Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
2

Bir yanda tarihi yüzyıllara dayanan, sadece üyelerden biri öldüğünde yerine yeni bir üye alan ve bu yüzden “Ölümsüzler” (Les immortels) olarak adlandırılan köklü bir kuruluş, Fransız Akademisi. Bir yanda da hayatını övünç duyduğu kültürler arasındaki duvarı aşmaya adamış dünyaca ünlü bir yazar, Amin Maalouf. Maalouf, 1635 yılında kurulan ve Fransa’nın en köklü kültür kurumlarının başında gelen Fransız Akademisi’nin 40 koltuğundan birine, halefi filozof, antropolog ve etnolog Claude Levi-Strauss’un yerine seçildiğinde akademi kuralları gereği halefini anlatan ve saygıyla öven bir konuşma yapması gerekmekteydi. Bu görevi onurla yerine getirirken, halefinin bıraktığı mirası sahiplenip, yaşatacağına ve büyüteceğine dair sözünü farklı kişiliği, dili, kökeni, inancı ve hoşgörüsüyle perçinliyor.

Tıpkı Batı uygarlıklarının kendini diğer uygarlıklardan üstün görmesinin büyük acılara yol açtığını söyleyen Levi-Strauss gibi, selefi Amin Maalouf da toplumların eşitliğini savunuyor. 1949’da Lübnan’da doğan Maalouf, ailesinin sevgisi ve saygısı ile geçen gençlik yıllarından sonra ülkesinde çıkan iç savaşın ardından Fransa’ya göç etmek zorunda kalıyor. Farklı iki kültür, Arap ve Batı kültürleri içerisinde yetişen Maalouf, bu iki kültürün de aslında ne kadar zengin ve köklü olduğuna bizzat tanıklık edebilmiş bir insan. Batı kültürünü özümsemiş bir Lübnanlı olmak ona içinde yaşadığı toplumun aslında kendinde görmek istemediği özellikleri gözlemleyebilme fırsatı veriyor. Maalouf’a göre insan hakları ve medeniyet gibi kavramlara sıkı sıkı sarılmış gözüken Batı kültürü bu gibi kavramları sadece kendi toplumları üzerinde meşru görerek aslında barbarlığın bir başka yüzüyle karşımıza çıkıyor. “Eşitlik, doğuştan gelen bir savdır. Tüm insanların eşit olmayan koşullarda doğması ve tüm uygarlıkların eşit olmaması doğaldır, fakat bu savdan vazgeçildiği, eşitsizliğin meşru kılındığı anda, barbarlığın yoluna sapılır.”

İnsanlar doğası gereği eşit haklara sahipti, fakat bazı toplumlar yaptıkları atılımlarla diğer toplumların önüne geçmeye ve onları etkilemeye başladı. Batı toplumlarının yapması gereken ilerlemelerini diğer toplumları ezmek ve saygınlıklarını yok etmek için kullanmak değildi. Batı’nın bir üstünlüğü varsa, bunun ölçülülüğe, daha güçsüz olanlara saygıya yansıması gerekmekteydi. Levi-Strauss da, Amin Maalouf da aynı şeyi, tüm insan uygarlıklarının saygınlıkta eşit olduklarını haykırıyordu.

Maalouf, Akademi’de

Hayatının büyük bir kısmını Batı dünyası ve Arap dünyası arasındaki soğuk duvarı aşmaya adayan bir yazar olan Maalouf, ait olduğu kültürden farklı bir kültürde yaşamasının meyvesini alıyordu. İçinde bulunduğu toplumun görmek istemediklerini görüyor, duyulmak istenmeyebilecek şeyleri söylüyordu. Bunu yaparken eşitlik, hoşgörü ve uyum dışında hiçbir tarafa hizmet etmiyor, iki kültürü de aynı oranda sert sözcüklerle eleştiriyordu. “Bugün Arap aleminde eleştirdiğim şey, ondaki manevi bilincin eksikliği; Batı’da eleştirdiğim şeyse, manevi bilincin bir egemenlik aracına dönüştürme eğilimidir.” Yazara göre, hiçbir toplum ötekinden üstün değildi, her birinin işlediği suçlar da vardı, kendi değerleri de. Yapmak istediği şey ise bu değerleri birleştirmekti. Bunun için her toplumun benimseyebileceği ve uygulanabilir ortak değerlere sahip olunması gerekliydi. “Yerleşik düşüncenin aksine, Batılı güçlerin yüzyıllık hatası dünyanın geri kalanına kendi değerlerini benimsetmeye çalışmaları değil, tam tersine, egemenlikleri altına aldıkları halklarla olan ilişkilerinde kendi değerlerine göre davranmaktan sürekli olarak kaçınmalarıdır.” (Maalouf,Fransız Akademisi…,51). İki kültür evreni arasındaki boşluğu doldurmanın yolu, kibiri ve bencilliği bırakmak, nefrete son vermek, ırkları dinleri ve kökenleri aşmaktı.

Fransız kültürünün yüzyıllık çınarı, Sartre’a göre hep dalga geçilen fakat üyesi olmak için can atılan Fransız Akademisi ve Ortadoğu’dan Fransa’ya göç etmiş bir adam. Amin Maalouf yaklaşık 400 yıllık bir mirası kucaklarken aynı zamanda farklı kültürlerin arasındaki soğuk duvarları aşma misyonunu da üstleniyor. İki yurdunun ona verdiği her şey ile; kökeni, dilleri, aksanı, inançları, kuşkuları ve her şeyden çok uyum, ilerleme ve bir arada yaşama düşleriyle.

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
2

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here