Sandro Botticelli‘nin 1485-1486 yılları arasında yapımını tamamladığı Venüs’ün Doğuşu adlı bu eseri, sanat tarihinin en popüler ve değerli eserlerinden biridir. Latin mitolojisinde Aşk Tanrıçası olarak bilinen Venüs’ün doğduğu anı tasvir eden bu eser; oldukça ilgi çekici özelliklere sahip.

1.72×2.78m ölçülerindeki Erken Rönesans dönemine ait olan bu resim, tuval üzerine “tempera boya” kullanılarak yapılmıştır. Tempera Latince’de karıştırmak anlamına gelen Temperare kelimesinden gelmektedir. Tempera boya ise; Ortaçağ’da tutkallı suyla pigmentlerin karıştırılmasıyla elde edilen, çoğu zaman yumurta bazlı olan bir boya türüdür. Rönesans eserlerinde sıkça kullanılan bu malzeme, 1500’lerin başlarında yerini yağlı boya gibi yeni malzemelere bırakmıştır.

Resmi incelemeye başlayacak olursak; oldukça ilgi çekici bir konu tercih edildiğini görüyoruz. Yunan mitolojisindeki aşk ve güzellik tanrıçası Aphrodite‘in, Latin mitolojisindeki karşılığı olan Venüs‘ün denizden doğuşunu gördüğümüz bu an, bize birçok açıdan etkileyici özellikler sunmaktadır.

Eserde Venüs’ün denizden çıkmak üzere olduğu ana tanıklık ediyoruz. Resimde bu görkemli ana eşlik eden birkaç figür daha bulunmaktadır. Güzelliği ve cazibesiyle seyirciyi büyülemeyi hedefleyen Venüs, elbette resmin odak noktasında yer almaktadır. Venüs, güzellik sembolü olmasının hakkını verircesine saf güzelliği ve zarafetiyle seyircinin dikkatini hemen çekmektedir.

Resmin solunda, deniz kabuğu üzerinde duran Venüs’ün denizde ilerlemesini sağlayan; batı rüzgarı tanrısı Zefirus (Zephryus) ve çiçek tanrısı olan karısı Chloris‘i görüyoruz. Resmin sağında ise; Latin mitolojisinde mevsimleri simgeleyen tanrıçalarından Horai‘yi görüyoruz. Horai, Venüs’ün çıplak bedenini örtmek için elindeki giysiyle hazırda beklemektedir.

Bunun yanı sıra resimdeki tüm figürlerin havada süzülürcesine çizildiğini görebiliriz. Figürler, hafif bir şekilde havada süzülüyor gibi görünmelerine karşın aynı düzlemde yer almaktadır. Tüm bu figürler, derinliğin hafifletilmesi sayesinde belirgin bir biçimde öne çıkarılmıştır.

Gerek resmin solunda yer alan iki kişinin sarılma şekli, gerek Venüs’ün duruşu gerçek hayatta rastlayamayacağımız türdendir. Özellikle Venüs’ün duruşu için oldukça esnek bir iskelet yapısına sahip olması gerekmektedir. Ayrıca Venüs’ün standart insan ölçülerine göre oldukça farklı olan vücut oranları da ilgi çekicidir. Tüm bunların Botticelli’nin kendine özgü tarzından kaynaklandığı düşünülmektedir.

Bu mitolojik figürlerin işlenişine ek olarak, ressamın detay motifleri işlemek konusundaki hüneri, üstün kaliteli bir görsel oluşturmak istediğini anlatmaktadır.

Ayrıca tüm resmin ilahi altın ışıkla aydınlatılmış atmosferi de hemen fark edilir. Bu ışığı, deniz kabuğunun kıvrımlı kenarlarında ve bitkilerin yapraklarında görmek mümkündür.

Venüs’ün Doğuşu ve Caravaggio’nun Medusa resimlerine ev sahipliği yapan Floransa’daki Uffizi Galerisi günümüzde bu iki resmi inceleyen insanların fenalık geçirmeleriyle gündeme gelmiştir. Baygınlık geçiren bu kişilerin Stendhal Sendromu‘ndan muzdarip olduğu iddia edilmektedir. Stendhal’in 1817 yılında Floransa’yı gezerken kalp çarpıntısı ve halsizlik yaşadığını yazmasından dolayı adını ünlü Fransız yazardan alan bu sendrom, sanat zehirlenmesi olarak da adlandırılmaktadır.

Etkileyici ve gerçekçi unsurlarla bezeli, güzelliğiyle insanı büyülen Venüs’ün Doğuşu hakkındaki tüm bu spekülasyonlar, elbette onun ününü daha da arttırmıştır. Anlaşılan Rönesans’ın başkenti Floransa’yı dolaşırken, hele de Uffizi Galerisi’ni ziyaret edecekseniz, derin derin nefes almakta fayda var.

Kaynak: 1, 2, 3,

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here