19.yüzyılın sonlarında yaşayan hastalıklı bir yetenek… Aristokrat bir ailenin akraba evliliği çocuğu olarak dünyaya gelen Fransız ressam Henri de Toulouse-Lautrec’in annesi ve babası kardeş çocuklarıydı. Bu evlilik Lautrec’in tam olarak tanımlanamayan bir hastalıkla doğmasına sebep oldu. Keza kendisinden sonra dünyaya gelen kardeşi de daha bir yaşındayken öldü. Lautrec’in hastalığı, en yakın cam kemik hastalığıyla ilişkilendirilebildi. Kırılgan kemiklere sahip olmasına yol açan bu hastalık, günümüzde sanatçının ismiyle anılmakta. Lautrec, çok hassas kemiklere sahip olmasından ötürü bir yıl arayla iki bacağını da kaza sonucu kırdı ve geri dönülemez bir sürece girdi. Bacakları vücuduna göre orantısız ve kısaydı.

Tabii ki böyle bir hayatın farklı ve birçok olumsuz yönü vardı. Ünlü ressam hayatı boyunca kendisinden uzaklaşan babasının gözüne girebilmek için çaba sarf etti. Hatta resme olan merakında babasının heykeller, amcasının ise çizimler yapmasının etkisi olduğu söylenebilir. Kırıklarını izleyen seneler içinde Lautrec’in boyunu uzatmak için büyücülere kadar çeşitli yöntemler denense de kırıklar nedeniyle uzaması artık mümkün değildi.

Lautnec, resme ilk adımlarını babasının arkadaşı olan sağır ve dilsiz olan hayvan ressamı René Princeteau ile attı. Babasının hoşuna gitmesi için daha çok doğayı resmetti. Resim için doğduğunu küçük yaşlardan fark eden ressamın, henüz 17 yaşındayken tam 2400 çalışması vardı. Azminden ödün vermediği için Princeteau’ın tavsiyesiyle, bir öğretmen olan Leon Bonnat’ın atölyesinde çalışmaya başladı ve orada Van Gogh gibi hayatını değiştirecek isimlerle tanıştı. 20 yaşına geldiğinde ise ilk karma sergisini açtı.

“Evet, onun beni rahatsız eden garip bir üslubu vardı. Zavallı Henri! Her sabah erkenden atölyeye gelirdi. 1878 senesinde daha on dört yaşındaydı. Eskizlerimi kopya eder, portremi çalışır, yaptığı işlerle beni her seferinde dehşete düşürürdü. Tatile çıktığında peyzaj, atlar, köpekler ve manevra halindeki askerler üzerine çalışmayı severdi. Kışın ise Cannes’a gidip gemileri, denizi, atları, ata binen kadınları çizerdi.”  -René Princeteau

Uzun süre klasik resim yapan ressam, bir süre sonra afiş sanatına soyundu. O dönem Paris’in alt kesimlerine hitap eden konularda çizen çok kişi yoktu ve Lautrec kısa sürede afişleriyle ününü duyurdu. Bu başarısı 1893 yılında açtığı ilk kişisel sergisiyle de taçlandı. Daha sonra kadınları, genelevleri, gece hayatını ve alkolü baz alarak afişlerini ve resimlerini çizen ünlü ressamın doğal olarak hayatı da bu yöne kaydı. Hatta bu hayata kendini o kadar kaptırdı ki muhafazakarlar tarafından eleştiri yağmuruna tutuldu ve babası tarafından reddedildi. Genelevde yaşamaya başlayan Lautrec, yaşadığı bunalımlar ve rahatsızlığı sebebiyle kısa sürede hem alkolik hem de frengi oldu.

Reine de Joie – 1892
Jane Avril – 1893

Girdiği melankolik haller ve gördüğü halüsinasyonlar, onu en sonunda sanatoryuma sürükledi. 1901 yılına geldiğinde ise, henüz 37 yaşındayken hayata veda etti. Doğruluğu kesin olmamakla birlikte ölmeden önce yanına gelen babasına dönerek “Ölümümü kaçırmayacağını biliyordum.” dediği söylenir.

Henri de Toulouse için döneminde yeni bir çığır açtığını söylemek mümkün. Entelektüel kesimin hakim olduğu bir zamanda afişin değer görmesini sağlayarak modern grafik sanatının gelişmesinde büyük rol oynadı. Hayatını da bu şekilde şekillendirerek aristokrat bir ailenin çocuğu olmasına rağmen vaktinin çoğunu alt kesimlerle, varoşlarda ve genelevlerde geçirdi. Bunun nedeni belki de fiziksel rahatsızlığından dolayı kendini oradakiler kadar dışlanmış hissetmesiydi.

Lautrec’in ölüm döşeğindeyken Louvre Müzesi’ne girmeye hak kazanmış ilk ressam olduğu söylenir. Ünlü ressam aynı zamanda Oscar Wilde ile yakın arkadaştı ve alkolik dönemlerinde, konyak ile absentin buzla karıştırılmasından oluşan ”Deprem” isimli bir kokteyl yarattı. Onun sanatı da, hayatı da cesur ve tamamen özgündü.

“Oğlum, ancak açık havada ve gün ışığında geçirilen bir hayatın sağlıklı olacağını unutma. Özgürlüğü elinden alınmış her varlık er geç çürüyüp ölmeye mahkumdur. Şahinle avlanmak üzerine yazılmış bu kitap sana uçsuz bucaksız tabiatta hayatı korumayı öğretecektir. Bir gün gelir de hayatın acı yanlarıyla karşılaşacak olursan, sana atın, köpeğin ve şahinin yarenlik edecek, yaralarını sarmanı onlar sağlayacak.”

– Adèle de Toulouse-Lautrec

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here