Cuma, Ağustos 18, 2017

Yazar Gabriel Garcia Marquez Tokyo’ya, Akira Kurosawa’nın sondan bir önceki filmi Rhapsody in August‘un setine gider. Klasik romanları “Yüzyıllık Yalnızlık” ve “Kolera Günlerinde Aşk”ı kaleme almadan önce sinema yazarlığı yapan Marquez, bu ziyaretinde Kurosawa ile altı saati aşan kapsamlı bir röportaj yapar. Bu röportajın ’91 senesinde Los Angeles Times’ta yayınlanmış  bir kısmını sizlerle paylaşıyoruz.

Bu konuşmanın bir röportajdan ziyade iki arkadaş arasında geçen bir diyalog gibi olmasını istiyorum, fakat yine de sizinle ve işlerinizle alakalı öğrenmek istediğim çok şey var. Öncelikle nasıl senaryo yazdığınızı öğrenmek istiyorum, çünkü ben de bir senaryo yazarıyım. İkincisi, çok sayıda önemli edebiyat eserini sinemaya uyarladığınız için, benim eserlerimin de uyarlanmaya müsait olup olmadığını merak ediyorum.

Aklıma senaryoya ilham kaynağı olabilecek bir fikir geldiğinde kendimi kalem ve kağıtla otel odasına kilitlerim. Bu noktada öykü ve nasıl biteceği ile alakalı genel bir fikre sahip olurum. Hikayenin başını bilmiyorsam sondan başa doğru giderim, akışı takip ederek oraya ulaşırım.

Aklınıza gelen ilk şey bir fikir mi oluyor, yoksa bir görüntü mü?

Bunu çok iyi açıklayamam, çünkü her şey birkaç belli belirsiz görüntüyle başlar genelde. Japonya’da senaryo yazarları önce senaryonun bir taslağını çıkarır, sahneleri sıraya dizer, sonra sistemli bir öykü ortaya çıkınca senaryoyu yazmaya başlarlar. Ancak ben bunun doğru bir yöntem olduğunu düşünmüyorum, sonuçta biz Tanrı değiliz.

Shakespeare’i, Gorki’yi, Dostoyevski’yi uyarlarken de mi böyle sezgisel metotlar kullanıyorsunuz?

Acemi yönetmenler, akıldaki bir görüntüyü perdeye aktarmanın çok zor olduğunu bilmezler genellikle. Bir dedektif romanını uyarlıyorsunuz diyelim; sahnelerin birinde tren raylarının yanında bir ceset bulunuyor. Genç bir yönetmen, bu sahneyi çekerken seçtiği bir mekanın mükemmel olduğu konusunda ısrarcı olmuştu. Ona “katılmıyorum” dedim, “sorun romanı çoktan okumuş olman, cesedin rayların yanında bulunduğunu biliyorsun. Fakat kitabı okumamış kişiler için bu mekanı özel kılan hiçbir neden yok.” Bu genç adam, edebiyatın gücüne kendini kaptırıp sinemada farklı anlatım yöntemleri kullanılması gerektiğini gözardı etmişti.

Gerçek hayatta karşılaşıp filme aktarılamayacağını düşündüğünüz bir görüntü oldu mu?

Evet. Gençken maden kasabası Ilidachi’de yardımcı yönetmenlik yapmıştım. Yönetmen ilk bakışta oradaki atmosferin ‘müthiş’ ve ‘tuhaf’ olduğunu söylemişti, o mekanı seçme nedeni buydu.  Fakat görüntülerde karşımıza sıradan bir kasaba çıktı. Hayati bir noktayı atlamıştık: Orada önemli olan kasabanın görüntüsü değil, yaşam koşullarıydı. Madencilerin eşleri ve çocukları her an ölüm korkusuyla yaşıyorlardı. Hissiyata gereken önemi vermek yerine manzaraları filme aldık; kameranın o kasabaya bir insanın gözüyle bakabilmesi mümkün değildi.

Image result for gabriel garcia marquez

Gabriel Garcia Marquez.

Dürüst olmak gerekirse, kendi işlerinin uyarlamalarından memnun kalan çok az yazar var. Kendi yaptığınız uyarlamalarda nasıl bir deneyim yaşadınız?

Önce ben bir soru sorayım, Akahige adlı filmimi seyrettiniz mi?

20 sene içinde altı kez izledim, çocuklarımı izlemeleri için ikna edene kadar neredeyse her gün o filmi anlattım. Ailece en çok sevdiğimiz filmlerden biri, benim de sinema tarihi boyunca izlediğim en iyi filmler arasında.

Akahige ‘e (Kızıl Sakal) kadarki tüm filmlerim öncekilerden farklıydı. Benim için de bir dönüm noktasını temsil ediyor aslında. Filme kaynaklık eden kitabın yazarı, Shuguro Yamamoto, eserlerinin sinemaya uyarlamasına hep karşı çıkmıştır. Akahige bir istisna oldu, çünkü mükemmeli yakalayana kadar üzerinde çalıştım. Filmi izledikten sonra bana döndü, ve “bu film benim romanımdan daha ilgi çekici olmuş“, dedi.

Neden bu kadar beğendi?

Çünkü sinemanın doğasındaki farklılıklardan haberdardı. Yalnızca ana karakterin çöküşüne özen göstermemi rica etti, romanında ön planda tuttuğu bir fikir değildi bu.

Belki o bu fikrin ön planda olduğunu düşünüyordu, biz yazarların sıkça yaşadığı bir durumdur bu.

Doğru. Eserlerinden uyarlanan filmleri izleyen bazı yazarlar yönetmenlerin eklediği sahneler için “bu bölüm filme güzel aktarılmış” gibi yorumlar yaparlar. Ne demek istediklerini anlarım, çünkü romanda yer veremedikleri, veya okuyucunun hissetmesini istedikleri sahnelerin filmde daha açık yansıtılmış olduğunu görürler.

Image result for akahige

Kurosawa’nın “Akahige” filminden.

Japon halkının geçmişini unuttuğunu düşünüyorsunuz. Bu ülkenin geleceği için ne anlama geliyor?

Japonlar bu konuları açıkça dile getirmezler. Bizdeki siyasetçiler, ABD’den korktukları için sessizlerdir genellikle. Truman’ın “atom bombasını savaşı bitirmek için attığı” açıklamasını ciddiye alırlar. Fakat bizim için savaş devam etmekte. Hiroşima ve Nagazaki’deki ölü sayısı, resmi kayıtlara göre 230.000 civarında. Gerçekte ise bu sayı yarım milyonu buluyor. Aradan 45 yıl geçti, hala hastanelerde yatan ve radyasyon etkisinden dolayı ölüm tehlikesiyle yüzleşen 2700 civarı hasta var. Başka bir deyişle, atom bombası Japonları öldürmeye devam ediyor.

ABD’nin savaşı bitirmek için aceleci hareket ettiği, Rusya’nın Japonya’yı işgal etmesinden çekindiği için bombayı attığı da söylenir…

Olabilir, ama öyleyse neden yalnızca sivillerin yaşadığı, savaşla alakası olmayan bir şehri seçtiler? Savaşla direkt alakalı, askeri bölgeler de vardı.

Tokyo’nun kalbindeki İmparatorluk Sarayı’na da atmadılar. Politikayı ve ordu gücünü dışarıda tutmak istediklerini söylediler, bunun tercümesi ise ganimeti müttefikleriyle paylaşmak zorunda kalmadan, hızlı bir uzlaşmaya gitmek istemeleriydi. İnsanlık tarihi boyunca hiçbir ülke böyle bir şey yaşamamıştır. Sizce atom bombası olmasa Japonya bugünkü halini alır mıydı?

Bunu söylemek zor. Nagazaki’den sağ çıkan insanlar o deneyimi hatırlamak istemezler, ailelerini, çocuklarını, kardeşlerini bırakmak zorunda kalmışlardır çünkü. Suçluluk duygularını bastırmakta zorlanırlar. Olay sonrasında Japon hükümeti ABD ile işbirliği yoluna gitti. Bunu da, savaşın yarattığı kaçınılmaz trajedinin bir parçası olarak görüyorum. Fakat bence en azından Japon halkından bir özür dilemeleri gerekiyordu.

Image result for kurosawa

Akira Kurosawa.

Bitirmek üzere olduğunuz yeni filmde bu konuya eğilecek misiniz?

Direkt değil. Bomba atıldığında genç bir gazeteciydim, olanlarla alakalı bir şeyler yazmak istiyordum fakat işgal sona erene kadar bunu yapmamız yasaktı. Şimdi bu film için konu hakkında araştırmalar yapmaya başladım, o zamankinden bile çok şey okudum. Fakat hislerimi filme direkt aktarırsam dünyanın hiçbir yerinde gösterilemez.

Kaynak: 1.

0 Comments

Leave a Comment

POPÜLER YAZILAR

Tüketim Anlayışımızı Yüzümüze Çarpan 20 İllüstrasyon
Filmlerinden Efsane Sahnelerle Edward Norton
Hayali Dünyalara Yeni Bir Geçit
Romantik Piyanist ve Ünlü Besteci Sergei Rachmaninoff
Dünya Tarihinden Çarpıcı Anların Fotoğrafları
Mısır’ın 4. Piramidi: Ümmü Gülsüm
Her Biri Ayrı Hikayeye Sahip 15 Fotoğraf
Mindhunter’ın Yayın Tarihi Açıklandı
Ünlü Eserleri Yumurta Kabuklarına İşleyen Sanatçı: Süreyya Noyan
Düzenin İronik Ölümsüz Senaryosu ve Brecht
Ruhumuzun Melankolik Blues Gitaristi: Yavuz Çetin
Moonlight: 3 Dönem Tek Yüz
Lana Geri Döndü: Bir Arzu Nesnesi Olarak Lust For Life
September Kimdir?

September Kimdir?

14 Ağustos 2017
Sewp: Seksi ve Ölümcül Dövmeler
19. Yüzyılda Akıllara Takılan Soru: 2000’lerde Neler Olacak?
Loving Vincent Filminden Taze Fragman
13 Ağustos 1997: South Park Yayına Başladı
Film, Dizi ve Oyun Dünyasının En Güçlü Silahlarını Yapan Demirciler
Asi ve Özgür: Şebnem Ferah
Son Zamanların En İyi Dizisi The Handmaid’s Tale İzlemek İçin 5 Sebep
Son Zamanların En Havalı Film Müzikleri
Sanatçı Tatsuya Tanaka’dan Minyatür Fotoğraf Projesi
Ciddi Miktarda Spoiler İçeren Game Of Thrones 7. Sezonun Sızan Senaryosu
Will.i.am ve Nicole Scherzinger Louvre Müzesi’ndeki Klibini İzleyin
Hannibal Geri Dönüyor!
21 Maddede Bilinmeyenleri İle Robin Williams
Fotoğraf Sanatına Damgasını Vurmuş 11 Fotoğrafçı
Hackerlar Fidye İçin Game Of Thrones Oyuncularının Kişisel Bilgilerini Yayımladılar!
Sıcaktan Bunalanlara “Serin Sinema”