Sinema Fransa’da doğdu desek hiç yanlış olmaz. Neden-sonuç ilişkisine dayanan Hollywood senaryolarının aksine, işlenen her konu, gerçek hayatı bire bir taklit eder. Olayların giriş, gelişme ve sonuç bölümleri bulunmaz. Daha çok bir kesit sineması izlenimi veren bu akımda, karakterler Amerika sinemasında olduğu gibi basmakalıp ve idealize tipler değildir. Mutlak iyi ve mutlak kötünün ötesinde, her biri birtakım siyasi ve sosyolojik nosyonların birer kanıtı gibi hareket eder. Jean Luc Godard, François Truffaut, Eric Rohmer, Agnes Varda Fransız sinemasının öncüleri arasında sayılırken, büyük sinema otoriteleri tarafından birer Auteur yönetmen olarak nitelendirilmiştir. Bugün ise sizlere izlenmesi gereken 5 filmi sıralayacağız. Herhangi bir kriter koymadık, eklemek istediğiniz filmleri yorumda belirtebilirsiniz, iyi seyirler!

5. Amélie

Amélie, Audrey Tautou’nun başrolünde olduğu Jean-Pierre Jeunet filmi. Fransız yapımı bu romantik komedi, Jeunet ve Guillaume Laurant tarafından yazılmıştır. Montmartre’de geçen film, modern Paris hayatının idealize edilmiş, alaycı bir yorumudur.

Film, Nisan 2001’de Fransa, Belçika ve Fransızca konuşulan batı İsviçre’de gösterime girmiş, pek çok film festivalinde yer almış ve ardından tüm dünyada sinema salonlarında izleyicinin beğenisine sunulmuştur.

Avrupa Film Ödülleri’nde En İyi Film ödülünü almış, ikisi En İyi Film ve En İyi Yönetmen dallarında olmak üzere dört César Ödülü almış, En İyi Senaryo dalıyla birlikte iki BAFTA Ödülü ile ödüllendirilmiştir ve Akademi Ödülüne aday gösterilmiştir. Bunların dışında da pek çok ödülün sahibi olmuştur.

4. Léon: The Professional

Léon: The Professional, Luc Besson tarafından yazılan ve yönetilen 1994 yılı Fransa yapımı bir filmdir. Filmin başrollerinde ise, bir mafya tetikçisini canlandıran Jean Rêno, ailesi öldürüldükten sonra bir tetikçinin himayesine aldığı 12 yaşındaki bir genç kızı canlandıran Natalie Portman -onun ilk filmidir- yolsuz bir DEA ajanını canlandıran Gary Oldman ve tetikçilik işleri yaptıran bir mafyayı canlandıran Danny Aiello yer almaktadır.

Film, birtakım çevrelerce yaş farkı olan iki kişi arasında aşk olduğu iddiasıyla eleştirilmesine rağmen, Mathilda‘nın Léon‘a karşı olan hisleri normal aşktan ziyade, kendisine ilk defa iyi davranan birisi karşısında duymuş olduğu sevgidir. Her ne kadar filmin ilerleyen bölümlerinde aşık olduğundan bahsetse de, buradaki aşk ifadesi küçük bir çocuğun duygularını basitçe belirtme şeklidir. Léon’un da Mathilda’ya karşı duyduğu hisler de benzer şekilde hayatında o zamana kadar görmediği bir sıcaklığa duyulan özlem ve buna karşı verilen duygusal tepkidir.

3. Delicatessen

Delicatessen, Jean-Pierre Jeunet ve Marc Caro imzalı 1991 Fransa yapımı bir kara komedi. Sürrealist film akımının güzel bir örneği olan bu film, kült statüsünde sayılmaktadır.

Filmde bir savaş sonrası Fransa’da bir apartmanda yaşayan garip insanların yaşantıları konu edilmektedir. Apartmanın alt katında, sahibi de bu apartmanda yaşayan bir kasap bulunmaktadır. Bu apartmana günün birinde genç bir adam (Louison-Dominique Pinon) gelir. Bu genç adam kasabın kızına aşık olur. Olaylar ise bundan sonra gelişmeye başlar.

2. Mavi En Sıcak Renktir (La vie d’Adèl)

Mavi En Sıcak Renktir, yönetmenliğini Abdellatif Kechiche‘in üstlendiği, romantik dram türündeki 2013 yapımı Fransız filmidir. Başrollerini Léa Seydoux ile Adèle Exarchopoulos‘un paylaştığı film, Julie Maroh‘un 2010 yılında yayınlanan Le bleu est une couleur chaude isimli çizgi romanından beyazperdeye uyarlanmıştır. Film, ergenlik çağındaki bir kızın eşcinsel olduğunu keşfetmesinin ardından yaşadıkları temeli üzerinde, kızların erkeklerle çıkmasına cinsel ilgi yönünden kendini inandırmış bir genç kız olan Adèle‘in, kendi eşcinselliğini Emma‘da bulması ve devamında yaşadığı olayları konu alır.

İlk gösterimi 23 Nisan 2013 günü Cannes Film Festivali’nde yapılan film, Altın Palmiye ve FIPRESCI ödüllerinin sahibi oldu. Yönetmen Kechiche’e ek olarak, filmin başrol oyuncuları Seydoux ve Exarchopoulos’a da Altın Palmiye ödülü verildi. Böylece ilk kez bir yönetmenin yanında oyunculara da Altın Palmiye verilmiş oldu. Kuzey Amerika’daki ilk gösteriminiTelluride Film Festivali’nde yapan film, eleştirel anlamda oldukça başarılı bulundu ve En İyi Yabancı Dilde Film Altın Küre Ödülü ile En İyi İngilizce Olmayan Film BAFTA Ödülü’ne aday gösterildi. Birçok eleştirmen filmi 2013’ün en iyi filmlerinden biri olarak gösterdi.

1. Piyanist (La Pianiste)

Piyanist, başrollerini Isabelle Huppert ile Benoît Magimel‘in paylaştığı, Michael Haneke‘nin yönettiği 2001 yapımı filmdir. Film, 2004 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nü alan Elfriede Jelinek‘in Die Klavierspielerin adlı romanının uyarlamasıdır.

Erika Kohut (Isabelle Huppert) Viyana konservatuvarında piyano öğretmenidir. Kırk yaşını aşmış olmasına rağmen hala bir apartman dairesinde otoriter ve korumacı annesiyle (Anne Girardot) yaşamaktadır. Babası uzun süredir akıl hastanesindedir. Kendini yalnız ve yabancılaşmış hisseden Erika, teselliyi pornografik ve mazoşistik eğilimlerde bulur.

İçten içe nefret ettiği öğrencilerine kötü davranan Erika’nın Walter (Benoît Magimel) ile tanışması, ondaki bu duygusal bozukluğun iyice artmasına sebep olacaktır.

2001 Cannes Film Festivali’nde Cannes Büyük Ödülü, En İyi Erkek Oyuncu Ödülü (Benoît Magimel) ve En İyi Kadın Oyuncu Ödüllerine (Isabelle Huppert) layık görülmüştür.

Kaynakça; 1, 2, 3, 4, 5

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here