Balo kültürü, kimilerimizin “Pose” dizisiyle tanıştığı ama uzun yıllardır dışlanmış bir topluluğun birbirlerine destek olmak ve dışlanmaya ve baskıya karşı gelmek için yarattığı bir alt kültür. Daha önce Jennie Livingston’nun 1991’de yayınladığı “Paris Is Burning” belgeselinde gözler önüne serilen “Balo Kültürü”nden biz de bahsetmek istedik.

Balo kültürünün başlangıcı 1920’lere dayanmaktadır. O zamanlar bu kültür, New York’taki beyaz drag kraliçelerinin düzenlediği moda şovu konseptli gösterilerden oluşuyordu. Bu gösterilerde siyahi drag kraliçeler pek yer almazdı. Katılmak istediklerinde ise yüzlerini beyaza boyamaları istenirdi.

Katı kuralları ve ırkçı tavırlar yüzünden siyahiler, 1960’larda kendi “balo” kültürlerini geliştirdiler. Başlarda yarışma kategorileri çok azdı ve kraliçeler daha çok Las Vegas gösteri kızları konseptiyle podyuma çıkarlardı. 1960’ların sonlarında gerçekleşen New York Stonewall İsyanı’nda siyahi gayler polise karşı geldiler. Bu hareket, kendilerini kabullenmeleri ve bununla gurur duymalarında yönünde önemli bir adım atmalarını sağladı. Daha sonra 1970’lerde balo kültürünün popülaritesi arttı ve hem düzenlenen baloların sayısı hem de yarışma kategorileri artmaya başladı. Balo salonları, siyahi ve latin kökenli LGBTİQ üyeleri için kendilerini ifade edebilecekleri güvenli alanlar olmaya başladı.

Balo salonlarında düzenlenen yarışmalar, bu alt kültüre özel dil, dans ve konseptlerden oluşur. Drag kraliçeleri ya da kralları, kendilerine has bir kişilik geliştirip bir isim seçerler. Geliştirdikleri bu kişiliği temsil eden stil ve tavırları, çeşitli kategorilerden oluşan yarışmalarda göstererek birinci olmaya çalışırlar. Yarışmalarda yarışmacıların moda anlayışları, görünüşleri ve dansları değerlendirilir. Tüm yarışmalar bir MC tarafından yönetilir ve yarışmacıları değerlendirmek için bir jüri bulunur.

Yarışma kategorilerinden en önemlisi ve en popüleri “Vogue” kategorisidir. Her ne kadar Madonna’nın 1990’da çıkardı hit parçası ile meşhur olan bir dans olsa da “Vogue” kökeni balo salonlarına dayanmaktadır. Vogue, kendine has el hareketlerinden ve sert pozlardan oluşan bir çeşit dans türüdür. Diğer bir kategori de “Realness/Gerçeklik” kategorisidir. Bu kategoride transların ne kadar gerçek oldukları değerlendirilir. Aynı zamanda, topluluğun genç üyelerine sokakta güvenle yürüyebilmek için nasıl davranmaları gerektiğini öğretmeyi amaçlamaktadır. Bunlar dışında “En İyi Giyinen, “Erkek Kraliçe”, “İş İdarecisi” gibi kategoriler yer almaktadır.

Balo kültürü, yarışmacıların giydikleri kıyafetlerle ve sergiledikleri tavırlarla toplumun baskıcı cinsiyet rollerine karşı gelerek toplum tarafından LGBTİQ üyelerine uygulanan baskı ve şiddeti açığa çıkarmaya yardım eder. Ayrıca, balo salonları bu baskılara maruz kalan gençlerin kendilerini özgürce ifade edebilecekleri güvenli bir ortam sağlar ve bu gençler, toplumun baskıcı kuralları karşısında desteklenirler.

Balo kültüründe, toplumdan dışlanmışların aitlik hissini tattığı tek alan balo salonları değildir. Biyolojik aileleri tarafından dışlananlar ya da kendilerini onların yanında yeterince ifade edemeyenler bir süre sonra “House/Ev” ya da “Family/Aile” konseptini geliştirdiler. Bu evler ya da aileler, “anne” olarak kabul edilen lezbiyen ya da trans kadınlar ya da “baba” olarak kabul edilen gayler ya da trans erkekler tarafından yönetilir. Aile liderleri çocukları için birer rol model olarak kabul edilirler. Aileye katılanlar soyadı olarak ailenin ismini alırlar. Balo salonlarında, aile ya da ev olarak birlikte yarışırlar. Aile liderleri, sadece kendi aileleri için değil, dahil oldukları topluluğun da idolleri olarak kabul edilirler.

Balo kültürü ile ilgili daha fazla şey öğrenmek isterseniz “Paris Is Burning” belgeselinin yanı sıra Pose dizisini izleyebilirsiniz.

Kaynak: 1, 2

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here