Senaryosunu Vedat Türkali’nin yazdığı filmden esinlenerek Ece Yörenç ve Melek Gençoğlu ikilisinin senaristliğiyle uyarlanan Ay Yapım etiketini taşıyan 2010 tarihli Türk drama dizisidir Fatmagül’ün Suçu Ne?.
Eser, film versiyonunda dört arkadaşın birlikte Fatmagül’e (Hülya Avşar) tecavüz etmesiyle başlar. Yargılanıp hapse girmeleriyle sonuçlanan suçun düşmesi için tecavüz edenlerden biri olan Kerim (Aytaç Arman) Fatmagül ile evlendirilir ve senaryo evlilik üzerinden ilerler.
Filmi izlediğinizde sadece olayları görüyorsunuz. Duygulardaki boşlukların farkına varmanız da çok zor olmuyor. Mesela dikkat çeken bir sahneye bakacak olursak eğer:
Fatmagül Kerim’e çorba yapıyor. Kerim yemiyor. Evden çıkıp dışarıda yemek yiyor.
Fatmagül’ün sanki hiçbir şey olmamış gibi sözde eşine çorba hazırlaması, durumun normal gösterilmesi izleyenin Fatmagül’ü anlaması açısından eksik gibi görünüyor. Bir kadının cinsel ilişkiye zorlanmasının nasıl hissettirdiğini yansıtmada yetersiz kalıyor bu sahne. Filmde “gençliktir olur böyle şeyler”, “kadın kuyruk sallamasa olmazdı” gibi ifadelerle durumun çirkin tarafını gösterilse de olayın altı tüm çıplaklığıyla doldurulmuyor.

Başka bir sahnede ise Fatmagül çeyiz sandığını kurcalarken mavi bir tülbendi başındaki tülbent ile değiştiriyor. Aynaya bakıyor. O sırada Kerim gelip etrafı dağıtıyor. Yine eksikliği hissediyorsunuz. Olaya dair hiçbir duygu yok. Sadece adam kadını suçluyor, kadının duyguları yok. Kadın var ama “tecavüz edilen” bir kadın yok filmde. Toplumca kadının baskılanması, kadını birey olarak görememe sorunları açısından filmde hassas bir konu işlendiğini düşünebiliriz. Hassas bir durum, çünkü insanlar bunu yaşıyor, yaşatıyor. O anlara hapsoluyorlar. Olay sadece o an ile kalmıyor. Toplum baskısıyla nefes alamıyorlar. Hesap soramıyorlar. Ailesi inanmıyor kimisine. Kimisi de ailesi tarafından susturuluyor. İnsanların bakış açıları yüzünden kendilerinden utanabiliyorlar. Gerçek benliklerini göremiyorlar. Kendilerini gerçekleştiremiyorlar bir bakıma. Onlar için durumu anlatmak bile bu kadar zorken, toplum baskısıyla manipüle olmanın boyutunun varacağı yer bir insanın hayatına mal oluyorsa konu önemlidir. Filmde bu önemin hassasiyeti yeteri kadar hissedilmiyor. Üstelik Fatmagül Kerim’e âşık oluyor. Ve hamile kalıyor. Kerim öğrendiğinde Fatmagül’e daha da kötü davranıyor.

Tamamen hayali bir tecavüz kavramı işleniyor. Ne Fatmagül’ün hisleri ne de Kerim’in Fatmagül’e tavrı olayla ilgili gerçeklerle yüzleştirmiyor bizi. Belki de toplumun travmatik bakış açısının yarattığı hayali ortamın gerçekliğine böyle ayna tutuyordur senarist. Senaryo diziye uyarlandığında ise tam tersi, olayın gerçek açısını gösteriliyor.

Filmden bağımsız olarak dizideki hukuki yargı süreci hemen gelişmiyor. Yardım etmek maskesiyle yengesinin ve birçok insanın baskısıyla Fatmagül’ün (Beren Saat) susturulduğu durumdan her şeye ve herkese rağmen kendisini geliştirmesiyle birlikte, hukuki ve ruhsal mücadelesini tamamlamasına şahit oluyoruz. Dizi Fatmagül’ün kendisini iyileştirdiği harika bir süreci sunuyor. Yani bilinenin aksine konu tecavüzden ibaret değil.

Filmdeki çeyiz sandığı sahnesi unutulmamış. Filmden farklı olarak dizide çeyiz sandığına nasıl sahip çıktığını, sandığa Kerim’in (Engin Akyürek) dokunmasının onun mahremiyetini nasıl ezdiğini hissedebiliyorsunuz. Filmiyle hayal kırıklığı yaratan senaryo, bir bakıma diziyle telafi edilmiş olarak görünüyor. Toygar Işıklının besteleri de hoş bir hava katmış diziye.

Ayrıca Vedat Türkali’nin senaryosu dizi versiyonuyla Hindistan’da ilgi çekmiş, 2017 yılında “Kya Qusoor Hai Amala Ka?” (Amala’nın hatası nedir?) olarak uyarlanmış. İzlemeyi düşünen arkadaşlara şimdiden iyi seyirler diliyorum.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here