Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!

Harry Potter ve Azkaban Tutsağı (2004), Children of Men (2006) ve Gravity (2013) filmlerinden tanıdığımız Meksikalı yönetmen Alfonso Cuarón’un kendi hayatından da yola çıkarak çektiği son filmi Roma, siyah beyaz bir dönem filmi olarak karşımıza çıkıyor.

Film, 70’lerin Meksikasında sınıfsal farklılıklara, kadının erkek egemen toplumdaki yerine, kapitalizmin tahribatına ve o dönemdeki ayaklanmalara kadar geniş bir tema çeşitliliği içeriyor. Bu temalar, beyaz perdede her ne kadar sıkça işlenmişse de Cuarón’un bu filmde incelikle kullandığı kendine özgü dili ile benzersiz bir işe imza attığını söylemek yanlış olmaz.

Yazının bu bölümü, filmi henüz izlemeyenler için sürpriz gelişmeler içermektedir.

Cleo (Yalitza Aparicio), orta sınıf bir ailenin yanında hizmetçi olarak çalışmaktadır. Tüm ev işleriyle ilgilenmesinin yanı sıra evdeki yakın bağının olduğu çocukların (Toño, Paco, Pepe ve Sofi) bakımınından da sorumludur. Kalabalık ve gürültülü bu ailede baba figürünü oldukça az görürüz. Hatta kimi zaman yüzünün bile gösterilmesine tenezzül edilmeyen bu kişinin, kadrajda sadece bacaklarına yer verilir. Bu yüzden evdeki tüm sorumluluk Sofia Hanım’a (Marina de Tavira) aittir.

Cleo, bu karmaşa ve yoğunluğun içerisinde özel hayatına ayırabilecek zaman da bulur. Evdeki ikinci hizmetçi olan Adela’nın (Nancy García García) erkek arkadaşının kuzeni Fermin (Jorge Antonio Guerrero) ile aralarında kısa sürede bir kimya oluşur. Ancak Cleo, talihsiz bir şekilde hamile kalır. Bu durumu açıkladığında ise erkek arkadaşı ortadan kaybolur. Tüm yük, üç aylık hamile olan Cleo’nun omuzlarına biner ve tek başına ortada kalır.

Gerek Sofia’nın gerekse Cleo’nun benzer kaderler paylaştığını görüyoruz filmde. Kadınların sosyoekonomik statüleri ne olursa olsun erkeğin egemen olduğu heteronormatif düzende yerlerinin değişmediği ve kaderlerinin genellikle benzer olduğu sonucunu çıkarıyoruz ki film bunu Sofia’nın ağzından izleyenlere açıkça aktarıyor.

Filmde devletin, sermaye piyasasına bütünüyle geçme konusundaki ısrarcı tavrına istinaden solun ayaklanmasına da yer veriliyor. Cuarón’un gençliğinde tanıklık ettiği bu olaylarda, kapitalizme karşı solun yükselen sesini öznel bir şekilde ele aldığını yılbaşındaki orman yangını ve kurutulmuş köpek kafalarından anlıyoruz.

Önceki projelerinde Emmanuel Lubezki ile çalışan Cuarón, bu filminde görüntü yönetmenliğini de kendisi üstleniyor. Filmdeki yakın plan çekimleri, izleyenlerin adeta karakterlerle temasta bulunmasına sağlıyor. Özellikle uzun süren plan sekanslarında karakterlerin arka planında kalabalık gruplar, seyyar satıcılar, köpek havlamaları ve uçak sesleri gibi çok fazla unsur yer alıyor. Bu gürültülü unsurlar, başta dikkat dağıtan bir ”kaos” olarak görülse de aslında her birinin uyum içinde olduğu anlaşılıyor.

Film, sabun ve su ile temizlenen zeminin benzersiz bir kamera açısıyla çekildiği açılışı sayesinde ilk dakikalardan ilgi çekmeyi başarıyor.

Dağıtım haklarının Netflix’in elinde olduğu filmin Venedik Film Festivali’nde ödül alması, Netflix ve Cannes arasındaki tartışmaları tekrardan gündeme getirdi. Nitekim Altın Aslan Ödülü, Netflix’in şu ana kadar aldığı en prestijli ödül.

Gerek oyuncuların üst düzey performansı gerekse dekorun ve kostümlerin en ince detayına kadar düşünüldüğü mizanseni ile Roma, bu sene adından sıkça söz ettireceğe benziyor.

 

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here