Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
251

Rus edebiyatının en önemli isimlerinden olan Fyodor Mihayloviç Dostoyevski, 1821 yılında doğdu. Çocukluğunu alkolik bir baba ve hasta bir anne arasında geçirdi. Beraber yaşadığı bu anne ve baba figürlerini eserlerinde bolca kullandı.

Dostoyevski’nin yazarlık hayatını iki bölüme ayırabiliriz. Askeri görevinden istifa etmesinin ardından yazarlığa başladı ve 1846 yılında ilk romanı İnsancıklar‘ı yayınladı. Yaşlı bir adamın öksüz bir kıza olan aşkını anlattığı bu roman, halkın büyük beğenisini kazandı. Eleştirmenler tarafından da ileride büyük bir yazar olacağına dair olumlu eleştiriler alan Dostoyevski için işler daha sonra beklediği gibi gitmedi. İkinci romanı olan Öteki, hiçbir eleştirmen tarafından beğenilmedi ve alay edildi. Daha sonra yazdığı Ev Sahibesi isimli romanı da beğenilmeyen Dostoyevski, ruhsal çöküş yaşadı ve edebiyattan vazgeçip politikayla ilgilenmeye başladı.

dostoyevski ile ilgili görsel sonucu

Politikaya girdikten sonra da talihsizlikler peşini bırakmadı. 1849 yılında devlet aleyhine komploya karıştığı gerekçesiyle tutuklandı. Ardından ölüm cezası aldı ancak idam edileceği sırada af kararı çıktı ve dört yıl kürek, altı yıl adi hapis cezasına çarptırılıp Sibirya’ya sürgün edildi. Burada sürgünde bulunduğu yıllarda suç ve ceza kavramlarıyla karşılaşan Dostoyevski, 1858 yılında Suç ve Ceza‘yı yazmaya başladı.

İdam cezasına çarptırılan ve giyotin tezgahında son anda affedilip Sibirya’ya sürgüne gönderilen Dostoyevski’nin kaleminden:

“Suçlu; akıllı, cesur ve güçlü, Legro adında yaşlı biriydi. İster inanın, ister inanmayın idam sehpasına çıktı, ağladı; kağıt gibi bembeyaz olmuştu. Olur mu bu? Ne korkunç! İnsan korkudan ağlar mı? Yaşamında hiç ağlamamış, çocuk değil, kırk beş yaşlarında koca bir adamın korkudan ağlayabileceğini düşünmezdim. Kim bilir o anda adamcağız, nasıl bir ruh durumu içindeydi? İnsan ruhuna hakaret etmektir bu, başka bir şey değil! İncil’de ‘öldürme!’ denir. Birini öldüreni öldürmek mi gerekir? Hayır, olamaz bu! Bir ay oldu bunu göreli, ama o zamandan beri gözümün önünden gitmiyor. Belki beş kez girdi rüyama.

– Belki daha iyi, daha az acı çekerler başları uçurulurken…

– Nereden biliyorsunuz? Bakın siz de farkettiniz. Herkes böyle sizin gibi düşündüğü için giyotini bulmuşlar. O zaman aklıma bir fikir geldi, bundan kötüsü olabilir mi diye. Buna belki gülecek, belki tuhaf bulacaksınız ama biraz hayal gücü olan bunu düşünebiliyor. Düşünün: Söz gelimi, bir işkence; yaralar, acılar, bedenî acılar… Ruhsal acıların yanında hiç kalır. Yara da insana acı çektirir ve öldürür ama insana asıl acı çektirecek yara değildir. Ölümden bir saat, belki on beş dakika, belki yarım dakika sonra, belki de hemen ruh bedenden ayrılacak ve insan buna engel olamayacak. İşte bu on beş saniye hepsinden daha korkunçtur. Biliyor musunuz bu yalnız benim kişisel düşüncem değil, çokları böyle söylüyor.

Doğrusu size anlattığım bu düşüncelerime de gerçekten inanıyorum. Öldüreni öldürmek, işlenen suçtan çok daha ağırdır. Bir hüküm vererek adam öldürmek haydutlukla adam öldürmekten çok daha kötüdür. Haydutların öldüreceği, gece ormanda kesecekleri halde hala umutla bağıran, yalvaran insanlara rastlanır. Oysa burada ölümü on kat daha kolaylaştıracak son umudu yıkıyorlar. Ortada bir karar vardır, kaçma, kurtulma umudu yok olmuştur. Hiçbir şey yapamamanın, umutsuzluğun acısı da her acıdan daha güçlüdür. Bir askeri, topun karşısında geçirip ateş edin, yine de bir umudu vardır. Aynı askere idam kararı okuyun, hemen çıldıracak ya da ağlayacaktır. Kim diyebilir ki böyle bir durumda çıldırmam diye? Neden böyle çirkin, gereksiz, boş küfürler ediyor? Belki de dünyada böyle bir idam kararı okunmuş, acı çektirilmiş, sonra da ‘defol, seni bırakıyoruz’ denmiş bir adam vardır. İşte böyle bir adama anlattırmak gerekir. Bu acı, bu korku hakkında isa bile çok söz söylemiştir. Hayır, bir insana böyle davranılmaz!”1

1859 yılında cezası bitti ve yukarıda iki döneme ayırdığımız yazarlık hayatının ikinci ve verimli yılları başladı. Sibirya’da sürgündeyken yazmaya başladığı Suç ve Ceza’yı 1866 yılında tamamladı. Dostoyevski, bu eserinde bir Rus aydını olan Raskolnikov’un kendi doğrusu adına işlediği cinayetleri ve vicdanıyla hesaplaşmasını konu edindi. Bu romanın ardından sırasıyla Budala, Ebedi Koca ve Ecinniler isimli eserler birbirini izledi.

Eserlerinde çoğunlukla çift kişilik temasını işleyen Dostoyevski, aynı zamanda annesine acı çektiren babasını ve zayıf bir figür olarak gördüğü annesini romanlarında tema olarak işlemiştir.

“Doğru olmayan değerlidir, çünkü bizi doğruya götürür.”

crime and punishment first published ile ilgili görsel sonucu
Suç ve Ceza’nın ilk baskısı
Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
251

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here