”Doğum ve ölüm sıra dışı bir deneyimdir.”

Seul Contre Tous (1998), Irrèversible (2002) ve Enter the Void (2009) filmleriyle tanıdığımız Gaspar Noè, son filmi Climax’te şiddeti doruk noktasına çıkarıyor.

20’li yaşlarda bir grup dansçı, çağrı üzerine bir araya geldikleri projede sahneleyecekleri gösterinin üç gün süren yorucu provasının ardından bir parti düzenler. Başlangıçta normal ilerleyen gece, dansçıların içtikleri sangria’da kim tarafından eklendiği bilinmeyen yüksek dozda LSD bulunmasından dolayı adeta bir kabusa dönüşür.

Dünya prömiyerini Cannes’da yapan Climax, festivalde büyük ilgi topladı. Filmin içeriği ile ilgili detaylar, ilk gösterime kadar sır gibi saklandı ve film hakkında büyük bir merak uyandırılmaya başarıldı. Film Türkiye prömiyerini ise eylül ayının son haftasında gerçekleştirilen Adana Film Festivali‘nde yaptı.

Ayrıca filmin, ülkemizde Başka Sinema aracılığıyla kasım ayında vizyona gireceğini söyleyerek devam edelim.

Yazının bu bölümü, filmi henüz izlemeyenler için sürpriz gelişmeler içermektedir.

Bir kızın vücudundan akan kanlarla bembeyaz karlar üzerinde çığlık çığlığa süründüğü etkileyici bir açılış sahnesinde ”Filmi izlediğiniz için teşekkürler” cümlesini okuyoruz ve ardından filmde yer alan isimleri görmeye başlıyoruz. Böylelikle film, ters köşe yaptığı açılışı ile izleyenlerin dikkatini çekmeyi daha ilk dakikalardan başarıyor.

Bu etkileyici açılışın ardından küçük bir televizyon ekranından projeye katılan dansçılarla yapılan röportajı izleyerek karakterleri birer birer tanımaya başlıyoruz. Filmin karakterleriyle çeşitlilik – müslüman, gey, lezbiyen, siyahi gibi – sunduğunu görüyoruz.

Dansçıları tanımamızın ardından proje için ürettikleri koreografiyi izleme şansı buluyoruz. Esas konusu, LSD etkisindeki gençlerin yaşadıkları travma olan film, aynı zamanda izleyenlere bir dans şöleni vadediyor.

Filmin ilk yarısında anlatı, grup olarak ele alınırken ikinci yarısında yerini tek tek karakterlere bırakarak yaşananlar bireysel bakış açısından ele alınıyor. Film, kimi zaman karakterleri arasındaki diyalogları ile izleyenleri rahatsız edebiliyor.

Filmi ilk yarısında izlerken bir yandan söz edilen kabus evrenine nasıl geçileceğini merak ediyorsunuz çünkü dansçıların eğlencenin dibine vurdukları renkli bir gecenin birden kanlı bir geceye dönüşmesini hissettirmeden sağlamak oldukça çetrefilli bir iş gibi görünüyor. Filmde yer alan ”silik geçiş” olarak adlandırılan bu geçişin yönetmenin başarısındaki kilit noktası olduğunu söyleyebiliyoruz.

Bahsettiğimiz bu geçiş, Selva (Sofia Boutella) karakteri ile sağlanıyor. İçtikleri sangria’da bir tuhaflık olduğunu ilk o keşfediyor. Noè, her ne kadar filmindeki karakterlere eşit şekilde yer verse de Selva’nın ana karakter olduğunu söyleyebiliyoruz. Son yılların ”parlayan yıldızı” olarak anılan Cezayir asıllı genç oyuncu Sofia Boutella, filmdeki performansı ile göz kamaştırıyor ve bizi bir o kadar da germeyi başarıyor.

Filmdeki kabus evreninin çıkış noktasında LSD yer alıyor ve karakterlerin davranışlarını LSD ile temellendiriyoruz. Ancak yüksek dozda uyuşturucunun, karakterlerin derinlerde yatan arzularının, şiddete yönelimlerinin ve bunun dışavurumunun açığa çıkmasında bir aracı görevi gördüğü tartışmasız bir gerçek.

Baş döndüren kamera açıları ile çekilmiş gerilim dolu plan sekansları, hipnotize eden müzikleri, karakter geçişleri ve göz kamaştıran dans koreografileri ile bir bütünlük yakalayan Noè, izleyenleri dansçılar ile birlikte LSD deneyimlemeye davet ediyor.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here