Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!

Fotoğraf etrafımızdaki dünyayı yakalamamıza yardım eder. Birçok farklı türü olan fotoğrafçılığın belki de sınırlarını çizmesi en zor olanı sanat fotoğrafçılığıdır. Sanat fotoğrafçılığını anlatmak için kullanacağımız en iyi tanım dahi belirsiz ve eksik kalacaktır. Kesin olarak söyleyebileceğimiz tek şey, bu türün fotoğrafı ve sanatçıyı merkeze koymasıdır.

Bu özelliğiyle fotoğraf gazeteciliği gibi belgesel fotoğrafçılığının alt türlerinin karşısında yer alır. Belgesel fotoğrafçılığında esas olan ortaya herhangi bir manipülasyon yapılmaksızın görsel rapor niteliğinde bir fotoğrafın çıkarılmasıdır. Sanat fotoğrafçıları içinse fotoğraf kendi başına ya da kolaj yoluyla sanatları için kullanılan bir araçtır.

Kısacası sanat fotoğrafçılığı çoğumuzun fotoğraf hakkında düşündüklerinin tersinde ilerler. Birçok amatör fotoğrafçı önemli olayları ve anları sanatsal bir amaçları olmadan yakalar. Sanat fotoğrafçılığındaysa bir olayı kaydetmiş olmak önemli değildir. Fotoğraf ortaya sanatsal bir görüş ya da ifade koymalıdır.

Ansel Adams “Gerçeklik estetik içermez ve sanat da gerçekliğin kontrol edilmesidir. Fotoğraf birtakım kontroller uygulandıysa sanattır.” der. Peki bu ne anlama geliyor? Adams, burada tarih boyunca manipülasyonun sanatçılar tarafından bir araç olarak kullanılmasına dikkat çekiyor diyebiliriz.

Örneğin, klasik dönem manzara ressamları dahi sadece gördüklerini resmetmediler. Birçoğu vermek istedikleri mesaj doğrultusunda bazı ögeleri çıkardılar, yeni ögeler eklediler ya da Monet gibi bir ruh halini yansıtmak için ışık ve renkle oynadılar. Sanat fotoğrafçıları da buna benzer şekilde çalışır, tek farkları fırça yerine fotoğraf makinelerini kullanmaları.

21. yüzyıla geldiğimizde bu alanın genişlediğini ve sanatsal bir niyet taşıyan çoğu fotoğrafın sanat olarak nitelendirildiğini görüyoruz. Fotomuhabirlerinin sanatsal belgesel fotoğraflarını da bu kategoriye dahil edebiliriz. Dolayısıyla bir fotoğrafın sanat olup olmadığını düşünürken, sanatçının niyetine bakmak faydalı olacaktır. Manzara, portre ya da soyut bir fotoğraf fark etmeksizin altında yatan sanatsal bir mesaj varsa sanatsal bir fotoğraf olduğunu söyleyebiliriz.

Alfred Stieglitz, Georgia O’Keeffe- Eller (1919)

Alfred Stieglitz ve Fotoğrafın Bir Sanat Olarak Gelişimi

Fotoğrafın bir sanat olarak kabul edilmediği zamanları hayal etmek her ne kadar zor olsa da 19. ve 20. yüzyıllarda durumun böyle olduğunu söyleyebiliriz. Fotoğrafın bir sanat olarak kabul edilmesinde Alfred Stieglitz ve diğer modern fotoğraf sanatçılarına teşekkür etmeliyiz. Özellikle Stieglitz konu hakkında bir makale de yayınlayarak bu fikrin kabul görmesinde öncü oldu.

Bir başka dönüm noktasıysa Stieglitz’in fotoğraflarının Mary Cassatt ve James McNeill Whistler gibi isimlerin tablolarıyla birlikte sergilenmesi oldu. Modern Sanat Üzerine Özel Sergi adıyla National Arts Club tarafından düzenlenen sergi Amerika’nın fotoğrafa ve resme eşit ağırlık verilen ilk büyük sergisidir.

Alfred Stieglitz- Eşdeğerler (1923)

Sonraları, Stieglitz ve eşi Georgia O’Keefe müze koleksiyonlarına fotoğrafları dahil etmek gibi bir sorumluluk üstlendi. 1924’te Stieglitz’in Boston Güzel Sanatlar Müzesi’ne 24 fotoğraf bağışladı ve ilk kez büyük bir müze kalıcı koleksiyonuna fotoğraf kabul etmiş oldu.

Fotoğraf Sanatının Gelişimine Katkı Sağlamış 11 Fotoğrafçı

Stieglitz’in başlattığını birçok fotoğraf sanatçısı kendi yollarıyla devam ettirdiler. Ansel Adams’ın gösterişli siyah-beyaz manzaralarından Nan Goldin’in çığır açan çalışmalarına, bu türün gelişmesi için emek vermiş fotoğrafçılara kısaca bir göz atalım.

Paul Strand

Paul Strand- Porch Railings, Twin Lakes, Connecticut (1916)

Amerikan fotoğrafçı, fotoğrafın bir sanat olarak kabul görmesinde aktif rol aldı, Stieglitz’in çalışmalarını galerisinde sergiledi ve Camera Works adlı dergisinde fotoğraf hakkında yazdı.

Heykeltıraş ve ressamlara yakın bir bakış açısını benimseyen Strand, fotoğraf makinesini çoğunlukla fotoğraflarında bir soyutluk yaratmak için kullandı. İlerleyen yıllarda çalışmalarının odağı fotoğrafın sosyal değişim ve reform için nasıl bir araç olarak kullanılabileceği oldu. Bunun üzerine çalışırken sanatsal duruşundan da ödün vermedi.

Paul Strand- İsimsiz (1916)

Man Ray

Man Ray- Siyah ve Beyaz (1926)

Sürrealizm ve Dada hareketinin önemli isimlerinden olan Ray çalışmalarında birçok farklı yol kullandı. Resim ve fotoğraf arasında sorunsuzca hareket edip çalışmalarında ikisine de eşit ağırlık vererek fotoğrafı bir sanat olarak kabul etmeyen görüşlerin yıkılmasında etkili oldu.

Sanatsal bakışı, portre ve moda fotoğrafçılığına ağırlık verdiği ticari çalışmalarında da faydalı oldu. Başka bir anlatım biçimi olarak fotogramlarla da çalıştı.

Man Ray- Anatomiler (1929)

Ansel Adams

Ansel Adams- Williamson Dağı, Sierra Nevada, Owens Vadisi, California (1944)

Manzara fotoğrafçılığı hakkında hiçbir tartışma Ansel Adams’tan söz edilmeden tamamlanamaz. Bir fotoğrafçı ve çevreci olarak, siyah-beyaz manzara çalışmaları birçok türün sanat olarak kabul edilebileceğini gösterir.

Üzerine uğraşılmış kompozisyonları ve doğayla iç içe girebilme yeteneği sayesinde seyirciye farklı bir bakış sunarak sanatını daha ileri taşır. Adams, doğa fotoğrafçılığının çevreci amaçlarının yanı sıra bir sanat da olduğunu gösterir.

Ansel Adams- Kum Tepeleri, Oceano, California (1963)

Richard Avedon

Richard Avedon- Veruschka (1967)

Amerikan moda fotoğrafçısı Richard Avedon, fotoğrafı sadece modellerin şık duruşlarını yakalamak için değil aynı zamanda hikayeler anlatıp ve bir duygu uyandırmak için de kullandı. Marilyn Monroe gibi ünlülerin iç dünyalarını yansıttığı büyük ölçekli minimalist fotoğraflarından, model Dovima’yı stüdyodan çıkarıp bir sirkte çektiği fotoğraflarına çalışmalarının bir devrim niteliğinde olduğunu söyleyebiliriz.

Richard Avedon- Dovima Fillerle (1955)

Diane Arbus

Diane Arbus- Başsız Kadın (1961)

Diane Arbus çalışmalarında çirkin ve kusurlu görülmeleri sebebiyle ötekileştirilmiş insanlara odaklandı. Sirk çalışanları, cüceler, nüdistler, trans bireyler çalışmalarının konusuydu. Bir belgesel fotoğrafçısı olarak kabul edilse de fotoğraflarındaki sanatsal ögeler yadsınamaz. 1972’de, ölümünden bir yıl sonra, Viyana Bienali’nde fotoğrafları sergilenen ilk fotoğrafçı oldu.

Diane Arbus- Üçüzler Yatak Odalarında (1963)

Cindy Sherman

Cindy Sherman- İsimsiz #24 (1978)

Cindy Sherman’ın başlıca modeli kendisidir ve fotoğrafı farklı durumları canlandırmak için kullanır. Bilindik otoportrelerden farklı olarak Sherman kendini gizler ve bir fotoğrafçı, kostümcü, makyöz ve yönetmen gibi davranıp bize sıkılmış ev kadınından Hollywood aktristine kadar farklı tablolar sunar.

30 yılı aşkın sanat kariyerinde, Sherman modern sanatın en önemli sanatçıları arasında kabul görmüştür. Çalışmalarında görülen gerçekçilik aslında onun becerisinin bir sonucudur, bu sebeple çalışmaları birer illüzyon gibidir.

Cindy Sherman- İsimsiz #112 (1982)

Robert Mapplethorpe

Robert Mapplethorpe- Kala Zambağı (1988)

Mapplethorpe fotoğrafı öncelikle kolajlarının bir parçası olarak kullandı. İlerleyen zamanlardaysa fotoğraf makinesini direkt olarak bir mesaj iletmek için kullanmaya başladı. 70’lerin New York’unda çalışmaları içerdiği yeraltı BDSM ve homoerotik ögeler sebebiyle oldukça tartışmalıydı.

80lerde klasik sanattan etkilenerek cansız tabiata ve çıplak fotoğraflara yöneldi. Sanatı aynı zamanda bağışçısı olan partneri Sam Wagstaff’ı da etkiledi ve Wagstaff tüm koleksiyonunu satın aldı. Koleksiyon daha sonra J. Paul Getty Müzesi’ne satıldığında 5 milyon dolar değerindeydi.

Robert Mapplethorpe- Ken ve Tyler (1985)

Nan Goldin

Nan Goldin- Trixie Karyolada (1979)

Nan Goldin, fotoğraf makinesini sevdiği insanları yansıtmak için kullandı ve özellikle LGBTi+ bireylere odaklandı. Hiçbir şekilde yargılamadan fotoğrafladığı bireyler drag queenlerden uyuşturucu bağımlılarına yaşamın direkt bir tasviri. Goldin’in çalışmaları çoğunlukla müzikli slayt gösterileri şeklinde sergileniyor.

Nan Goldin- Greer ve Robert Yatakta (1982)

Jeff Wall

Jeff Wall- Süt (1984)

Kanadalı fotoğrafçı büyük ölçekli fotoğraf tablolarıyla biliniyor. Erken dönem çalışmalarında büyük ressamlardan etkilenen Wall, çalışmalarında Vélazquez ve Manet gibi ustalara zekice göndermelerde bulunuyor.

Zamanla sanatı değişime uğrayan Wall, fotoğrafı manipüle etmeye yöneldi. Süt adlı serisi oldukça sıradan fakat içten bir fotoğraf serisidir. Wall 90’lardan itibaren dijital manipülasyonla ilgilenmeye başladı.

Jeff Wall- Ralph Ellison’ın “Görünmez Adam”ından sonra, Giriş (1999-2000)

Andreas Gursky

Andreas Gursky- Rhine II (1999)

21. yüzyılın en iyi fotoğrafçılarından biri olarak görülen Gursky heybetli fotoğraflarıyla bilinir. Eseri Rhine II 2011’de 4.3 milyon dolara satılarak en pahalı fotoğraf olarak tarihe geçti.

Alman fotoğrafçı mimariyle doğayı simetri ve rengi vurgulayacak şekilde yakalar. Gursky aynı zamanda dijital manipülasyonla da ilgilendi. Örneğin 1997 tarihli Times Meydanı, New York adlı eseri Gursky’nin sanatsal duruşunu yansıtmak için manipüle edilmiştir.

Andreas Gursky- Times Meydanı, New York (1997)

John Goto

John Goto- Muhteşem Yaz (1991)

John Goto, fotoğrafı sosyal ve politik temalar üzerine kolajlarının bir parçası olarak kullanır ve kendini dijital fotoğrafçı olarak tanımlar. Birçok imge yoluyla bize adeta satirik hikayeler anlatır.

2007’de Telegraph’ın Yaşayan 100 Dahi listesine giren Goto, teknolojinin resim ve fotoğraf arasında bir sentez yarattığını söyler.

John Goto- Selden Kaçış: Polyphemos Thames Bariyerlerinde (2002-2006)

Kaynak: 1

(Bu yazı Jessica Stewart’ın 10+ Photographers Who Have Elevated the Power of Fine Art Photography adlı yazısından kısaltılarak çevrilmiştir.)

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here