Lars von Trier, hiç şüphesiz günümüzün en tartışmalı sinemacılarından biri. Kariyeri boyunca çektiği filmlerle seyirciyi provoke etmeyi ve sinir uçlarına dokunmayı amaçlayan sinemacı, bu amacına son filmi The House That Jack Built’le de ulaşmış gibi gözüküyor. Bir seri katili konu alan film, ilk gösterimini gerçekleştirdiği 71. Cannes Film Festivali’nde seyircilerden ve eleştirmenlerden oldukça karışık yorumlar almıştı.

Merakla beklenen filmin oyuncu kadrosunda; Matt Dillon, Bruno Ganz, Uma Thurman, Siobhan Fallon Hogan, Sofie Gråbøl ve Riley Keough gibi isimler yer alıyor. Filmin senaryosunda da Lars von Trier’in imzası bulunuyor.

The House That Jack Built ile ilgili görsel sonucu

Filmin konusu şöyle özetlenebilir; Jack (Matt Dillon), Obsesif Kompülsif Bozukluk rahatsızlığı olan sakin mizaçlı bir insandır. Bir gün arabasıyla yolda kalmış geveze ve sinir bozucu bir kadına (Uma Thurman) rastlar. Kadının ondan yardım istemesinin ardından içindeki egoist ve narsist katil ortaya çıkacaktır. Cinayet vukuatları arttıkça psikolojisi daha da bozulacak ve olaylar geri dönülemez bir hal alacaktır.

Lars von Trier, filmlerine kendi nihilist bakış açısını yedirmeyi seven ve sinemayı iç dünyasını üzerine aktarabileceği bir tuval olarak gören bir sinemacı. Yönetmen bu son filminde bu durumu daha üst bir noktaya taşıyor. Acımasız seri katil Jack; radikal ve manipülatif söylemleri yüzünden sık sık eleştiri oklarına maruz kalan yönetmenin peliküldeki karşılığına dönüşüyor.

Yönetmenin filmleri ve kişiliği hakkında bilgi sahibi olan seyircilerin gözünden kaçmayacağı gibi filmin ana karakteri Jack ve Trier arasında ciddi paralellikler bulunuyor. Film başladığı andan itibaren yönetmeni simgeleyen Jack karakteri ve onunla konuşarak bir nevi psikolog görevi üstlenen Verge’ün sohbeti üzerinden ilerliyor. Trier, Jack’in işlediği cinayetleri detaylı bir şekilde anlatırken kendisinden beklediğimiz gibi ironiyi ve acımasız mizahını da eksik etmiyor. Ve genel seyirci kitlesi tarafından kabul görmeyecek sahnelere imza atıyor.

The House That Jack Built ile ilgili görsel sonucu

Tüm filmi adeta devasa bir psikolojik danışma seansı olarak işleten yönetmen, tıpkı Jack gibi kendisini de dipsiz kuyulara atıyor. Sinemacının kendisiyle hesaplaşması olarak da görebileceğimiz yapımın sonunda çarpıcı bir cehennem tasviri içinde adeta Lars von Trier’in kendisini infaz etmesine tanık oluyoruz. Ki bu durum sinema perdesinde kolay kolay görülebilecek bir durum değil.

Filmin zengin alt metinlerini bir kenara bırakıp Trier’in yönetmenliğine odaklandığımızda yönetmenin kendi imzası haline gelen sinemasal araçlarını ustaca işlettiğini söyleyebilirim. Bu zorlu ve sert hikayeyi ondan alıştığımız üzere tıpkı bir romanın bölümleri gibi parçalı bir yapıyla aktarıyor. Anlatıyı bozmak ve izlediğimizin bir film olduğunu vurgulamak için aralara çeşitli resimler ve video parçaları yerleştirmiş.

Oyunculuklardan bahsetmek gerekirse; günümüzde eski popülerliğini yitiren, zamanının yıldız oyuncusu Matt Dillon’un cani seri katil Jack rolünde izleyenlerin kanını donduran, çok parlak bir oyunculuk performansı sergilediğini söyleyebilirim. Dillon dışında, Jack’in kurbanlarından ikisini canlandıran Uma Thurman ve Riley Keough’un kısa ekran sürelerine rağmen akıllarda yer ediyor.

The House That Jack Built ile ilgili görsel sonucu

Lars von Trier’in kendine has uçlarda gezen sinemasını sevenlerin mutlaka izlemesi gereken bir film ”The House That Jack Built”.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here