Edip, yaşama sevincini koydu şiire. Bakır kaseye yerçekimli karanfili koydu, pencereden gelen ışığı koydu; sonsuz dedi ona. Sonra aldı sonsuzu da koydu. Şiire kendini koydu Edip, sonra aldı bunların hepsini masaya koydu. Bir bira içmek istiyordu kaç gündür, masaya biranın dökülüşünü koydu. Aklında olup bitenleri koydu. Ne yapmak istiyordu hayatta? İşte onu koydu. Şiir de şiir, masa da masaymış ha. Bana mısın demedi bu kadar yüke. Bir iki sallandı durdu. Adam ha babam koyuyordu.

“Ben derim: sana olmak, seni duymak, seni yürümek
Besbelli seni büyütmek kendimde
Ellerim kendini tekrarlar sen deyince.”

İkinci Yeni’nin en ‘yazmak’ biçimli şairi; Edip Cansever. Öyle bir yazmak ki; şiirsel dilin süslülüğünü ve düz yazının duruluğunu aynı anda belki de aynı dizeye aktarmak. En sade anların şairidir Cansever; yaşandığı vakit güzelliği farkına varılmayan o anların. Bir papatya falını bile yazmaktır onun için yaşamak. “Tek ihtiyacım neydi biliyor musun? Bir papatya yaprağı daha…”  Bir yaprak daha olsaydı belki de…

“Oydu bu işte; en yerine konmuş bir kahverengi
Yani gözünün teki
Yani en güzel uyanı anahtar deliklerine.”

Seneler sonra bile onun yazılarını okumak, en güzel Edip’i yaşatma şeklidir. Sanki hala bize tebessüm ettiğini hissederiz. O, bir yerlerde hala şiir yazıyor olmalı. Bu konu hakkında Masa Dergisi’nde Betül Şükür’ün çok güzel bir yazısı var. ”Öyle ki ben ne zaman Edip Cansever’in Aşiyan’daki mezarında açan birkaç çiçek ya da ot görsem, ah derim, belli ki dün gece gene şiir yazmış!” 

“Özleminde günbatımı
Yok mu, var”

“Zamanın 8/8/1928 ahengini yakaladığı bir günde” diye devam eder yazısına Betül Şükür. Edip Cansever’in doğduğu günü anlatmaya başlamanın en güzel yolunu seçmiş ki, yakalanmış bir ahenk olmalı böylesine bir ‘yazmak’ ın doğumu.

“…daha bir sürü şey, şuramda darmadağınık”

Beyazıt’ın arka sokaklarında ahşap bir evde Pembe Hanım ve Fazlı Bey’in üçüncü çocuğu olarak dünyaya gelmiş. Okulla hiç arası olmayan bu cılız çocuğun şiir aşkının başladığı nokta evlerinin yanındaki kitap ve kedilerle dolu, bazen bahçesinden erik çaldığı  bir evdir. Bu kitaplı kedili evin sahibi ise Ahmet Hamdi Tanpınar’ın kardeşi Nigar Hanım’dır. Edip’in şiirinin şekillenmesine en çok katkı sağlayan insanlardan biri olan Tanpınar’la tanışıklıkları bu komşuluğa dayanır.

“Amansız, acımasız kokuyorsun
Gittikçe daha keskin kokuyorsun, daha yoğun
Dayanılmaz birşey oluyorsun, biliyorsun”

Tanpınar’ın fikirlerini çok önemseyen Edip, daha 17-18 yaşlarındayken yazdığı şiirleri alır ve tüneldeki Narmanlı Yurdu’nun yolunu tutar. Tanpınar, kendisine gösterilen her şiiri atlamadan okur ve başını kaldırarak Edip’in şiir hayatına yön verecek o sözleri söyler: “Bu şiirler çok güzel, hepsi de güzel. Ama hiçbiri şiir değil!” Tanpınar bu sözlerinin üzerine masaya birçok resim yayar ve bir resme nasıl bakılacağını, o resmi nasıl seveceğini, hatta nasıl resmi dinleyebileceğini Cansever’e anlatır. Hayatı boyunca devam edecek dinleme ve görme sanatını böylece öğrenmiş olur Edip, artık şiirlerinde sadece kuşu anlatmayacak, kuşun kanat çırpma seslerini dinletecektir.

“Seni unutarak baktığımda bile
Dünyanın her yerlerinden geçiyorsun
Yayılıyorsun kalabalıklara
Yalnız yayılmak mı
Aşkın en büyüğü, en dayanılmazı demeli buna.

Özlenirsin, alabildiğine varsın da
Daha da var oluyorsun gün günden
Olgun bir meyva gibi güleceksin zamanla
Bir kadın da değilsin, bir kişi de değilsin
Bir kuş olsa mavilik derdi buna.”

Tomris Uyar… Edip Cansever’in karanfili, aşkı, mavisi. Bu dünya üzerinde en çok hayranlık duyduğu kişi. Edip Cansever’den bahsedip de Tomris Uyar’dan bahsetmemek elbette olmazdı. Tomris’e hem çok sadık bir aşık hem de çok iyi bir dost oldu hayatı boyunca. Ona duyduğu hayranlıksa yadsınamazdı. Saçları, hatta omuzları bile şiirlerine konu olan bu kadını öylesine seviyordu ki, az az yaşatıyordu onu içinde. Oysaki onunla güzel olmak vardı. Ama hiç olamadı.

                   

Hep şiir yazdı Edip, uslu bir usanmazlık içinde, yalnızca şiir. Zamanın; tahayyülün renksiz meyvesi olduğunu öğretti bize. (Tahayyül: İmgeleme, zihinde oluşturma.) Betül Şükür’ün güzel kapanışıyla bu Edip Cansever yolculuğunu tamamlıyoruz: “Belki doktorlar, Edip Cansever’in ölüm raporuna ‘Intraserebral kanama’ yazar. Ancak onun gerçek ölüm raporu hiç şüphesiz Cemal Süreya’nın yazdığıdır: Her şeyin fazlası zararlıdır ya/ fazla şiirden öldü Edip Cansever.”

Kaynak: (Masa Dergisi) Fazla Şiirin Maktülü Edip Cansever – Betül Şükür

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here