Kısa bir süre önce bir arkadaşım çok değerli bir müzisyenden söz etti: Orçun Orçunsel. Hayat hikayesini duyduğum anda gerçekten çok etkilendim ve daha önce kendisinden haberdar olmadığım için üzüldüm açıkçası. Kendisi Türkiye’nin önemli orkestra şeflerinden ve piyanistlerinden birisi. Üstelik, henüz dört yaşındayken konservatuvar eğitimi alıp genç yaşında orkestra şefi olmasıyla tanıyoruz O’nu. Yirmi bir yaşındayken orkestra şefliği yapmaya başlayan Orçunsel; İzmir Dokuz Eylül Senfoni Orkestrası, İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası, Antalya Devlet Senfoni Orkestrası ve Budapeşte Radyo Senfoni Orkestrası gibi değerli orkestraları da yönetmişti. İlham verici bir müzik hayatı olan Orçunsel’i biraz da kendi sözleriyle tanıyalım istedim ve kendisi de beni kırmayıp sorularımı yanıtladı. Kendisine bir kez daha teşekkür edip sizi bu keyifli röportajla baş başa bırakıyorum.

-Öncelikle Orçun Orçunsel’i sizin gözünüzden kısaca tanıyabilir miyiz?

Ben müziğin üç dalında çalışmalar yapan bir müzisyenim. Orkestra şefliği, konser piyanistliği ve bestecilik. İnsanın kendini bu şekilde tanımlaması büyük bir sorumluluk, üç alanın da hakkını verebilmek çok zor. Ancak geçmişteki gibi bu üç alanın hakkını verebilen Bernstein gibi nadir insanlar artık çağımızda zaten ortaya çıkamaz. Bunun rahatlığı içerisinde, dünyayı sarsma çabasından uzak bir şekilde sanatımı icra ediyorum. MSGSÜ konservatuarının piyano bölümünden mezun oldum, daha sonra yüksek lisans programında orkestra şefliği çalıştım. 2008 yılından beri de Istanbul Notre Dame de Sion Fransız Lisesi’nin desteği ile kurmuş olduğum Orchestra’Sion‘un genel sanat yönetmenliğini ve sürekli şefliğini yapmaktayım.

-Müziğe çok küçük yaşta başlamışsınız, müzik tutkunuzun nasıl başladığından bahsedebilir misiniz?

Evimizde, annemin ben doğmadan önce heves edip aldığı bir elektrikli piyano vardı. Ben doğduktan sonra da kendi başıma tuşlara basmaya ve duyduğum müzikleri çalmaya başladım. Bunun bir yetenek olduğunu sezinleyen ailem, beni konservatuar sınavlarına girmeme önayak olarak 4 yaşındayken konservatuarda eğitim almamı sağladı. Evdeki plaklar, kasetler, müzik zevkimi geliştirmemi sağladı. Özellikle Mozart, Beethoven ve Chopin ile çok küçük yaşlarda tanışmak, bana bu müziğin bir parçası olma hevesini kazandırdı.

-Bildiğimiz kadarıyla eğitim hayatınızın tamamı konservatuvarda geçmiş. 4 yaşındayken bir üniversite bünyesinde eğitim almak yer yer zor oldu mu?

Zorluklar yaşadım elbette. Ancak benden kaynaklanan zorluklar değildi bunlar. Eğitim sisteminin köhne ve yaratıcılıktan uzak olmasından ötürü çok zorluk çektim. Neyse ki yeni nesil hocalarla birlikte sistemin yavaş yavaş düzelmeye başladığını duyuyorum, sevindirici.

-Türkiye’deki müzik eğitimini ya da özelinde sormak gerekirse orkestra şefliği için verilen eğitimi yeterli buluyor musunuz? Sizce eksik yönleri var mı?

Türkiye’deki hiçbir dalda eğitim yeterli değil. Türkiye’de üniversite yok. Adı üniversite olan fakat dünyada denkliği olmayan, yüzeysel ve düşük seviyeli eğitim veren kurumlar var. Hocalar müthiş bile olsa sistemsizlik yüzünden o hocaların bilgisinden tam anlamıyla yararlanılamıyor. Zaten robotik bir şekilde alınıyor diplomalar; Harvard’ta bir öğrenci, derslerinden en yüksek başarıyı göstermiş olsun, tam notlar dünya birincisi olacak sınavlar vermiş olsun, eğer dışarı çıkıp gezmeyi bilmeyen, sosyal aktivitelere yabancı, sohbet ortamında iki lafı bir araya getiremeyen bir robota dönüşmüşse, o öğrenci mezun edilmez. Burada ise tam tersi.

Orkestra şefliği ise orkestra olmadan öğrenilemez. Bizdeki okulların pek çoğunda ne yazık ki şef adayları, orkestra ile pratik yapma şansı bulamıyor. Mezun olduktan sonra da sudan çıkmış balığa dönüyorlar. Şeflik sadece müziği teorik olarak kağıt üzerinde iyi bilmek ve doğru bir şekilde el kol sallamaktan ibaret değil çünkü. İnsan ilişkisinin önemi büyük. Karşınızda oturan, hepsi çalgısında usta olan müzisyenlerle iletişim kurmak ve onlara kafanızda kurduğunuz yorumu aktarmanız gerekir. Akıp giden prova saati içerisinde müzisyenlerden en iyi sonucu almanız için gereken sözcükleri iyi seçmeli ve enerjinizi orkestraya aktarabilmelisiniz. Orkestra ile çalışma imkanı olmaması, müziği ne kadar iyi bilseler de yeni mezun şeflerin aşması gereken büyük bir sorun olarak karşılarına çıkıyor.

-Yıllar içinde birçok orkestrayı yönetip, nihayetinde de kendi orkestranızı kurdunuz. Orchestra’Sion nasıl ortaya çıktı?

Türkiye gibi orkestrası neredeyse hiç olmayan bir coğrafyada (çünkü Edirne’den dışarı adımınızı attığınızda her mahallenin bir orkestrası olduğunu görürsünüz) orkestra kurmak her şefin birincil görevidir. Orchestra’Sion da benim girişimim ve Notre Dame de Sion Fransız Lisesi’nin desteği ile kuruldu. Lisenin güzel bir konser salonu var ve buraya bir orkestranın yakışacağını düşünerek lisenin müdürü Yann de Lansalut’nün kapısını çaldım. Kendisi klasik müziği çok seven bir entelektüel olarak orkestra kurmak ile ilgili heyecanımı paylaştı ve kapılarını bizlere açtı. Kısa sürede konser hayatına başlayan Orchestra’Sion, dinleyiciler tarafından da beğeniyle karşılandı ve Istanbul’un kültür sanat hayatında yerini aldı.

-Orkestra şefliği hep aklınızda mıydı? Bu yola sizi yönlendiren oldu mu?

Çalgısında virtüöz olan müzisyenler, orkestra yönetmek isterler. Bu, ilerlemenin bir sonucu. Daha fazla renk ve engin bir repertuvar sizi cezbeder. Bu yüzden zaten çocukluktan beri aklımın bir köşesinde olan bir fikirdi bu. Henüz 11 yaşındayken konservatuvarda sınıf arkadaşlarımı boş derslerde toplayıp, yazdığım müzikleri çaldırırdım. Şimdi de aynı şeyi yapıyorum aslında.

-Piyanoyu küçük yaştan itibaren çaldığınızı biliyoruz, çalmayı sevdiğiniz başka enstrüman var mı?

Şeflik eğitiminin bünyesinde bir yaylı ve üflemeli çalgı çalmak zorunluluğu vardı. Ancak bu konuda hiç becerikli değilimdir. Zaten çok küçük yaşlardan beri orkestra yazısına ve diğer çalgıların teknik özelliklerine ilgim vardı. Bu sayede pratikteki beceriksizliğimi teoriyle kapatmaya çalışıyorum. Başka enstrüman çalmayı isterdim ancak sadece piyano çalabiliyorum.

-Son olarak kişisel olarak sizin ve aynı zamanda Orchestra’Sion’un geleceğe dair hedefleri nelerdir? Yurt dışı konserleri vermeyi düşünüyor musunuz?

Orchestra’Sion ile dünya çapındaki pek çok sanatçı ile aynı sahneyi paylaştık. İmkanların el verdiği ölçüde de gelişerek bu misyonu sürdürmeye devam edeceğiz. Elbette maddi destek bulunabilirse yurt dışında da turne yapılabilir. Notre Dame de Sion, bir lise olarak böyle bir orkestrayı on bir yıldır ayakta tutuyor ve bu çok zor bir iş. Orkestrayı turneye gönderebilmek ise oldukça meşakkatli bir iş. Gelecekle ilgili böyle bir düşünce var elbette. Fakat şimdiden net bir şey söylemek zor. Kişisel olarak, bu coğrafyanın kültürel yaşamına olabildiğince katkıda bulunmak isterim. Çünkü aslında insanlar kaliteye aç. Neoliberal ekonominin kara bulutları altında kendilerine verilen, bayağı bir tada sahip, ticari kaygılarla üretilmiş olan banal, rüküş ve sıkıcı ürünlere maruz kalıyorlar. Ortalamayı biraz olsun yükseltebilirsem ne mutlu bana.

Ayrıca, 250. doğum yılı münasebetiyle dünyada Beethoven yılı olarak kutlanacak 2020 yılı için bestecinin tüm piyano sonatlarını, konçertolarını ve senfonilerini yorumlamaya yönelik bir projem var. Bunu gerçekleştirmek üzere şimdiden çalışmalara başladığımı söyleyebilirim.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here