Sene 2019 ve yeni medyanın gücü beklenenin çok üzerinde. Bugün sıradan hayatına devam eden sıradan bir insan; istediği takdirde blogları kullanarak yazar, YouTube’u kullanarak oyuncu ya da tanınan bir sima, Instagram’ı kullanarak bir fotoğrafçıya çok kısa sürede evrilebilir. İmkanlar bu kadar olumlu olunca bu fırsata iyi değerlendiren insanlar tanımaya başladık. Bu fırsatı iyi değerlendiren altkültür sanatçılarından Ömer Çelik ile sizlerle paylaşmak için altkültür üzerine bir sohbet gerçekleştirdik. Ömer; klipler, aftermovieler ve fotoğraflar çeken genç bir yönetmen.

Ömer Çelik

İlk olarak kısaca “Altkültür” kavramından bahsetmek istiyorum. Popüler kültürün negatifidir. Kendine ana akım medya yayın organlarında yer bulamaz. Sokakta doğar, sokakta büyür. Ne kazandıysa tırnaklarıyla kazıyarak sahip olmuştur. Günümüzde sokakta değil, sosyal medyada büyüyor. Altkültür sanatçısı kazanamasa da üretmeye devam eder, üretimin her aşamasında rol almak zorunda kalır. Ve işini yeterince iyi yaptığında sanatı, popüler kültüre mal olur. Günümüzde Türkçe Rap, altkültürden popüler kültüre giden yolun en güzel örneklerinden biridir.

-Merhaba Ömer!!

Selamlar.

 –Çok genç yaşta, çok güzel işler çıkartmayı başarabilen bir sanatçısın. Kendini altkültür sanatçısı olarak görüyor musun?

Çok teşekkür ederim. Kesinlikle altkültür sanatçısı olarak görüyorum.

 –Altkültür sana ne ifade ediyor?

Alt kültür bana özgürlüğü ifade ediyor. Dilediğimiz gibi çalışabiliyoruz, gereksiz resmiyet olmadan, görsel anlamda anlatmak istediğim şeyi istediğim gibi ifade edebiliyorum. 

Türkçe’de henüz karşılığı olmayan bir kavram var: Aftermovie. Çeviriyi yapma işi bana kalsa “Etkinlik sonrası özet video gösterimi”  diyerek gıcıklık yapardım. Ömer de gittiği konserlerde aftermovieler hazırlayıp paylaştı. Paylaştığı klipler başta konserine gittiği sanatçılar olmak üzere birçok kişinin beğenisini topladı. Profilinde videolarını bulabilirsiniz ama ben bir tanesini buradan paylaşıyorum.

 

 

– Konser fotoğrafları, aftermovieleri ve klipler çektiğini biliyoruz. Bunların dışında neler üretiyorsun?

Müzik klipleri, tanıtım filmleri ve kısa filmler üretiyorum. Keyfi olarak da fotoğraf çekiyorum.

– Aftermovie Türkiye’de görmeye alışık olmadığımız bir içerik. Nasıl gelişti bu fikir?

Ben aftermovie yapmaya başladığımda ülkede bu yaygın bir olay değildi sanırım. Çok çok az yapılıyordu. Zaten kendi fikrimdi. Gittiğim konserlerde videolar çekeyim bunları birleştirip bir aftermovie yapar sanatçıya gönderirim, kendime de portfolyo oluştururum diyordum. Ben öyle kes yapıştır insanı değilim, işin içine kurgu, hayal gücü katmaya bayılıyorum. Zaten çekerken bir yandan kafamda kurguladığım için “bunu buraya koyarım arkaya şunu atarım vs.” ona göre çekiyorum. Yeri geliyor bir sanatçının aftermoviesine  eski röportajlarından sesler koyuyorum, çok farklı ses efektleri kullandığım oluyor. Uğraştığınız şeyi sevdiğiniz zaman, biraz da hayal gücünüz varsa gerçekten farklı işler ortaya koyabiliyorsunuz.

Yaratıcılık denmişken… Ben Ömer’in videolarının kamera arkası görüntülerini görebildiğim için şanslıyım çünkü izlemesi gerçekten çok keyifli. Eldeki kısıtlı imkanlarla ortaya başarılı bir iş çıkarabilmek için hayal gücünüzü ortaya koymanız gerek. bakınız o videolar hangi şartlar altında çekiliyor.

 

instagram.com/itsomercelik
instagram.com/itsomercelik

– Ne zaman başladın üretmeye?

Elime kamerayı lisenin başlarında almıştım fakat çok az ilgileniyordum. Son 1.5 senedir bu kadar üzerine düştüm diyebilirim.

 – Elime kamerayı aldığımda dedin. Neydi ilk makinen? Neler çektin?

Canon A1 makinem vardı, filmli, çok eski bir cihaz. Onunla arkadaşlarımı, sokakları, binaları çekiyordum.

– Retro tarzı benimsiyorsun, sinematografini bu yönde kuruyorsun. İzleyicilerine ne hissettirmek, onlara neler düşündürmek istediğinden bahseder misin?

Sanırım filmli makine ile başlamış olmanın bende bıraktığı etki bu. Çocukluğumdan beri bayılıyorum retro şeylere. Plaklar, eski arabalar. Tıpkı bunlar gibi eski görünen fotoğrafları, videoları da çok seviyorum. Günümüze baktığın zaman yavaş yavaş eskiye dönüyoruz zaten. Vintage kıyafetler moda oldu mesela. Eski güzeldir. Ben de bu tarzı kendime yakın gördüm. Flu görseller, grainler vesaire. Bayılıyorum.

– Yaptığın işlerde en sevdiğin aşama hangisi? (Fotoğraf/video çekme, düzenleme, paylaşma gibi)

Hepsini ayrı ayrı seviyorum sanırım. Bazen çekim aşaması gerçekten çok yoruyor, saatlerce fakat hep eğlenceli geçiyor. Zaten çekim aşamasındayken kafamda kurguladığım için düzenleme kısmı çok vaktimi almıyor ama ham görüntüyü işlemekten saçma bi şekilde keyif alıyorum hahah. Paylaşma kısmında da izleyici reaksiyonu kısmı beni çok heyecanlanıyor. Olumlu reaksiyonlar her zaman beni daha iyisi için hırslandırır.

Konser fotoğrafçılığı, gerek renkli ışıkları gerek neon temalarıyla popülerite kazanmaya devam ediyor. Atmosferi bizlere iyi hissettirebilen, orda olsaydım keşke dedirten fotoğrafları çok seviyoruz. Ömer de anı iyi yakalayan sanatçılardan.

 

Ezhel

Ülkemizde konser fotoğrafçılığı ve aftermovie hak ettiği değeri daha yeni görmeye başladı. Ama bu daha önce bu işi gerçekten iyi yapan sanatçılar olduğu gerçeğini değiştiremez. Senin öykündüğün, örnek aldığın isimler oldu mu?

Sahne fotoğrafçılığında çok beğendiğim sanatçılar var tabii Leo  onlardan biri. (Leo Xandre ile yaptığımız röportajı okumak için tıklayın) Gerçekten anı iyi yakalayabiliyor ve renk kullanımı çok iyi. O natürelliği hissedebiliyorsunuz. Ama fotoğrafçılık benim hobim. Asıl alanım videografi ve dediğim gibi ülkemde bu işi yapan kişilere pek rastlamadım öykünmek yerine kendi tarzımı yaratıyorum.

–  Fotoğrafa hevesli kişiler akıllarındaki soruları sana iletirse cevap bulabilirler mi?

Instagram’ı baya aktif kullanıyorum, oradan iletişime geçebilirler. Yani elimden geldiğince yardımcı olmaya çalışırım tabii.

 – Büyük bir ivme yakaladın, çok kısa sürede adından ve işinden söz ettirmeyi başardın. Tanınmak için neler yaptın?

Ben piyasaya birden girdim diyebilirim. Yani birden çok hızlı duyuldum. Çalışmayı çok seviyorum, iş konusunda da hep vakitli çalışıyorum. Biraz da diğer insanlardan farklı tarzda çalıştığım için olsa gerek çabuk dikkat çekip ismimi duyurmuş olabilirim. Aslında tanınmak için bir şey yapmıyorum, sevdiğim ve iyi olduğum işi yapıyorum, e haliyle bu da insanların hoşuna gidiyor, paylaşıyorlar.

Gayesu Akyol

– Fotoğraf ve videolarının paylaşılması, tanınman sana ne gibi fırsatlar yarattı?

Çok sevdiğim, şarkılarını dinlediğim, işlerini beğendiğim insanlarla tanışma hatta çalışma fırsatı sundu. Bunun için gerçekten çok mutluyum, güzel insanlar tanıdım.

– Beraber çalıştığın sanatçılarla iş sırasında nasıl bir ilişki kurarsın?

İş konusunda disiplinden taviz vermem diyebilirim fakat samimiyetten de uzaklaşmam. Yani insanlarla arkadaş gibi yakın ilişki kurmayı seviyorum. Böyle olduğu zaman çıkan sonuç çok daha güzel oluyor. Çünkü ben ne kadar rahat çalışabilirsem, kendimi o kadar iyi ifade edebilir ve istedikleri işi daha güzel yapabilirim. Onlar da ne kadar rahat olursa, bana istedikleri şeyi, beğendiklerini / beğenmediklerini o kadar iyi aktarabilirler. Tabii bu samimiyetin saygısızlığa dönüşmesi söz konusu bile değil. İş ne olursa olsun ortaya bir fark koymayı, diğerlerinden farklı olmayı önemsiyorum.

 

Ömer, Allame’nin son albümü Av’dan “Kızgın” şarkısının klibinin yönetmenliğini üstlendi. 

 

– Allame gibi bir sanatçıyla çalışma şansı da yakaladın. Kızgın klibinin yönetmenliğini üstlendin. İlk klip işin miydi? Bu iş üzerinde bir baskı kurdu mu?

İlk klip işim değildi fakat büyük ciddiyetle ve yeni ekipmanlarımla çalıştığım ilk işimdi. Yani bi nevi ilk klip işimdi aslında. Allame benim için rap müzik piyasasının klip konusunda nirvanası. Yani günün birinde Allameye klip çekeceğim aklımın ucundan geçmezdi. Bugüne kadar piyasa hiç kötü iş sunmamış ve bu konuda kendisine nazaran tecrübesiz olan benimle çalışmayı kabul etti. O yüzden üstümde biraz baskı vardı.

– Süreci iyi yönetebildiğini düşünüyor musun?

Kesinlikle. Ekip arkadaşlarım sağolsun her saniyesinde beraberdik emekleri çok büyük. Biraz önce de söyledim üstümde baskı vardı fakat karakter olarak ben biraz rahat biriyim, Allame ile de tam bir abi kardeş ilişkisi oldu aramızda. En son kurguyu bitirdikten sonra Allame ile oturup izledik. O klibi izliyor ben onun tepkilerini izliyorum… Finalde “Oğlum çok iyi oldu be!” dediğini duyunca bir oh çektim. “Yırttın oğlum, kalktın altından” dedim yani.

 

– Allame ile çalışmak nasıldı?

 Mükemmeldi. Klip konusunda çok tecrübeli, bugüne kadar her işini kendisi yapmış. O kadar çok şey öğrendim ki. Umarım daha çok iş yapacağız birlikte. Yeteneğin, bilginin de ötesinde iyi anlaşabilme işi bu. Biz bunu başardık. Ayrıca çekimler çok eğlenceli geçti. Hiç kasmadan, panik olmadan, güle oynaya bitirdik.

 

 

Ömer, farklı bakış açısı ve özverisiyle kısa bir sürede adından söz ettirdi. Belki de geçen sene playlistine eklediği sanatçılar, gruplar; şimdilerde Ömer’in kendilerine hazırladığı içerikleri profillerinde paylaşıyor. Onlarla tanışma şansını Ömer, kendisi yarattı. Diğer işlerini merak edenler için Ömer’in profiline buradan ulaşabilirsiniz.

Bizler, Wannart ailesi olarak hem Ömer gibi altkültür sanatçılarını desteklemek hem de hevesine, yeteneğine rağmen henüz üretmeye başlamayan insanları harekete geçirmek adına bu içeriği hazırladık. Umarız okurken keyif almışsınızdır.

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here