Gelecekteki yaşam tarzlarının olanaklarına odaklanan ARCHSTUDIO ve B.L.U.E. Architecture Studio, farklı perspektiflerden farklı tasarım stratejilerine dayanan insan odaklı alanlar tasarlamaya yönelmiştir. Projeler, Doğu Asya felsefesi ile çağdaş Asyalı insanlar için ideal yaşam ortamlarını yorumlamaya yöneliktir.

İlk proje Hillside Dwelling, tam anlamıyla bir yamaç konutu. Pekin’in 28. katında yer alan bir konuk odası. Tasarımdaki amaç, kentsel yüksek katlı binalarda farklı yaşam deneyimleri yaratmak ve gelecekteki olası bir yaşam tarzını keşfetmekmiş.

İnsanlığın konutları zamanla değişmekte. İlkel dönemde insanlar mağaralarda yaşadılar. İnsanlar konaklamak için doğanın onlara sunduklarını kullandılar ve mağaraları yaşam alanı olarak tanımladılar. Sonraları zamane insanları da dağ eteklerine çıkmaya başlayıp buralarda tenha bir hayat yaşamaya çalıştılar. Hala bazıları bu isteklerini sürdürüyorlar. Hareketli dünyadan uzak durma ve doğa ile bir arada bir yaşam tarzını benimsediler. İşte bu insan konutlarının evrimi üzerine düşüncelere dayanan ARCHSTUDIO tasarımları, yaşam alanlarının kökenine, özüne dönmeye ve insanlar ile dış ortam arasındaki etkileşimi tasarımlara entegre etmeye çalışmışlar.

Dikdörtgen alanda döşeme, büyük Fransız penceresinin altından tavana doğru hafifçe kaldırılmış, bu da yamaç biçimli bir yapı oluşturmuş ve alan içindeki insanlar ile dışarıdaki manzara arasında farklı üç boyutlu ilişkiler oluşturmuştur. İnsanların yaşam davranışlarına ve vücut büyüklüğüne göre yamaç altındaki oyuklarda giriş ve tuvalet, açık alanın tadını çıkarmak için yamaçların en iyi yerinde olan uyku ve banyo alanları dahil olmak üzere beş temel fonksiyonel alan oluşturulmuş.

Yamaç, yumuşak ve sıcak bir dokuya sahip mantar panolarla kaplı.

Bu alan, yapay ve doğal, ilkel ve zarif, açık ve belirsiz arasında ortak bir ilişki yaratır. Geleneksel anlamda “rahat” bir alan olmasa da, kentsel yaşamı rahatlatmaya alışkın olan insanlara benzersiz duyusal ve fiziksel bir deneyim sağlar ki amaç da budur.

İkinci proje ise Harmony Courtyard. Yaklaşık 120 metrekarelik bir alanı kapsayan bir iç mekan ve yeni bir ev tipi. Bu projede, tasarımcı Shuhei Aoyama, rahat bir çağdaş yaşam alanının nasıl oluşturulacağını derinlemesine düşünmüş ve gelecekteki konut anlayışı için yeni bir olasılık araştırmış.

Ona göre insanların konut düzeni zamanla gelişmektedir. Başlangıçta ailenin birkaç nesli birlikte yaşadı. Günümüzdeyse, özellikle dünya çapındaki büyük şehirlerde giderek tek kişilik hane halkı ortaya çıkmakta. Şehirler yavaş yavaş tek kişilik hanelerden oluşan yerlere dönüşüyor. Tokyo’nun çekirdek bölgesinde, yalnız yaşayan yaşlılar ve gençler nüfuslarının yarısından fazlasını oluşturmakta. Geleneksel haneler parçalanıyor ve yok oluyor.

Konutların çoğunun yerleşimlerinin evlilik ve kan ilişkilerinin oluşturduğu hane halkı modeline dayandığını bulmuş. Bu nedenle, tek kişilik bir ev ve bir yaşam alanı oluşturmak için ilk adım, geleneksel konut iç düzenini kırmak olarak düşünülmüş.

Tasarım ekibi orijinal alandaki tüm bölme duvarlarını söküp alanın ortasında avlu benzeri bir ortak alan yaratmış. Ayrıca çevredeki koridoru yükseltip avluyu alçaltmışlar ve böylece koridoru oturma işleviyle zenginleştirmişler.

Yatak odası, tuvalet, duş odası ve mutfak vb. avlu etrafında konumlandırılmış ve tasarımcı, yaşamın keyfinin çıkarılacağı bu mekana daha fazla alan bırakmak için özel alanları mümkün olduğunca sıkıştırmaya çalışmış.

Yeni bir ev tipi olarak tasarlanan bu ev, insanları özel alanlarına sıkışmaktan kurtarıyor. Kapalı bir yaşam alanındansa daha açık, birleşik ve daha fazla fonksiyon içeren bir alana dönüştürüyor.

Kaynak: 1, 2, 3

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here