Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
201

Sis Denizi Üzerindeki Gezgin eseriyle tanınan Alman ressam Caspar David Friedrich(1774-1840), Yalnız Ağaç isimli bu tablosunu 1822 yılında tamamlamıştır. Romantik eserleriyle bilinen ressamın, bu eserinde de akımın özelliklerini görmek mümkündür. Yoğun bir yalnızlık ve kaybolmuşluk hissi barındıran bu eser, Friedrich’in yaşamına paralel bir doku taşımaktadır.

Çocukluk yıllarında önce annesini, ardından da kardeşlerini kaybeden ressamın buruk ve hüzünlü bakış açısının sanatına yansıdığı görülmektedir. Çocuk yaşlardayken yaşadığı bu kayıplar, içine kapanık ve toplumdan kopuk olarak büyümesine sebep olmuştur. Bundan dolayı resimlerinde yalnızlık ve melankolinin hakim olduğu bir hava sezilmektedir.

Bu görkemli resmi incelemeye başlayacak olursak, dikkatimizi çeken ilk şey, odak noktasındaki heybetli ağaç olacaktır. Bu görkemli ağaç, sanki etrafındaki her şeyden daha üstün ve daha marifetli gibi duruyor. Dallarının, yukarıya doğru ilerledikçe hırpalandığını ve kırıldığını fark ediyoruz. Ağacın bu heybetli duruşu bize, çok uzun zamandır orada olduğunu anlatır gibi.

Diğer dönemlerde yapılan manzara resimleri incelendiğinde ağaçların resimde vurgulanmak istenen ana manzarayı çerçevelemek için kullanıldığı görülür. Ancak Friedrich’in bu resminde durum farklıdır. Burada ağaç, bir çerçeve niteliğinden çıkıp resmin odak noktası haline gelmiştir.

Ayrıca o dönemdeki manzara resimleri ele alındığında, ressamların açık havada manzaraya karşı çalıştığı düşünülür. Ancak Friedrich bu durumda da emsallerinden farklı bir teknik kullanmıştır. Dışarıda kara kalem olarak birkaç nesnenin çalışmasını yaptıktan sonra, resmin geriye kalanını stüdyosunda tamamlamıştır. Ayrıca resmettiği bu manzaranın çoğunluğu kurgusaldır.

Tıpkı diğer eserlerinde olduğu gibi, ressamın bu eseri de hem romantik ögeler barındırmakta, hem de yalnızlık teması içermektedir. Friedrich kullandığı pastel renk paleti ile yalnızlık temasını daha da kuvvetlendirmektedir.

Etraftaki diğer ögeler incelendiğinde ise; ağacın dibinde sürüsüyle bekleyen çobanı, ufak su birikintisini ve arkadaki dağ manzarasını keşfediyoruz. Çoban ve sürüsü ağacın yanında o kadar küçük kalmış ki, onları ayırt etmekte zorlanıyoruz. Friedrich’in, Tanrı’nın yarattığı ulu doğa ile insanoğlunun ömrü arasındaki farkı bu şekilde anlatmaya çalıştığı düşünülmektedir. Ona göre Tanrı’nın en güzide yaratısı olan doğa, her şeyden ve herkesten üstündür.

Resmin arka tarafındaki manzaralara doğru uzandığımızda, dağın eteklerine kurulmuş ufak bir kasaba olduğunu görüyoruz. Uzaktaki kasabanın kilisesini görmek mümkün. Resimlerinde bu dinsel temanın varlığına sıkça değinen Friedrich, insan ve Tanrı yapımı olan iki yaratıyı kıyaslıyor olabilir. Yeninin ve eskinin geçişini işlerken gösterdiği bu özenli teknik onun bakış açısının bir ürünüdür.

Resimlerinde doğayı her zaman ayrıcalıklı bir konumda ele alarak işleyen ressam, bu eserinde yalnız ağacı etrafındaki tüm olaylara şahit olan bir gözcü gibi resmetmiştir. Gölgesinde dinlenen sürünün ve çobanın ömrü, onunki ile kıyaslandığında ne kadar da yetersiz kalmaktadır.

Toprağa sıkı sıkıya bağlanmış kökleriyle, arşa doğru yükselen bu ağaç, kim bilir ne kadar çok fırtınaya göğüs germiş, ne kadar çok olaya tanık olmuştur. Friedrich’in heybetli gözcüsü şimdilerde ziyaretçilerini, Berlin’de bulunan Alte Ulusal Galerisi’nde beklemektedir.

Kaynak: 1, 2,

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
201

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here