Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
32

Müziği nasıl tanımlarsınız ya da müziğin tanımını yapabilir misiniz? Müzik evresel midir? Bir müzik yapıtı üzerine neden düşünürüz? Müzik, dil ve insan zihni arasındaki ilişki nedir? Yaratan mı yoksa dinleyen mi yaşatır müziği? Hayatımızdaki yeri neden bu kadar önemli? Peki, müziğin bize sağladığı şey nedir?
Tüm bu soruların cevabı hiç kolay değil elbette. Bu yüzden birçok filozof müzik üzerine bir anlam arayışına girişmişlerdir. Çünkü felsefe; insanın, insanı ve yaşadığı evreni anlama çabasıysa eğer, müziği bundan ayrı düşünmemiz biraz zor. Bu yüzden müzik üzerine düşünmenin, müziğin ne olduğunu anlamlandırmanın ve evrenselliğini tartışmanın, felsefenin temel problemlerinden biri olması hiç de şaşırtıcı değil aslında. Tabii ki cümleler kurarak müziği anlatmaya çalışmak müziğin doğasına aykırı. Müziği sadece müzikle anlayabiliriz. Kelimeler hiçbir zaman tam olarak anlatmaya yetmeyecek çünkü müziğin insanda yaşattığını. Ancak biz insanlar yine de bu çabaya girişiyoruz. Müziği bir kalıba sokmaya çalışıyoruz sürekli. Üzerine tanımlamalar yapıp, gerçekten de o tanıma uyup uymadığını tartışıyoruz. Herkes, hissettiği ve yaşadığı kadar bir yere koymaya çalışıyor müziği. Ancak teknik olarak da birtakım doğruların varlığını göz ardı edemeyiz. Bunlar üzerine yapılmış tanımlamalarla da karşılaşıyoruz felsefenin müziğinde, çok daha derine de inebiliyoruz. Müzik felsefesini şöyle tanımlayabiliriz kısaca: Müziğin doğasına ve insanın müzikle yaşadığı deneyimlere dair sorduğumuz temel sorulara cevap arayan bir felsefe dalı. Felsefenin diğer dallarından, estetik ve metafizik de felsefenin müziğine yer açmış ve en başta sorduğumuz sorulara cevap bulmaya çalışmıştır.
Genel tanımına baktığımızda müzik organize olmuş sesler bütünü olarak düşünülse de, gerçekten her organize olmuş sesi günlük hayatımızda müzik olarak nitelendiriyor muyuz? Örneğin insanlar birbiriyle sohbet ettiğinde de sesler organize olmuş durumdadır ama biz buna müzik demiyoruz. Tabi eğer burada müziğe felsefe üzerinden yaklaşıyorsak, belki de aramızda bunun da bir müzik olduğunu iddia edecek birileri vardır, kim bilir?
Filozoflar, müziğin ne içerdiğinin üzerinde çok durdular. Kimisi için, en temel düzeyde, tonlardan ve aralıklardan oluşan bir tını olarak düşünülse de kimisi için gerçekten de müzik sessizliği de içinde barındırabilirdi. Onlara göre müziğin içeriği, performans esnasındaki çevresel/bağlamsal seslerdi. Örneğin John Cage’in 4’33” eserini sessiz müzik olarak nitelendirebiliriz. Onun için insanın yaptığı her şey bir müzikti çünkü.

Müziğin malzemesi ses ve sessizliktir. Beste, bu ikisini birbirine ekleme eylemidir. Benim söyleyecek hiçbir şeyim yok ve onu söylüyorum. -John Cage

Peki ya müzik öykülerle, fikirlerle ya da diğer sanatlarla ilişki içinde olmak zorunda mıdır? Ya da müzik sadece tek başına mı var olur? 19. yüzyıl Avrupa’sının bestecileri, bestelerini iki gruba ayırarak müziğin amacı üzerine tartışmaya başladılar. İlki “Mutlak Müzik” olarak adlandırılmış enstrümantal müziklerdir. Hiçbir metne ya da görsel imgeye bağlı olmazlar ve bir anlam ifade etmezler. Sadece müzik biçimi, yapısı ve ögeleri açısından var olan müziklerdir. Konçertolar ve yaylı dörtlüler mutlak müziğe örnek olarak gösterilebilir. İkincisi “Program Müzik”, yani bir teması, konusu ve planı olan müziklerdi. Amaçları; içinde barındırdıkları temayı, konuyu ya da planı temsil etmektir. Bu müzikler, bize bir hikayeyi anlatan operalar ve bir filmin müzik listesi olabildiği gibi herhangi sözlü bir müzik de olabilir. Çünkü sonuçta hepsi bir durumu temsil etmeye yarıyor. Mutlak enstrümantal müziğe en çok karşı çıkan müzisyen “Richard Wagner” ve filozoflar “Friedrich Nietzsche” ve “George Wilhelm Friedrich Hegel”di. Wagner’a göre müziğin daha ileri gidemeyeceği yerde kelimeler geliyor ve tondan daha yüksekte duruyordu. “Johann Van Goethe” gibi mutlak müziğin savunucuları ise müziği sadece öznel bir insan dili olarak değil, aynı zamanda düzen ve güzellik alanına yönelmek için mutlak aşkın bir aracı olarak gördüler.
Çok daha ileri gidecek olursak, yeni bir sorunla karşı karşıyayız, ontolojik bir sorunla: Müzik var mıdır yok mudur? Müzikal yapıtlar var mıdır, yok mudur? Ne var ki, burada da ikiye ayrılan taraflar mevcut. Müziğin somut olmadığını, sadece yaratıldığını iddia edenler de var; canlı kanlı, duyularımızın algısının bir parçası olduğu için, müziğin bir varlık olduğunu düşünenler de. Aslında en çok bu noktada, duyularımızla algılama noktasında, bir başka soru kafamızı kurcalıyor: Müzik duygularımızı nasıl harekete geçiriyor? Dinleyenlerin müziğe olan duygusal tepkileri nasıl oluşuyor? Neden müziğe karşı bir tür cevap geliştiriyoruz? Dinleyen ve dinlenen arasındaki iletişimi anlamlandırmak ve müzikteki duygu ile dinleyenin duyguları arasındaki ayrımı yapmak da filozoflar için önemli bir sorundu.
Duygu aktarımı olması için psikolojik bir süreç olması gerekir. Ancak ne bir müzik eserinin kendisi, ne de bir müzik performansı psikolojik bir süreç içerir. Bu sorunu kavrayabilmek ve çözebilmek için önce “anlamlılık” ve “anlatım” ifadeleri arasındaki farkı iyi gözetmek gerekiyor. Anlatım, insanın yaptığı bir şeydir. Kişinin kendi duygularını dışavurmasıdır. Müzik insana bir şey anlatmaz; anlatan, eseri yaratandır ve müzik ise yalnızca anlamlıdır. Anlamlılık, anlatıma bir şekilde bağlanıyor. Ancak hala tam olarak anlatım olması için canlı bir şeye ihtiyacımız var. Bu iki şeyin birbiriyle ilişkisini şöyle açıklayabiliriz: Bir müzik parçası onu yaratanın duygusunun anlatımıdır, parçanın kendisinin değil. Parça, böylelikle bir anlam kazanmış oluyor.
Dinleyenin duygu durumu biraz daha farklı. Evet, neden bir müzik parçasına duygusal tepkiler geliştiriyoruz? Psikolojik olarak, yaşamımızdaki deneyimlerin bunu tetiklediğini söyleyebiliriz. Müziğin algılanışının bilişsel süreçleri de işin içine katılır tabii. Beynimiz karşı taraftan gelen duyguları bir ayna olarak kullanabilir. Biri ağladığında, gözlerimizin dolması gibi. Bu şekilde açıklayabiliriz neden sevinçli bir şarkıda mutlu hissettiğimizi, ya da hüzünlü bir şarkıda üzüldüğümüzü. Ancak gerçekten, neden üzüntü veren şarkılar, bizi üzmesine rağmen onları tercih ediyoruz? Bunun üzerine biraz düşünmek gerekiyor. Aslında şarkıların bizde negatif hisler uyandırması tam olarak mümkün değildir diyor David Hume. Sanat yapıtının güzelliğinin bizde uyandırdığı hisler, onu yeniden istememize sebep oluyor. Müzikteki hisler ve dinleyenin hisleri arasındaki ilişkiyi anlamak hâlâ biraz zor olsa da, üzerinde düşünmeye değer.
Şimdi biraz da genel olarak filozofların, müziğin hayatımızdaki yeri hakkındaki düşüncelerine yer verelim. Pisagor, matematiği her şeyin en temeline almıştı. Müziği de matematikle açıklamış ve günümüzdeki nota düzeninin oluşmasına büyük katkılarda bulunmuştur. Söylenenlere göre bir demirci, farklı uzunluktaki demirlere vururken yoldan geçen Pisagor, bunların farklı sesler çıkardığını fark etmiş ve burada bir matematiksel oran olabileceğini tespit etmiş. Ardından da çeşitli araştırma ve deneyler sonucunda bu orana bağlı olarak nota düzenini keşfetmiştir. Pisagor’a göre müzik ve matematik, kaotik olana düzen getirir ve bireylerin doğadaki unsurları anlamasını sağlar. Pisagor, müziğin iyileştirici gücünü de keşfetmiştir. Ona göre hastalıklar ruhtaki ve vücuttaki düzensizlikten meydana gelir. Müzik ise bu düzensizliği düzene soktuğu için kişiyi iyileştirir. Müziğin aynı zamanda stresi azalttığına ve ruhu dinginleştirdiğine inanır. Evrendeki düzeni de müzik ve geometriyle açıklamış. Fotoğrafta çizilmiş olan her kürenin (gezegenler) bir armonisi olduğunu ileri sürmüştür. (Kürelerin Armonisi) Gezegenler, belirli ses aralıklarına göre dizilmiştir ve böylece belirli bir armoniye sahiptir. (Ayrıca Bkz. )

Plato ise sanatı, bireyin etik açıdan gelişimi için önemli bulmuştur ve bu nedenle iyi kontrol edilmesi gerektiğini vurgulamıştır. Edebiyat, tiyatro, dans, müzik, resim… Hepsi duygularımızı harekete geçirebilir. Tiyatro ve edebiyat ile birlikte iyi müzik, genç bireylerin eğitimi ve gelişimi için çok önemlidir. “Müzik ahlaki bir yasadır. Evrene ruh verir, zihni kanatlandırır; hayal gücünü uçurur. Hayata ve her şeye güzellik ve neşe katar.” der Plato. Müziğin iyileştiriciliği konusunda Pisagor’dan etkilenmiştir. İyi müzik ruhun düzenini sağlar.

Ritim ve armoni (uyum) ruhun içlerine doğru yol alır. -Plato

Friedrich Nietzsche’ye göre ise müziğin bir amacı vardı. Müziksiz hayat bir hata olurdu ona göre. Çünkü müzik bizi yukarılara taşır. Bir çıkış yoludur. Müzik bizi gururlandırabilir, üzebilir, neşelendirebilir, avutabilir. Ancak müziğin başlıca prensibi düşüncelerimizi daha üste çıkarmak, aklımızı ve ruhumuzu geliştirmektir. Bizi iyiye ve doğruya yöneltir.

Felsefedeki müziği anlamlandırmak bazen zor olsa da, insan doğasını anlamlandırmanın en gerekli yollarından birisi olduğu gözardı edilemeyen bir gerçek. Müzikle düşünmek ve müziği düşünmek arasındaki ayrımı gözetmek de bu bağlamda önemli. Müziğin duygularımızı nasıl harekete geçirdiğini, gerçekte var olup olmadığını, amacını, matematik ile ilişkisini düşünmek belki de dinlediğimiz tüm parçaları daha iyi anlamamıza yardımcı olacaktır. Müziği düşünün, müzikle kalın!

Kaynak: 1

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
32

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here