Oscar’ın en önemli kategorilerden En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Uyarlama Senaryo, En İyi Erkek Oyuncu ve En İyi Kadın Oyuncu dallarında beş ödül birden kazanan üç filmden biri olan Kuzuların Sessizliği

Suç, gerilim ve dram türleriyle bir nesli etkisi altına alan filmin yönetmen koltuğunda Jonathan Demme oturuyor. Filmin oyuncu kadrosunda ise Jodie Foster, Anthony Hopkins, Scott Glenn, Ted Levine, Anthony Heald, Brooke Smith, Diane Baker, Kasi Lemmons ve Charles Napier gibi isimler yer alıyor.

Anthony Hopkins’in oynadığı Hannibal Lecter karakteri oldukça ilgi gördü ve serinin devam filmleri olan Hannibal ve Kızıl Ejderde bu ilgi giderek büyümeyi sürdürdü.

1960’larda kendisini yaygın olarak göstermeye başlayan seri cinayet vakaları sayesinde tüm dünya, Amerikan toplumunun dipte kalan rahatsızlıklarını, bir bir somutlaştıran çeşitli hasta ruhları tanıma fırsatı buldu. Birçok kişilik bozukluğunu bünyesinde barındıran bu insanların, etraftaki dağınıklıkları düzeltme ya da bu toplumun vahşi kapitalist düzeni içinde kaybolup da kendilerinde tatmin sağlayacak başka yönlere sapma istekleri onların ‘seri katil’ olarak anılmalarına yol açacak polisiye vakaları başlattı.

Film, Clarice Starling isimli yeni mezun bir FBI ajanının hayatına odaklanır. Bir seri katil vakasını çözmek için FBI’ın akıl hocalığına başvurduğu Dr. Hannibal Lecter, hastalarını öldürüp etini yemekten hüküm giymiş bir psikiyatristtir. Kadınları öldürüp derisini soyan Buffalo Bill lakaplı seri katilin yakalanması için FBI, henüz eğitimini tamamlamamış bir ajanını Dr. Lecter’a akıl danışması için gönderir. Ağzından çıkan her kelimenin Dr. Lecter’ın psikiyatrist kafasında muazzam bilgiler doğurabileceğinin farkındalığı ile Clarice, çözmenin kendisi için çok önemli olduğu bu seri katil vakası için Dr. Lecter’ı ziyaret etmeye başlar. Lecter ise sadece psikanalitik terapiyi yerine getiren aktör olarak yer alır.
Yönetmen Demme, bazı uzun sahneleri Quantico’daki gerçek FBI akademisinde çekiyor, böylelikle seyirciler de Starling’in meslektaşlarını kâğıt işlerini yaparken, kahve içerken, atış talimi yaparken izleyebiliyor.

Demme bize Starling’in yürüdüğü ve koştuğu sahneleri de sıklıkla gösteriyor. Buradaki amaç bir yolda giderken kafasını nasıl döndürdüğünü göstermek. Çünkü her şeyden öte, “Kuzuların Sessizliği” bir kadının sürekli olarak, erkekler tarafından izlenmenin nasıl bir şey olduğunu gösteren bir film. Örneğin, Buffalo Bill’in kadın komşusunu izlerken seri katil olması bir tesadüf değil. Demme aynı anda hem kan dondurucu bir gerilim filmi hem de cinsel şiddete ve erkek şiddetine uğrayan mücadeleci bir feministin açıklamasını çekmeyi başarmış. Kısacası, yönetmen hem insanın kalbini durduracak bir gerilim yaratmayı hem de cinsel taciz ve erkek bakışı konusunda militan feminist yorumlarda bulunmayı başarmıştır bu filmle.

Film, bir genç kadın olarak işini yapmaya çalışan Starling’in çevresindeki erkeklerin cinsiyetçi yaklaşımlarına maruz kaldığını, koşarken ya da yürürken kafaların ona nasıl döndüğünü gösteren sahneler gibi araçlarla da gösterir; ama o bu girişimleri boşa çıkarır.

The Silence of the Lambs, Washington Üniversitesi’ndeki kriminoloji hocası Robert Keppel ve seri katil Ted Bundy arasındaki gerçek ilişkiden esinlenilmiştir. Ted Bundy, Robert Keppel’a Washington’daki Green River cinayetlerini araştırmasında yardım etmiştir. Seri katil Ted Bundy, 24 Ocak 1989’da idam edilmiştir. Green River cinayetleri ise 2001 yılında çözülebilmiş, cinayetleri işleyen Gary Ridgway 2003 yılında, kırk sekiz cinayet işlediğini kabul ederek suçlu bulunmuştur.

“Çok hırslısın değil mi? Güzel çantan ve ucuz ayakkabılarınla neye benziyorsun? Bir köylüye. Zevksiz, iyice temizlenmiş, çalışkan bir köylü. İyi beslenmek kemiklerine çekidüzen vermiş. Ama fakir beyaz ayak takımından sadece bir nesil ileridesin değil mi? Ve umutsuzca değiştirmeye çalıştığın şu aksanın: kusursuz Batı Virginia…”

Kaynakça: 1, 2 ,3

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here