Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
297

“Biraz ölsek mi?”

Fantastic Beasts: The Crimes of Grindelwald filminin seyirciyle buluşmasına fazla zaman kalmadı. İlk filmin sonuna dek gizli kalan ve ikinci filmimizin ana rollerinden birini üstlenecek Gellert Grindelwald’ı biraz inceleyelim istedik. İşte gençliği, yetenekleri, Dumbledore ile ilişkisi, düellodan sonraki hayatı ve ölümü ile Gellert Grindelwald…

“Gelmiş Geçmiş En Tehlikeli Karanlık Büyücüler listesinin birinci sırasını yalnızca bir kuşak sonra gelen Kim-Olduğunu-Bilirsin-Sen tahtını elinden aldığı için kaybetmiştir.”

 – Albus Dumbledore’un Hayatı ve Yalanları 

1883 yılında dünyaya gelen Gellert Grindelwald, Voldemort sihir dünyasında dehşet salmaya başlamadan önce, en büyük ve en güçlü karanlık büyücülerden biriydi. Melez veya safkan olduğu düşünülen Gellert, üç büyük büyücü okulundan biri olan Durmstrang Enstitüsü’nde eğitim görüyordu. Oldukça yetenekli olan Gellert; okulun güç takıntılı ve karanlık aurasıyla bir bütün içerisinde olsa da ilgi çekici kişiliği, alımlı, neşeli ve çılgın mizacıyla Enstitü’nün katı kurallarına pek de uygun bir aday sayılmazdı. Ayrıca birçok yetenekli büyücü gibi o da Karanlık Sanatlar’a fazlasıyla düşkündü. Grindelwald 6. sınıfa geldiğinde Enstitü, onun sapkın deneylerine ve diğer öğrencilerin hayatını tehdit eden davranışlarına karşı daha fazla sabremedi. Böylece genç Grindelwald okuldan atıldı.

Tarihe ve güçlü sihirli nesnelere ilgisi bulunan Gellert’ın Ölüm Yadigarları’ndan haberdar olması uzun sürmemişti. Duyduğu hayranlık nedeniyle Ölüm Yadigarları’nın amblemini kendi işareti olarak benimsemiş ve atılmadan önce okulun duvarlarına kazımıştı.

Okuldan atılışının ardından Grindelwald, Ölüm Yadigarları’nın izini sürmüş ve Görünmezlik Pelerini’nin sahibi Ignotus Peverell’in mezarının bulunduğu Godric’s Hollow’da bulmuştu kendini. Halası olan ünlü Sihir Tarihçisi Bathilda Bagshot da burada yaşıyordu ve ona kalacak bir yer sağladı. Albus Dumbledore ile de yolları tam bu zamanlarda, 1899 yılının yaz ayında kesişti.

“Yüreğimin derinliklerinde Gellert Grindelwald’un ne olduğunu biliyor muydum? Sanırım biliyordum, ama gözlerimi kapatmıştım.”

– Albus Dumbledore

İki gencin çok fazla ortak noktası vardı. Akıllı ve yetenekli bu büyücüler aynı zamanda idealist ve hırslıydı. Kısa zamanda çok yakın oldular. J.K. Rowling bu konuda yaptığı açıklamalarda Albus’un Gellert’a karşı hislerinin olduğunu, onun da bunun farkında olduğunu belirtmiştir. İnsanları manipüle etme konusunda oldukça iyi olan Gellert’ın bu ilgiyi hedefleri doğrultusunda kullandığını varsaymak da yanlış olmaz.

Bu hırslı gençlerin iki büyük hedefi vardı; ikisinin de kafayı taktığı Ölüm Yadigarları’nı bulmak ve Gizlilik Statüsü’nü bozarak büyücülerin dünyaya açılmasını sağlamak. Ne yazık ki bunlar için motivasyonları oldukça farklıydı.

Grindelwald, Ölüm Yadigarları’nı ele geçirerek ölümün efendisi olmak ve inferilerden bir ordu yaratmak istiyordu. Dumbledore ise etraftaki gençlerin kız kardeşi Ariana‘ya zorbalık etmesini durdurmak istiyordu. Ariana sakin bir mizaca sahip olsa da bastırdığı sihir gücünden dolayı dengesiz bir durumdaydı. Babası Ariana’ya kötü davrananlardan aldığı intikamdan dolayı Azkaban’a gönderilmiş ve annesi Ariana’nın sebep olduğu bir kazada hayatını kaybetmişti. Diriltme Taşı’nı bularak ailesini geri getirmek ve sahip olacağı güçle sevdiği insanları zulümden kurtarmak isteyen Dumbledore’un sebepleri daha masumdu.

İkisi hedeflerini ortak bir isim altında buluşturmuştu.

Çoğunluğun iyiliği için.

İki arkadaş Godric’s Hollow’u terk edip dünyaya açılma ve bir devrim başlatma hayalleri kuruyordu. Bunun farkına varan Aberforth onları engellemeye çalıştı, Grindelwald’ı hiçbir zaman sevmemişti ve Albus’un hırsından iğreniyordu. Ayrıca Ariana’nın bakımı oldukça zordu ve onlarla birlikte yola çıktıkları takdirde durumunun stabil kalması zorlaşacaktı. Aberforth’un yoluna çıkmasına sinirlenen Grindelwald ona Cruciatus Laneti’ni uyguladı. Kardeşini korumaya çalışan Albus öne atıldı ve Ariana’nın ölümüyle sonuçlanan üçlü bir düello başladı.

Olanların ardından Albus’la yüzleşmek istemeyen Grindelwald ülkeyi terk etti. Geride kalan Albus ve Aberforth yıkılmış durumdaydılar. Ariana’nın ölümünün üzerine kalmasıyla birlikte Grindelwald ilk saldırısını işlemiş bulundu ve karanlık taraftaki yükselişi başladı.

Artık yalnız olan Grindelwald, Ölüm Yadigarları’nın izini sürmeye devam etti. Mürver Asa’nın ünlü asa yapımcısı Gregorovitch’te olduğu söylentileri etrafta dolanıyordu. Gregorovitch’in dükkanında pusuya yatan Gellert onu sersemleterek asayı aldı ve Mürver Asa’nın yeni sahibi oldu. Böylece Gizlilik Statüsü konusunda pek bir yol kat edemese de Ölüm Yadigarları’ndan en azından birine sahip olmayı başarabilmişti.

Grindelwald, Mürver Asa’nın da yardımıyla taraftarlar topluyor ve bir ordu oluşturuyordu. Bir süre sonra ise bu hareketleri büyük otoritelerin dikkatini çekmeye başladı; MACUSA’nın başkanı Seraphina Picquery, Grindelwald’ın hareketlerinin Gizlilik Statüsü’ne karşı olduğunu düşünüyordu. Amerikan büyücü gazetelerinde adı yazıyordu artık ve namı birçok ülkeye yayılmıştı.

Daha sonraki yıllarda karanlık büyücü, Nurmengard adında bir hapishane inşa etmiş ve düşmanlarını burada tutmaya başlamıştı. Oldukça dayanıklı olan bu yapı yıllar sonra kendisini de muhafaza edecekti.

Zaman geçiyor ve Grindelwald’ın önlenemez yükselişi devam ediyordu. Onu yenebilecek tek kişinin Dumbledore olduğu düşünülüyordu ancak Dumbledore onunla yüzleşmeye hazır değildi. Elinden geldiğince bu karşılaşmayı ertelese de tarihe kazınacak devasa bir düelloyla karşı karşıya geldiler. Düelloyu kazanan Dumbledore Mürver Asa’nın yeni sahibi olmuştu. Grindelwald ise kendi hapishanesi olan Nurmengard’a hapsedildi ve ölene dek orada kaldı.

“Fakat ben kendimi genç büyücülerin eğİtimiyle meşgul ederken, Grindelwald bir ordu kuruyordu. Onun benden korktuğunu söylüyorlardı, belki doğruydu da, ama benim ondan korktuğum kadar değildir sanırım… Korktuğum şey hakikatti. Çünkü o korkunç dövüşte aslında hangimizin kız kardeşimi öldüren laneti yaptığını hiçbir zaman bilmemiştim… Sanırım o da bunu biliyordu, beni neyin korkuttuğunu biliyordu. Onunla karşılaşmayı erteledim de erteledim, ta ki daha fazla direnmenin artık fazla utanç verici olacağı noktaya kadar. İnsanlar ölüyordu ve o durdurulamazmış gibi görünüyordu, yapabileceğimi yapmak zorundaydım.”

-Albus Dumbledore

53 yıl sonra, Voldemort’un Mürver Asa arayışı onu Nurmengard’a, Grindelwald’a getirmişti. Grindelwald ise ona asanın yerini söylemedi ve onunla öldür beni” sözleri ile açıkça alay etti. Bunun sebebini tam bilemesek de belki geçmişe yönelik bir vicdan azabı belki de eski dostunun hatırasına bir saygı olabilir. Ondan bilgi alamayan Voldemort, Öldüren Lanet ile Grindelwald’ın hayatına son verdi.

Güçlü bir Zihnefendar olan Voldemort’un ondan bilgi alamaması Grindelwald’ın bir Zihinbendar olarak ne kadar yetenekli olduğunun kanıtıydı.

“Öldür beni öyleyse, Voldemort, ölümü memnuniyetle karşılarım! Ama ölümüm sana aradığın şeyi getirmeyecek… Anlamadığın o kadar çok şey var ki…”

Kaynak: 1, 2

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
297

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here