Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
1

Yazıya derinlemesine girmeden önce şu girişi yapmak isterim bu oyun bir dönemin oyuncu tayfasını üzerine çekmiş ama bazı ‘stratejik’ (bir strateji oyunu için ne kadar manidar) hatalar sebebiyle kendini öldürmüş oyunlardan biri olarak yer almakta. Benim gibi bir şekilde duygusal bağı olan oyuncular tarafından da hala ayakta tutulmaya çalışılan bir oyun serisi olduğunu başta söylemek istedim.

Command & Conquer: Red Alert

Oyuna dönmem gerekirse serinin ilk oyunu olan Command & Conquer: Red Alert karşımıza 1996 yılında çıktı. Oyun çıktığı günden bu yana gerek hikayesiyle gerek efsaneleşmiş birimleriyle bir zamanın strateji oyunu severlerinin kalbinde yer edecek gerekli parçaları birleştirebildi.

1996 yılında çıkan ilk oyun konu olarak 2. Dünya Savaşı zamanında Zaman Makinesini icat eden Albert Einstein’ın zamanda geri giderek Adolf Hitler’i tarihten silmesi ile başlıyor. Sonrasında olaylar bu durumun tarihi şekillendirdiği şekilde ilerliyor. Sovyetlerin senaryosuna göre Almanların yokluğunda daha güçlü kalan Sovyetler, Joseph Stalin liderliğinde arkalarına aldıkları güç ile Batı Avrupa’yı işgal ediyor(haritaya göre Türkiye bile Sovyet toprakları içinde kalıyor oyunun sonunda). İngiltere’yi de işgal ederek savaşı kazanıyorlar. Bu savaşı kazanmalarında ise ilginç bir şekilde Kane’in de desteği alınıyor. Kane kim derseniz Command & Conquer serisinin Red Alert’tan farklı bir modunun başkahramanı denilebilecek birisi. Açıkçası karşılaştığımda ben gözlerime inanamamıştım.

Allied senaryosuna göre önce güçlü Sovyet ordusuna karşı savunmaya geçen Allied ordusu sonrasında durdurduğu Sovyet ordusunu geri püskürtüp Moskova’da Stalin’in öldürülmesi ile sona eriyor. Devamında Red Alert 2’nin senaryosuna etki edecek kukla başkan Alexander Romanov başa geçiriliyor.

Allied tarafı kendini savunarak üzerindeki Sovyet tehdidini önce kaldırıp sonrasında Sovyetlerin üzerine gidecek bir strateji izlerken, Sovyetler İngiltere’yi işgal etmek ile başlayarak geride kalan tüm Allied bölgelerini kendi toprakları haline getirecek bir stratejiyle ilerliyor. Red Alert serisinde efsaneleşecek bazı birimler ilk Red Alert oyununda karşımıza çıkmaya başlıyor. Red Alert serisinin 3 oyununda da görebileceğiniz Superweapon’lar Chronosphere yani birim ışınlama makinesi ve Iron Curtain yani birimleri bir süre süper dayanıklı yapan makine ile ilk karşılaşmamız bu oyunda yaşanıyor.

Birimlere geldiğimizde ise 3 oyunda da bizimle olan Tanya yani Allied tarafının komandosu ile karşılaşıyoruz. Sovyetlerde ise Tesla Tank efsanesi ile başbaşa oluyoruz ve Tesla teknolojisi karşımıza ayrıca Tesla Coil savunma sistemi efsanesini de bizler ile buluşturuyor. Bu oyun esnasında karşımıza çıkan Mammoth Tank, Sovyetler için en güçlü tank olsa bile bekleneni verememesi sebebiyle üretimi durdurulacak ve ikinci oyunumuzda daha güçlü daha iyi bir versiyonuna evrilip tekrar karşımıza çıkacak. V2 Rocket Launcher ise seri boyunca Sovyetler ile kullanacağımız ilk Roket Fırlatma tankı olarak karşımıza çıktı.

Serinin ilk oyunu olarak bugün bakınca ilkel bir oynanışa ilkel bir görüntüye sahip olsa bile zamanı için epey başarılı bir oyun olarak karşımıza çıktı. Ayrıca kendi düşüncemi eklemem gerekirse ilk oyunda ara sinematikler içinde kim ölürse ölsün herkesin masanın üstüne yatarak ölmesi bana komik gelmiştir. Görevlerin dışında gerek kendi başınıza Skirmish oyunlar ile isterseniz Multiplayer olarak arkadaşlarınız ile oynayabileceğiniz bir oyun olarak karşımıza çıktı. RTS bir oyun olarak başarılı bir şekilde dikkat çeken oyun çok fazla geçmeden karşımıza 2. oyunu ile geldi.

Command & Conquer: Red Alert 2

Red Alert 1’de Sovyetlerin başına getirilen Romanov, Yuri adlı bir Psychic karakter yardımı ile yeniden Sovyet Ordusunu güçlendirmeye başlıyorlar. Bu olaylar esnasında gerçekleşen Meksika İç Savaşından faydalanan Romanov, Amerika’yı ülkenin etrafını saracak bir şekilde saldırarak hücumunu gerçekleştiriyor. Amerikanların Nükleer savunma sistemi Yuri’nin zihin kontrol yöntemi yardımıyla saf dışı bırakılıyor ve New York’taki Özgürlük Anıtının yerle bir edilişi, Teksas’a doğru gerçekleştirilen büyük kara ordusu saldırısı gibi durumlar gerçekleşmeye başlıyor. Bu durum ise 3. Dünya Savaşının başlangıcı olarak oyun senaryosundaki yerini alır.

Seçtiğiniz tarafa göre senaryo Müttefikler tarafı için Sovyetleri New York’tan başlayarak geri püskürtüp Moskova’ya kadar gelmeleri Sovyet lideri Romanov’u rezil ederek devirmeleri ile sonuçlanıyor. Sovyetler için ise Pentagon’dan başlayarak önemli bir çok Allied bölgesini ele geçirerek ilerliyoruz ancak iç çatışmalarla da uğraşmamız gerekiyordu hikayenin başında Romanov’a yardım ediyor gibi görünen Yuri zihin kontrol edebilme yeteneği ile Romanov’u bunca zamandır manipüle ediyordu ve Sovyetleri koruyabilmek için Yuri’yi de saf dışı bırakmamız gerekiyordu ve hikaye Alaska’da yer alan son Chronosphere cihazını yok etmemiz ile sonuçlanıyor.

Command & Conquer: Red Alert 2 Yuri’s Revenge

Devamında ise oyunun genişleme paketi oyunu olan Red Alert 2: Yuri’s Revenge’in hikayesi devreye giriyor. Bu hikayede isminden de anlayacağınız üzere iki hikayeden de hüsranla ayrılan Yuri intikamını almak için Dünya’nın birçok yerine Psychic Dominator yerleştiriyor ve Dünya’nın tümünü kontrol etmeyi hedefliyor.

Sovyetler ve Allied’ler için hikaye aynı yerde San Francisco’da başlıyor. Hali hazırda bitirilmiş ve çalışmaya hazır olan Psychic Dominator cihazının çalışmasını engellemek için zamanda geriye gitmemiz ve daha henüz tamamlanmamışken cihazı yok etmemiz gerekiyor. Devamında hikaye her iki taraf içinde Dünya üzerindeki kalan diğer Psychic Dominator’ları yok etmek üzerine ilerliyor. Sovyetlerde hikaye Ay’a gitme seviyesinde uçuklaşırken Romanya’da yer alan Transylvania Bran Kalesini yok etmemiz ile sona eriyor. Allied’lerde ise hikaye en son Antarktika’da yer alan son Psychic Dominator’un yok edilmesi ile sona eriyor.

Oyun serinin ilk oyununa üzerinden çok geçmeden yeni hikaye ile devam edişiyle olsun, kısa sürede geçirdiği etkili değişimler ile olsun epey etkili bir devam ivmesi yakalamıştı. Oynanış, grafikler düzeldi ve kendi zamanı için epey başarılı bir oyun karşımıza çıktı. Red Alert 1’de çok fazla kendine yer bulamayan Deniz ordusu bu oyunda daha fazla kendine yer bulmasıyla daha keyifli bir oyun ile karşı karşıya geldik. Şahsen arada nostalji olsun diye tekrar kurar oynarım hayatımda en çok modladığım oyunlardan biridir kendisi.

Command & Conquer: Red Alert 3

Devam etmemiz gerekirse aradan uzun süre geçtikten sonra ve ne yazık ki Red Alert eski ivmesini kaybettikten sonra(Need For Speed ile baya benzer bir hikaye) çıkardığı devam oyunu ile karşımıza çıktı. Red Alert 3 hikaye olarak olaylara yepyeni bir bakış açısı getirdi ve neredeyse kendi başına ayrı bir seri olacak bir şekilde geçmişinden uzaklaşmış bir hikaye karşımıza çıktı.

Böyle söyleyerek sanırım oyunun biraz hakkını yedim ancak bunun mantıklı bir açıklaması var. Red Alert 3’ün hikayesi bu oyunun başında yaşanan olaylar ile tarihi sıfırlayarak başlıyor. İlk oyunda Albert Einstein zaman makinesini kullanarak zamanda geri gidip Adolf Hitler’in öldürülmesi ile Nazi Almanya’sını oluşturması engelleniyor ve 2. Dünya Savaşında Almanlar güçlü bir engel olarak karşımıza çıkamıyordu.

Bu sefer Sovyetlerde zaman makinesi ile bu değişmiş zaman üzerine Einstein’ın geri dönmesinin ardından yaşanan Solvay Konferansı zamanına gidip Albert Einstein’ı öldürmesi ile başlıyor. Ortalıkta güçlü bir Almanya yokken, Allied’ler ise güçlenmeleri için önemli etkiye sahip olan adamı Albert Einstein’ı kaybetmesi üzerine tarihte Atom Bombası hiç keşfedilememiş(biraz Atom Bombası hakkında araştırma yapmış bulunduğum için biraz saçma gelmiştir bu hikaye).

2. Dünya Savaşının en önemli olaylarından birini bilirsiniz. Japonya’da bulunan Hiroşima ve Nagazaki şehirlerine atılan 2 atom bombası şerefli, onurlu bir savaşa inanan ve ağır sonuçları olan bir saldırıya maruz kalan Japonları veya kendi zamanına göre adlandırmamız gerekirse Empire of the Rising Sun ülkesini savaştan çekmişti.

Denkleme 2 atom bombasının düşmemiş olduğu bir ülkeyi eklerseniz karşınıza gerçekten güçlü bir üçüncü devlet çıkar: Empire of the Rising Sun(neden bilmiyorum okurken Star Wars’taki ‘The First Galactic Empire’ sözünü okurmuş gibi hissediyorum). Aslında hikayeye girişleri oynamamın hiçbir zaman nasip olmadığı ve belki de asla olamayacağı Red Alert Mobile oyununda anlatılmış durumda.

Ogasawara Adalarında yer alan Allied üslerinin yok edilmesi ile başlayan olaylar İmparatorluğun(Empire of the Rising Sun alternatifi olarak kullanacağım) yapmakta bulundu Psychic çalışmaların Sovyetlerin dikkatini çekmesi ile devam ediyor ve Sovyetler ilk Psychic komandolarından biri olan Izumi’yi kaçırıyor ve Sovyetler, Psychic komando araştırma çalışmalarına başlıyor.

Bunun üzerine İmparatorluk, İzumi’yi kurtarmak için komutanlarından birine kurtarma görevi veriyor. Başarılı bir kurtarma görevinin ardından Sovyetlerin Psychic Araştırma Laboratuvarı yok ediliyor ve kızdırılan Psychic komando Izumi öfkesini Sochi şehrinde katliama sebep olarak çıkartıyor. Devamında ise Allied’ler büyük bir deniz filosu ile saldırıya geçmeye başlıyor ancak Izumi ve İmparatorluğun Superweapon’u Psionic Decimator ile işgalci Allied birimlerini yok edip dünyaya İmparatorluğun gücünü göstermiş oldular.

Bu noktadan sonra Red Alert 3 oyununun senaryosu devreye girmeye başlıyor. Uzun süredir devam etmekte olan Sovyet-Allied savaşı esnasında sessiz sessiz kendini güçlendiren İmparatorluk oyunun introsunda izleyebildiğiniz o büyük işgale başlıyor.

Bu noktada diğer oyunlar için söylediğimiz söze geri dönüyorum. Oynadığınız tarafa göre hikaye değişiyor. Bu sefer İmparatorluktan başlayalım. Hikayesi Sovyetleri işgal etmesi ile başlıyor ve inançlarını kırmak için Sovyetler için önemli olabilecek Mother Russia anıtı gibi anıtları yıkmaları ile ilerliyor.

Daha sonra karşımıza Rusya’nın içinde parça parça götürüp birleştirdiğimiz Shogun Executioner ile Odessa’da yer alan Sovyet kalesini yerle bir ediyoruz. Fırsat kovalayıp arkadan vurmak isteyen Allied‘ler İmparatorluğun elindeki Pearl Harbour kıyılarına saldırmaya kalkışır. Pearl Harbour savunmasından sonra Pasifik okyanusunda yer alan yüzen kalelerinin savunma sistemlerini yeniden devreye sokmaya çalışıyoruz ve oradaki Allied üslerini de yok etmemizin ardından yeniden savunma yerine hücum yaptığımız görevlere dönüyoruz.

Karşılarında güçlü bir İmparatorluğun bulunması üzerine düşmanlar dost oluyor, Sovyetler ve Allied‘ler arasında ittifak başlıyor. İttifak halinde güçlü bir saldırıyla Yokohama şehrine kadar geliyorlar. Yokohama şehrinde diğer bir Psychic komando Yuriko Omega ile önce hazırda var olan bir üssümüzü kurtarmaya çalışıyoruz sonra ise kurtardığımız üs ile karşımızda ittifak olarak duran Sovyet ve Allied üslerini yok ediyoruz.

Sonra öğreniyoruz ki zamanda yolculuk yapılmış ve aslında savaşı kaybetmiş olan İmparatorluk zaman yolculuğu sebebiyle yeniden var olmuş. Moskova’da Shogun Executioner ve elimizde var olan üs ile Moskova’da bulunan zaman makinesini imha etmeye çalışıyoruz ki zaman makinesi tekrar kullanılıp İmparatorluk tekrar yok edilemesin.

Son görevimizde ise Amsterdam’da bulunan Future Labs binasını yok etmemiz gerekiyor. Karşımızda yeniden ittifak olarak Sovyetler ve Allied‘ler yer alıyor. Savaşı kazandığımızda İmparatorluğun durdurulmasını sağlayabilecek son engel yerle bir oluyor. Bu hikayenin İmparatorluk tarafı tabi.

Bu hikayenin bir de Sovyet ve Allied tarafı var. Sovyetler ile başladığınızda ilk görev Leningrad’a kadar gelmiş olan İmparatorluğun işgalini durdurmak oluyor. Sonrasında Vladivostok’ta yer alan Ice Harbour’u da kurtarıp Cenevre’de yer alan ve bize saldırmaya hazırlanan Allied üssünü yok ediyoruz. Mykonos’ta bulunan Allied laboratuvarını ele geçirip üstünde çalıştıkları Superweapon‘un planlarını ele geçiriyoruz. Von Esling Airbase görevinde meğerse yanımızda savaşan bir komutanın General Krukov’un hain olduğunu öğreniyoruz Allied üssü yok edip, o komutanın görevde yer alan sarayını ve Construction Yard‘ını yok edip elinde var olan üssü kendimiz ele geçiriyoruz.

Mount Fuji’de bir üs kurup İmparatorluğun komutanlarını birer birer yendikten sonra İmparatorluğun tanrı gibi gördüğü İmparator Yoshiro’yu öldürüyoruz ve İmparatorluğu saf dışı bırakıyoruz.

Easter Island’da ateşkes için gelecek olan Allied Barış Konvoyuna pusu kurup konvoyu yok ediyor sonrasında yakın bir adada kurulmuş olan Allied üssünü yok ettiğimizde karşımıza yeni düşmanımız çıkıyor. O anki Sovyet lideri Premier Cherdenko bizi yok edip önünde var olan liderlik engellerini ortadan kaldırmak istiyor. Bu görevi başarıyla atlattığımızda karşımıza Red Alert 2 oyunundan bildiğimiz bir görev New York’ta yer alan Statue of Liberty anıtını yok etme geliyor.

Bu görevde oyun içinde hiçbir yerde karşınıza kullanabileceğiniz şekilde çıkmayan efsane Tesla Tank çıkıyor ve onu kullanarak önümüzdeki ilk Allied üssünü yok ediyoruz. Sonra ise bize verilen üs yardımıyla bir ordu kurup Statue of Liberty anıtını yok ediyoruz. Sonuç olarak zafer bizim oluyor Sovyetlerin yeni lideri konumuna geliyoruz ve New York’ta yer alan Statue of Liberty anıtı yerine Vladimir Lenin’in heykelini yerleştiriyoruz.

Sovyetlerin hikayesini de anlattıktan sonra sıra Allied‘lerin hikayesine geliyor. Diğer anlatmış bulunduğum İmparatorluk ve Sovyetlerin ardından çokta şaşalı gelmiyor tabi onların hikayesi birisi var oldukları tarihi korumaya çalışıyor diğeri ise iç çatışmalarla cebelleşiyor. Hikaye klasik savunma ile başlıyor hikayenin başında güçlenmeleri için önemli etkiye sahip olan Albert Einstein‘ın bu tarih diliminde olmayışı en azından ilk etapta Sovyetlere karşı zayıf bir Allied görüntüsü çiziyor ve Avrupayı ele geçirmiş durumda olan Sovyetlerin İngiltere’yi de topraklarına katmasını engellemeye çalışıyoruz.

Sonrasında Cannes’ta bulunan Sovyet Deniz Üssünü yok etmemiz ve yakalanmış Allied yetkililerini kurtarmamız gerekiyor. Bu görevi de atlattıktan sonra Almanya’da bulunan Heidelberg Kalesinde yer alan Sovyet üssünü yok etmemiz gerekiyor. Bu görevi de başarıyla atlattıktan sonra İmparator Yoshiro ultimatom yayınlıyor ve adı ‘düşmanımın düşmanı’ olan bir görev ile Gibraltar’da(Cebelitarık) İmparatorluğa karşı ilk mücadelemizi veriyoruz.

Görevin başında Sovyet komandosu Natasha ile Allied komandosu Tanya birlikte baş başa bir hücum görevine çıkıyorlar. Onlara verilen görevler başarıyla sona erdikten sonra verilen üs ile geride kalan İmparatorluk üslerini elimine ediyoruz.

Bu görevden sonra öğreniyoruz ki İmparatorluğun Kuzey Denizinde bir yüzen kalesi yer alıyor. Görevimiz keşfedip imha etmek. Yüzen kaleyi öncelikle batmış bir Shogun Battleship üzerinde yapılan araştırmalar ile planlarını ele geçirmeye çalışıyoruz. Bilgileri almaya çalışan aracı koruma görevi ile başlayıp etrafında bulunan adaları temizleyerek görevimizde kullanacağımız üssümüz için yer açmış oluyoruz. Sonrasında yüzen kalede yer alan 2 büyük enerji jeneratörünü ele geçirip yok etmemiz gerekiyor.

Sonraki görevde ise Mt. Rushmore’da bulunan başkan heykellerinin olduğu yerde Moskova’yı hedef alan bir lazer silahı olduğunu keşfediyoruz İmparatorluğu ortadan kaldırana kadar barış halinde olan iki taraf için sorun olacak bir durum ve bu duruma sebep olan kişi Allied’lerin başkanı President Ackerman olduğunu görüyoruz. Başarılı olamadan onu durdurup barışı korumaya çalışıyoruz. Sonrasında da zaten Ackerman’ın İmparatorluk tarafından başkan olarak başımıza yerleştirdiği bir robot olduğunu öğreniyoruz.

Sıradaki görev Tokyo’da bir üs kurup İmparatorluğun işini bitirmek oluyor. Aslında müttefikliğin devam ettiği sırada Tokyo’da Sovyetlerden gelmesini beklediğimiz yardımın geç kalması sonucu kendimiz işi bitirmek zorunda kalıyoruz. Bize oyunun başında verilen üs ile bir süre ayakta kalmaya çalışıyoruz. Daha sonrasında İmparatorluk elinde bulunan Psionic Decimator’lar ile üssümüzü yerle bir ediyor.

Sonrasında kendimize bir üs kurup Tokyo’da bulunan tüm komutanların üslerini yok ediyoruz. Tokyo’nun ele geçirilmesi ile İmparatorluk tehdidi ortadan kalkmış oluyor. Sonrasında öğreniyoruz ki Sovyetler Havana’da saldırmak için hazırlanıyor. ABD’ye baya yakın olduğu için de bu durum epey büyük tehdit oluşturuyor. Durdurmak için Havana’da önce ajanlar ile bölgede olan biteni öğrenmeye çalışıyoruz.

Daha sonrasında öğreniyoruz ki Havana’da bulunan stadyumlardan özel Kirovlar kalkıyor ve hiçbiri uzaklaşamadan o Kirovları düşürmemiz gerekiyor. Bu görevi de başarıyla atlattıktan sonra final görevimiz Leningrad’da bulunan Premier Cherdenko’nun kalesini yok etmeye çalışıyoruz. Eğer yok edemezsek o kalede yapılmakta olan Uzay Aracı ile Premier Cherdenko uzaya kaçacak. Ancak kale 7 tane Iron Curtain ile korunuyor. Tüm Iron Curtain’leri yok ettikten sonra kaleyi yerle bir edip kaçmalarını engelliyoruz ve zafer bizim oluyor. Sonuç olarak ise hem Cherdenko hem Krukov Cryoprison’da(Winter Soldier gibi donduruyorlar adamları) hapis tutuluyor.

Command & Conquer: Red Alert 3 Uprising

Buradan sonra devam oyunu Red Alert 3 Uprising’in hikayesi devreye giriyor. Hikaye tamamen bir tarafın hikayesinin devamı olarak ilerlemiyor oyun içerisinde 3 taraf içinde yaşadığımız bazı olaylar yaşanmış oluyor ve bunun sonuçlarına göre oyunun hikayesi devam etmiş durumda. Savaşı Allied’ler kazanmış ancak bir zaman sonra rakip devletler Sovyetler ve İmparatorluk tarafında büyük yükselişler(Uprising) yaşanıyor.

İmparatorlukta ölen babanın yerine geçen oğlu Tatsu’yu devirmek için İmparatorluğun diğer komutanları ona karşı gelmeye başlıyor. Çünkü savaşın sonunda Tatsu, Allied’lere teslim olmuştur ve bu durum diğer komutanlar tarafından hoş görülmemiştir. Bu yüzden bütün Allied görevlerinde Tatsu bizim yanımızda yer alıyor ve ilk görevimizde Shinzo Nagama adlı komutanın üslerini yok etmemiz ve aynı Sovyet liderleri için Red Alert 3’ün sonunda yaptığımız gibi dondurarak Cryoprison’a gönderiyoruz.

Sonraki Allied görevinde ise karşımıza Kenji çıkıyor ve onun üssünü de yok etmemiz Osaka’da bulunan kalesini devirmemiz gerekiyor. Başarıyla kaleyi yok ettikten sonra da geride kalan içinde Kenji‘nin bulunduğu King Oni’yi dondurmamız ve bölgede bulunan ‘Tech Inhibitor’ yapısını yok etmemiz gerekiyor. Bu görevi de bitirdiğimizde son görevimizle karşılaşıyoruz. Karşımıza yeni bir komutan çıkıyor kendisi Red Alert 3’te bulunmayan bir komutan Takara. Öncelikle kurduğumuz üs ile Takara’yı yenmemiz gerekiyor hikaye ironik olarak bizi yine bir aldatmacanın içine sürüklüyor. Önceki bölümlerde bilgi verip bize yardımcı olan Tatsu önündeki engelleri kaldırdıktan sonra bizi ve dolayısıyla Allied’leri İmparatorluk topraklarından çıkartmaya çalışıyor. Bizimle olan barışını iyi kullanan Tatsu’nun elinde bir Chronosphere silahı da bulunuyor. Tatsu‘nun üssünü yok ettikten sonra İmparatorluğun yükselişi engelleniyor. Bu hikayenin Allied tarafı olarak yer alıyor.

Sovyetlerin hikayesine gelecek olursak en karmaşık hikaye olmaya aday bir hikayesi var. Romanya’da başlayan hikaye Allied‘lerin yan şirketi the FutureTech Corporation savaşta üstünlüğü Allied tarafında tutmak için çok güçlü bir Superweapon yapma çalışmalarına girişiyorlar. Bunun için Sovyet bilim adamlarını kaçırıyorlar küçük bir manga ile ve bölgede direniş gerçekleştiren birkaç grup Sovyet askeri ile bilim adamlarını kurtarmaya çalışıyoruz.

Görevi başarıyla bitirdiğimizde çalıştıkları Superweapon‘un ne olduğunu öğreniyoruz. ‘The Sigma Harmonizer’. Çok net açıklanmasa da işleme şekline en uygun tanım zamanı durdurabilme yeteneği olduğu yönde. Çalıştırıldığı zaman çalıştırılan taraf için her şey normal akışında ilerlerken karşı tarafta tüm kontroller gidiyor. Zaten oyunun son görevinde işimizi o aletin çalışması zaman zaman sekteye uğratıyor. Görevi başarıyla bitirince Allied’lerin daha fazla başımıza sorun olmasını engelliyoruz ve topraklarımızdan uzaklaştırıyoruz.

İmparatorluk görevleri basitçe savaş sonrası iç karışıklıklarla boğuşan devlete Sovyetlerin fırsat kollayıp saldırması şeklinde özetleyebiliriz. Önce Sakhalin Adasında bulunan Sovyet üssünü yok ediyoruz. Sonra Oki Adasını işgale gelen Sovyetleri uzaklaştırmaya ve Red Alert 3’ün hikayesi esnasında hayatını kaybetmiş olan İmparatorun mezarını korumaya çalışıyoruz. Sovyetleri başarıyla yendikten sonra son görevimiz için Vladivostok’a gidiyoruz. Karşımıza önceki görevlerde karşımıza çıkan Oleg ve Moskvin‘in üslerini yok etmemiz gerekiyor. Bu görevide başarıyla bitirdikten sonra İmparatorluğun yeniden yükselişi için önümüzdeki bir diğer engelde kalkmış oluyor ve görevler bununla beraber bitiyor.

Ama oyunda hikayesi anlatılmamış dördüncü bir taraf var. Oyundaki bildiğimiz adıyla İmparatorluk komandosu Yuriko Omega. İlk görevimizde Yuriko’nun kardeşi Izumi bizi telepatik bir şekilde uyandırıyor ve tutulduğumuz yerden yani Shiro Psychic Research Center’dan kaçmaya çalışıyoruz. İlk görevin zamanı Red Alert 3 hikayesinden öncesine dayanıyor. Uyanıp güçlerimizi keşfetmekle uğraşıyoruz. Bölümün sonunda ise biz görevimizi başarıyla bitiriyoruz ancak Yuriko kaçmayı başaramıyor. Rocket Angel’lar tarafından etkisiz hale getiriliyor. Bu kaçma denemesi İmparatorluğa yaptıkları ‘Omega Programı’nın başarılı bir şekilde ilerlediğini gösteriyor ve bir süre bilincini kontrol edemez bir şekilde İmparatorluğun komandosu olarak görevine devam ediyor.

Sonraki görevimizde ise bir Allied üssündeyiz. Tokyo işgali sonrası yakalanmış ve Cryoprison’da donmaya mahkum edilmiş Yuriko artık kendi bilincine geri dönmüştür ve çok öfkelidir. Görev boyunca bulunduğu yer ve Allied’lerin planları hakkında bilgi sahibi oluyor ve kendisi gibi dondurularak tutulan mahkumları kurtarıyoruz. Sonrasında da bulunduğumuz üssü yerle bir edip Empire of the Rising Sun’a işimizi bitirmeye gidiyoruz.

İlk görevde bulunduğumuz yere Shiro Psychic Research Center’a geri geliyor ve kardeşimiz olan Izumi’yi kurtarmaya çalışıyoruz. Geldiğimizde tutulduğumuz süre boyunca üzerimizde klonlama çalışmaları yapıldığını görüyoruz. Yine etraftaki çoğu yeri yok edip sonunda Izumi’nin tutulduğu yere geliyoruz ve karşımıza Psychic araştırmalar konusunda uzman olan; Yuriko’yu ve Izumi’yi bu hallere sokan doktor Shinji Shimada çıkıyor onu ve ordusunu yok ettikten sonra Izumi’yi kurtarıyoruz ancak görev burada bitmiyor. Izumi daha güçlü olan kişi Yuriko olduğu için onu kıskanıyor ve öldürmeye çalışıyor. Onun için yaptığımız bunca şeyden sonra bize saldırmasının karşılığı olarak Izumi’yi de öldürüp Shiro Psychic Research Center’dan çıkıyoruz.

Mutlu son? Yani en azından özel güçlerini incelemeye çalışan ve sana özgürlük vermeyen kişilerle dolu bir yerden sonunda kurtulmak öyle sayılırdı kanımca. Oyunda yeni gelen bir diğer mod ise Commander’s Challenge oldu. Size her taraf için küçük bir birim seçeneğiyle görevler veriyor. Görevi başarıyla bitirirseniz görevin ödülü bir diğer birimi açıp daha sonraki veya daha öncesinde oynamış olduğunuz bölümlerde kullanmanız için Arsenal’inize ekleniyor. Basit birimleri kullanarak mümkünse görevleri çok kısa sürede tamamlayarak yeni bölümler açıyoruz ve bütün birimleri açarak oyunu modu kazanmaya çalışıyoruz. Basitçe Commander’s Challenge modunun olayı bu.

Şimdi gelelim oyunu değerlendirmeye bugüne kadar tanıtılmış olan serinin son oyunu kendileri ve devamının olup olmayacağı pek kesin değil ucu açık durumda. Bana sorarsanız devam etmeli ama bu cevabı duygusal olarak verdiğimi söylersem yalan olmaz. Serinin 3 oyunundan en az deneyimli olduğum oyun Red Alert 1 olmakta gerek yaştan gerek oynamaya başladığımda Red Alert 2’nin var oluşundan çok fazla beni çekmedi. Red Alert 2 benim oyun dünyasına ilk girerken oynadığım oyunlardan biri olarak yer aldı. Red Alert 3 ise serinin olaylarını adam akıllı kavradığım ilk oyunu olarak hayatımdaki yerini aldı.

Hayatımdaki birçok ilke ev sahipliği yapan oyundur kendisi mesela hayatımda ilk defa oynadığım oyundan ötürü sinir krizi geçirdim ve ağladım. Bu durum benim Red Alert 2’yi daha az sevmeme sebep olmuştur Yuri’s Revenge ek oyununa kıyasla. Benim oynadığım ilk Red Alert 2 içinde şöyle bir hata vardı. Oyuna başladıktan 1-2 dakika sonra tüm oluşturduğunuz birimler patlayıp oyunu kaybediyordum. “Game Over” 6 yaşındaki bir çocuk tekrar tekrar oyun oynamak isterken üssü patlayıp kaybederse ağlar. Oyun oynamaktan korkar. Ben 6 yaşındayken öyle olmuştu. Sonra Yuri’s Revenge ile tanıştım.

Diğer bir ilki ise oyun modlamak. Hayatımda ilk defa üstüne mod kurup oynadığım oyun Red Alert 2’dir. Ki hala bugün bile modlarım yeni bir şeyler bulursam tabi daha çok güncel oyunu Red Alert 3’ü modlayıp dururum ve oynadığım oyundan efsane zevk alırım. Grafik olarak en yenisi olduğundan Red Alert 3 ayrı güzel gelir yaşanan geliştirmeler her birimin bir yan özelliğinin bulunuşu gibi oynayışı geliştiren detaylar daha da fazla oyuna çekiyor ve oyunu gerçekten ‘strateji’ yapıyor.

Ayrıca her oyunda gelişen içerik sayesinde ilk oyunda kara savaşı baskın bir oyun iken Red Alert 2 ile oyunda kara-deniz ağırlıklı bir oyuna ve son olarak Red Alert 3 ile savaş hava-kara-deniz her yerde savaşabileceğiniz oyunun dengelerini iyice değiştiren bir noktaya gelmiş. Bu konuda en çok faydayı sağlayan İmparatorluk tarafına sevgiler saygılar. Zamanında çok güçlü olmasa bile estetiğinden görüntüsünden ötürü Sea-wing Sky-wing birimini çok sevmiştim. Uçabilen bir denizaltı fikri çocuk kafasıyla çok güzel görünüyordu. Hele de bu görsel ile hayal edince.

Sonra çıkan Uprising bende başka birimleri ile üzerine çeken bir oyun oldu. Ancak Uprising ne yazık ki modlanamayan bir oyun. Sanırım zaten bu Red Alert 3’ün bi modu demeye çalışmış EA. İmparatorluk tarafında Giga Fortress gibi olağanüstü güçlü bir savaş gemisi var önüne çıkan hava, kara ve deniz tüm engelleri gemi formunda yok edebiliyor ancak havaya yükseldiği formunda dönüştüğü şeyi benden daha iyi oyunun kendisinde Sovyet askerinin seslendirmesi söylüyor.

“Whaa– That thing’s bigger than a Kirov! Quickly, we need anti-air to take down that monstrosity!”

Kirov’dan daha büyük daha güçlü bir hava birimi epey göz korkutucu olurdu.

Ama diğer tarafta Uprising esnasında Allied’ler yerinde durmamış FutureTech ile 4 yeni birime kavuşmuş durumdalar. Ama bana özellikle güzel görünenler Pacifier-FAV çünkü olağanüstü bir atış gücüne ve mesafesine sahip sadece hareketli hedefler için kötü kalıyor.

Future Tank-X1 daha çok alan vuruş kabiliyeti ile beni cezbetti ve Harbinger Gunship… Sürekli havada kalabilen sınırsız miktarda üretilebilen güçlü bir hava birimi. Ateş gücü olarak ayrı güçlü kullanım olarak ayrı güzel. Uprising içinde o özelliği yoktu ancak bazı Red Alert 3 modlarında bu uçağın havadan havaya ateş edebilme özelliği de oluyor ki bana sorarsanız uçağın tek eksiği buydu. Sovyetler ise bende çok önemli bir sevgi beslediğim birime sahip değiller sadece Red Alert 2’den tanıdığım Desolator’un dönüşü hoş oldu.

Oynanış güzel, grafikler epey iyi ama tabi neden daha iyi olmasın oyunla yakın zamanda çıkan C&C 3 serisi bana sorarsanız daha iyi grafiklere sahipti sadece tema olarak fazla karanlıktı. Sanırsınız oyunu Zack Snyder yapmış. Red Alert serisi oyunun kendisi dışında gerek görevlerde karşınıza çıkardığı karakterleriyle gerekse 3 oyunda da imzası bulunan Frank Klepacki ve orkestrasının ortaya çıkardığı şaheser denilebilecek soundtrackleri ile ayrı bir zevk veriyor. Şu yazıyı okuyup hiç denemediyseniz deneyin. Denediyseniz bir kez daha deneyin. Belki bu yazıdan sonra biraz daha farklı düşünürsünüz oyun hakkında. Benim için güzel deneyimlere sebep olan bu oyun hakkında umarım yeterince yazabilmişimdir.

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
1

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here