ailesiyle, özellikle abisiyle olan ilişkisine, yaşayış şekillerine tanık oluyoruz. Abisini tren istasyonunda kaybediyor, bir trenin içinde uyuyakaldığındaysa kendisini bir anda yabancı bir yerde, tehlikeli bir maceranın içinde buluyor. Lion’ın ilk kısmında Saroo’yu takip ediyor, yaşadıklarını ve hayatta kalma mücadelesini izliyoruz.

O küçük çocuğu canlandıran Sunny Pawar‘a ise ayrı bir parantez açmadan geçmek çok büyük haksızlık olur. Yeteneğiyle, tatlılığıyla izleyiciyi kendisine hayran bırakıyor ve bunun sayesinde filmin baş kahramanıyla hemen bir bağ kurabilmemizi, kendimizi onun iyiliğini isterken bulmamızı sağlıyor. Özellikle abisiyle olan iletişimi ve birbirlerine duydukları sevgi, filmle ilgili en sevdiğim noktalardan birisi oldu. Saroo’nun ailesiyle ilişkilerine tanık olduğumuz, Hindistan ve Bangladeş’in sokaklarında geçen birinci kısımdan sonra filmin diğer yarısında Saroo’yu yirmili yaşlarında tamamen farklı bir ortamda izlemeye devam ediyoruz.

Dönüştüğü genç adamla tanışıyor ve çocukken yaşadığı travmanın etkileriyle baş edişini izliyoruz. Bu arada Saroo’nun hayatındaki önemli insanları da tanıyoruz. Sevgilisiyle, yeni ailesiyle, kendisi gibi evlatlık alınmış abisiyle ilişkilerini görüyoruz. Dışarıdan mükemmele yakın görünen yeni hayatı, Saroo’nun zamanla ortaya çıkan ruhsal sancılarıyla farklı bir noktaya taşınıyor izleyicinin gözünde. Eski hayatı ve yaşadığı an arasında sıkışıp kalan Saroo’nun sancıları, arafta kalışı, Dev Patel tarafından oldukça etkili ve başarılı bir biçimde beyaz perdeye taşınmış. Saroo, geçmişiyle yüzleşiyor ve derin bir araştırmanın içinde buluyor kendisini. Biyolojik ailesine karşı duyduğu özlem, geçmişine dair aklında yer eden boşluklu anılar onu doğduğu toprakları ve öz ailesini aramaya teşvik ediyor, sonundaysa ilk kısımda izlediğimiz topraklara geri götürüyor. Genç ve bambaşka bir adam olarak doğduğu yere dönmesi sonucunda hikayenin bambaşka bir boyutuyla karşılaşıyoruz. Filmin sonuna geldiğimizde ise hikayenin gerçekliği oldukça başarılı bir şekilde izleyicinin önüne sunuluyor, bütün bu olayların birilerinin başına gelmiş olduğu gerçeği tokat gibi çarpıyor yüzünüze. Sizi hem umutlu hem de hüzünlü bir notada bırakıyor film.

Gerçek bir hikaye olması filmin etkileyiciliğini katbekat arttırıyor. Hikayeyi anlatırken yaşattığı duygu yoğunluğu, sonunda hikayenin iç yüzünü okuyup gerçek kahramanları gördüğünüzde dolup taşıyor. Lion’ın tam altı Oscar adaylığı bulunuyor. Hele ki Akademi Ödülleri’nde çok çekişmeli karşılaşmalara tanık olduğumuz 2017 gibi oldukça zorlu bir senede, iddialı filmlerin arasında kendisine yer bularak en iyi film dalında aday gösterilmesiyle çoğu sinefilin radarına girmeyi başarmıştı.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here