James Joyce okurken içimizde sayfalara dökülen bir ışık hissederiz. Aydınlanma etkisi edebiyatta da bizi ele geçirir. Joyce bunu bize yaşatan sayılı yazarlardandır. Aslında daha ilahi bir anlama sahip olan bu aydınlanmanın temelinde epifani duygusu yatıyor.

Yunanca ἐπιφάνεια(epifaneia) yani tezahür olma ya da çarpıcı bir belirme anlamına gelen epifani, bir şeyin aniden özünü, anlamını kavrama anlamına gelir. Tek başına önemsiz ya da yetersiz gibi görünen bilgi veya deneyimin, daha ilahi ve derin bir dünya görüşünü barındırdığının ayırımına varmaktır. Aslında hayata dair büyük bir ilham kaynağı olarak görülebilir. Çünkü sıradanlaşmış herhangi bir kavramın birden bire daha derin ve hakiki bir anlam taşıdığının fark edilmesi, günlük hayatta da her an her yerde yaşanabilecek bir duygudur.

Teolojik literatürlerde, Hıristiyanlıkta her yıl 6 Ocak’ta kutlanan dini bir bayram olarak geçer. Rusya’da ve Jülyen Takvim kullanan diğer doğu kiliselerinde 19 Ocak’ta kutlanır. Noel’in 12. gününde kutlanan Epifani Bayramı, İsa’ya hürmetlerini sunmak adına gelen soylu Yahudi maguslar tarafından ziyarete gelindiği geceye denk gelir. Üç rahipten oluşan mecusiler, İsa’nın doğumunu görmek ve kutlamak amacıyla aynı gün Bethlehem’e gelir. Yapılan kutlama ve tebrik merasimi hem Ortodoks hem Katolik ekollerinde bir bayram olarak yerleşir ve günümüzde de devam eder. Ülkemizde 3. yüzyıldan itibaren kutlanmaya başlamış olan en büyük gayrimüslim bayramdır.

Buda’nın aydınlığa kavuşması ya da Hinduizm’de geçen Krishna’nın evrenin temsili olduğunun farkına varılması da örnek verilebilir. Yine Hinduizm’de bilgeliğin yükselmesi anlamına gelen bodhodaya kelimesi, Zen Budizm’de geçen kensho kelimesi bu mistik ifadeyi anlamlandırmaya yöneliktir.

İrlandalı yazar James Joyce, “Nesnenin ruhunun bize parlak göründüğü ve  bunun herhangi bir şans, kelime veya jestle tezahür edilebileceği an” olarak kendi epifani tanımını yapar. 1898 ve 1904 yılları arasında yazdığı kısa eskizlere epifani adını verir ve bu fikir yayımlanan ilk kurgularının çoğunda merkezi alır ve sanatsal amaç olarak kullanmaya başlar. Clongowes Wood ve Belvedere College’daki Cizvit okullarında aldığı eğitim Katolik ve dini fikirlerinin oluşmasında etkili olur. “Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi”(A Portrait of the Artist as a Young Man) adlı 1977’de yazdığı otobiyografik kurgu niteliğindeki eseriyle kendine özgü anlatım tekniklerini ortaya koyar ve 20. yüzyıl edebiyatının gözde yazarları arasında yerini alır. Otobiyografik olmasının nedeni, devamında yazdığı Ulysses’de de denk geleceğimiz Stephen Daedalus karakteridir. Karaktere kendi yaşam öyküsünü koyar, sanatçı olabilme mücadelesini, kilise, okul ve toplumla yaşadığı çekişme ve başarılarını karakterde yaşatarak dile getirir. Stephen, epifonlarının kişinin gerçek benliğini ortaya çıkardığını gösteren anlık hisler olduğunu söyler. Bu açıklama konuşma şekli ve jestlerinde bariz şekilde kendini gösterir. Joyce’un ölümünden sonra yazan kardeşi Stanislaus, epifonların Freudyen yönünden bahseder; insanların gizlemek için uğraştığı şeylere ihanet ettiği anlarda yaptıkları hataların ironik birer gözlemleri olduğunu söyler. Biraz kafa karıştırıcı gibi görünse de Joyce’un epifanileri hayatını biçimlendirici ve kendi özelliklerini yorumlar niteliktedir. Anlık görüntüler gibidirler; yaşamın belirli ve küçük parçalarını kaydedip yorum yapmadan okuyucuya sunulurlar. Bu parçalar genellikle belirli bir bağlam olmadan ortaya çıkar ve Joyce’un niyetini anlamamızı zorlaştırır.

İrlandalı yazar, yaşamdaki önemsiz şeylerin bile aniden ilham verebileceğini, bu ilhamın içimizde hayatlarımızı iyilik için değiştirebilecek bir farkındalık yarattığını söyler. Tahmin edileceği üzere edebiyattaki etkisi, karakterlerin dönüm noktalarının tasvir edilmesinde sık kullanılır. Karakterin farkındalık ve mutlak olanın hissine ulaştığı andır. Joyce, durum, diyalog, rüya ya da yaşamın kendi döngüsü içindeki ufak bir anlamın kişi üzerinde yarattığı anlık aydınlanma hissini eserlerinde okuyucuya başarılı bir şekilde yaşatır. Kutsal kitaplardaki anlamına ek Antik Yunan tiyatrosunda da sahnede bir tanrının gözükmesi olarak kullanılır. Bu iki kullanım, Joyce’un özgün epifani kavramını oluşturmasını etkiler ve kendi yaşamında tanık olduğu bu duygulanımı eserlerinde kahramanlarının bilinç akışına uyarlar. Joyce’un bu epiphany kavramı, eserlerinin psikanalitik ve ya otobiyografik olarak yorumlanmasının sebebi olarak gösterilir.

Diğer örneklerine bakacak olursak, Hayvan Çiftliği‘nin yazarı George Orwell‘da da epifanik uygulamaları görmek mümkündür. Kitapta Birinci Dünya Savaşı’ndan önce Rusya’nın Komünist Devrimi’nin devrilmesini tanımlamak için çiftlikteki hayvanları kullanan Rus Çar İkinci Nicholas, çiftlikteki hayvanları eylemler, açgözlülük ve devrimin yarattığı yolsuzlukları ortaya koymak için kullanan biri olarak yer alır. Aynı zamanda insanların toplumun ideolojisini nasıl değiştirebileceğini de ortaya koyar. Zira çiftlikteki kurallardan biri, tüm hayvanların eşit olduğu ancak birkaçının diğerlerinden daha eşit olduğu üzerinedir. Çiftlikteki bu hayvanlar devrimden sonraki Rus toplumunun farklı kesimlerini temsil eder. Epifaninin Hayvan Çiftliği’nde kullanılma amacı Orwell’ın Rus devrimi konusuna bir eleştirisi ve kötü yanlarına yaptığı estetik bir vurgudur.

Shakespeare, Hamlet’in babasının katili Claudius‘tan intikam almak için gemiyle İngiltere’ye doğru çıktığı yolculuk esnasında bir epifani örneği gösterir. Planlarla ve hırsla dolu Hamlet “(T)here is a divinity that shapes our ends, rough-hew them how we will” derken, sonumuzu şekillendiren, nasıl yapabildiğimizi kabaca kesen bir ilahiyattan bahseder ve Claudius’dan alacağı intikamın bilgece olmadığı kanısına varır.

Edebiyattaki epifani amacı, karakterin büyümesi ve sonuca ulaşma yolunu tanımlar. Yazar, karakterde epifaniyi gerçekleştirdiğinde, karakterin kitap boyunca yaşadığı deneyimlerinden çıkarımlarını okura gösterir. Çoğu zaman bu deneyimler sonucu güçlü bir içgörüyle karakter, daha iyi bir kişiliği seçerek hikayeyi sonuca bağlar.

Kaynak: 1

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here