Diego Rivera, tüm insanların sanatın hem konusu hem de izleyicisi olmaya hakları olduğu konusunda ısrar ediyordu. Ressam, duvar resmi gibi çok aleni bir aracı seçerek fırça darbesini sosyal ve siyasi bir silah olarak kullanıyordu. Yaptığı dev boyutlu duvar resimleri genellikle kendi şahsi ve siyasi görüşlerini yansıtırken Meksika işçi sınıfının tarihine, gelişimine ve mücadelesine de haklı övgülerde bulunuyordu. Rivera, Meksika duvar resminin babası olarak görülmektedir ama onun ülkeye yaptığı katkılar sanatın çok ötesine uzanır.

Diego Rivera, 1896’da Meksika’nın Guanajuato şehrinde dünyaya geldi. Erken yaşta yeteneğini fark etti. Henüz üç yaşındayken çizim yapmaya başladı. 10 yaşına geldiğinde Mexico City’deki Ulusal Güzel Sanatlar Okulu’na kaydoldu. 16 yaşında fikirlerinden dolayı başı derde girmeye başladı. Bir öğrenci protestosuna katılması okuldan atılmasına neden oldu.

İlk başarılı resim sergisini 1906’da açınca ilgi görmeye başladı. Veracruz valisinin verdiği bursla sanat eğitimi almak için Avrupa’ya seyahat etti. Rivera, kendini keşfetmek ve sanatını geliştirmek için 21 yaşında gemiyle yurt dışına yolculuk etti.

Sonraki on dört yıl boyunca Meksika Devrimi ülkesinde hüküm sürerken Rivera, Avrupalı ustaların üsluplarını öğrendi. Renoir, Matisse ve Gauguin’in eserlerinden ve özellikle Cézanne’ın post-izlenimciliğinden çok etkilendi. Bununla birlikte Pablo Picasso ve Georges Braque’ın ellerinde kübizmin doğuşuna tanıklık etti. Daha sonra kendi yapmak istediği şeyi keşfetti. Duvar resimlerinin büyük bir ölçeğe sahip oluşu ve halka açık olarak sergilenmesi, Rivera’nın cesur bakış açısı için biçilmiş kaftandı.

Rivera, 1921’de Meksika Devrimi’nden sonra Meksika’ya geri döndü. İlk duvar resmini yaptı. Devletin desteğiyle arasında üniversitelerin de bulunduğu birçok duvarda eserleri sergilendi. Kamu binalarını süsledikçe Rivera’nın ünü de arttı. Basit ve sade çizgilerle oluşturduğu dev insan figürleri; köylüleri, çiftçileri ve gündelik hayattan sıradan insanları kahramanlaştırıyordu. Resmettiği freskler genellikle 1910 tarihli Meksika Devrimi’nin hikayelerini tasvir ediyor ve Meksika tarihine hayat veriyordu. Ünü 1930’larda Amerika’ya kadar yayıldı. Kendini kabul ettirdi. Kendisi aynı zamanda Frida Kahlo’nun meşhur aşkıydı. (Bu konuyu başka bir yazımızda inceleyeceğiz.)