“Benim adım Kvothe. Uyuyan höyük krallarından prensesler kaçırdım. Trebon kasabasını yakıp kül ettim. Felurian’la bir gece geçirdim ve hem canıma hem de aklıma mukayyet olabildim. Çoğu insanın kabul edildiğinden daha küçük bir yaşta Üniversite’den atıldım. Başkalarının gündüz gözüyle ağızlarına almaktan bile korktukları yollardan ay ışığı altında geçtim. Tanrılarla konuştum, kadınlar sevdim ve ozanları ağlatan şarkılar yazdım. Belki beni duymuşsunuzdur.

Bu öykü ne çok büyük ne de çok küçük bir öykü. Kralların kapışması, dünyayı tehdit eden bir güç yok bu öyküde. Küçük bir çocuğun yolculuğu var, müzik var, aşk var. Basit bir hancının öyküsü, Kvothe’nin öyküsü.

Kitap okumaktan sıkıldığım dönemlerdi. Her okuduğum aynı şeylermiş gibi geliyordu. Masallardan mı sıkılmıştım? Yaşım büyüdükçe daha gerçek şeyler mi okumak istiyordum? Yoksa okumayı aslında sevmiyor muydum? Hayır, bunların hiçbiri değildi. Sadece artık farklı şeyler okumak istiyordum. Fantastik yaratıklardan, koca koca şehirlerden, tarihten, çok güçlü karakterlerden sıkılmıştım. Tam da bu zamanda yardımıma koştu Kral Katili Güncesi. Sanki yıllardır aradığım tat buydu. Gittikçe azalan okuma sevgim tekrar alevlendi, bir oturuşta yüzlerce sayfa okuyabiliyordum artık. Daha bitmemiş bir seri olsa bile Kral Katili Güncesi içimdeki okuma aşkını tekrar uyandırdı.

Patrick Rothfuss, serinin ilk kitabı Rüzgarın Adı‘nı 2007de çıkardı. Kitap çok beğenildi, hayran kitleleri oluştu. Ardından çok da uzun bir bekleyiş olmadı ve 2011de ikinci kitap Bilge Adamın Korkusu çıktı. İlk kitabın yarattığı etki daha da büyüdü. Fakat üçüncü kitap daha hala çıkmadı. Benim de favori serim olan bu seriyi neydi bu kadar güzel kılan, bu kitap ne anlattı da okuma aşkım tekrar alevlendi?

“Unutma. Her bilge adamın korktuğu üç şey vardır: Fırtınalı bir deniz, aysız bir gece ve yumuşak başlı birinin öfkesi.”

Hikaye bir handa başlıyor. Kendini Kote olarak tanıtan han sahibinin tek derdi müşterilere iyi bir hizmet sunabilmek, öğrencisi Bast’ı eğitmek ve geçimini sağlayabilmek. İlk başlarda ne geçmişini ne de kendini tanıtan Kote, basit bir hayat sürdürüyor. Ta ki bir Tarihçi ile karşılaşana kadar. Küçük bir kargaşanın ardından Tarihçi onu tanıyor. İnsanların sadece kulaktan dolma bilgilerle anlattığı Kvothe’yi. Ardından hikayesini dinlemek ve yazmak için Kvothe, Bast ve Tarihçi oturuyorlar masaya. Kvothe, tüm hikayesini üç günde anlatabileceğini söylüyor. Seri de üçe ayrılıyor, her güne bir kitap. Uzun zamandır sakin bir hayat sürdüren Kvothe de canlanıyor ve başlıyor anlatmaya. Seri böyle başlıyor. Olaylar iki yönden sürüyor. İlki Kvothe, Bast ve Tarihçi’nin o handa yaşadıkları ikincisi Kvothe’nin anlattıkları.

Kitap o kadar güzel yazılmış ki sanki anlatıcı karşımızdaymış da bize anlatıyormuş gibi. Akıcılığı, şiirselliği hiç düşmüyor. Küçük yaşta bir çocuğun başından geçenleri büyük ustalıkla anlatmış Patrick Rothfuss. Kvothe’nin gelişimini, yaşadıklarını, diğer karakterlerle olan ilişkisini, tasvirleri okumak çok keyifli. Yazının başında da söylediğim gibi nihayetinde bu bir yolculuk öyküsü. Kitabı okurken sanki ben o yolculuktaymışım gibi hissettim. Kvothe, karakterinde çok fazla özellik bulunduran biri. Bu yüzden herkesin hayatına bir şekilde dokunabilir. Kvothe’nin o büyük yalnızlığı, hisleri, söylediği şarkılar bana çok iyi geçti. Patrick Rothfuss, sanki Kvothe lavtasıyla oynuyormuş misali kullanmış kelimeleri, bir enstrüman gibi.

Karakterlere gelirsek diğer serilere oranla fazla karakter yok. Fakat olan karakterler de çok güzel işlenmiş. Baş karakter Kvothe, okuduğum en iyi karakterlerden biri. Bilge, ukala, romantik, karizmatik, hırslı ve gururlu. Kendi hikayesini anlattığı için duygularını oldukça iyi yansıtmış. Gururlu olduğu için arkadaşlarına asla söyleyemediği fakirliğini, hiçbir zaman itiraf edemediği aşkını, yaşadığı olayların kendisinde bıraktığı izleri müthiş anlatmış. Yan karakterler de Kvothe’nin hikayesine iyi destek olmuşlar. Kvothe’nin her zaman yanında olan Üniversite arkadaşları karanlık giden hikayeye şirinlik katmış. Güzeller güzeli Denna hikayenin önemli karakterlerinden biri. Kvothe’nin onu tasvir edecek kelimeleri bulamaması, onunlayken yaşadığı hisleri okuması oldukça zevkli. Üniversitedeki hocaları birbirinden farklı ve iyi karakterler. Bir baba gibi gözüken ama aynı zamanda ciddiyetini hiçbir zaman bırakmayan Şansölye, herkesin nefret ettiği, aklından binbir kötülük geçen Kvothe’nin baş düşmanı Ambrose, Üniversite’de deliliğiyle nam salmış fakat esrarengiz hoca Elodin ve diğerleri. Hepsi özenle yazılmış karakterler. Bir de Auri var ki onun olduğu bölümleri okurken içimi huzur kaplar. Gariban, müzik aşığı, çocuksu Auri. Kvothe’nin başından birsürü olay geçtikten sonra kendini açabildiği, sığınak görevi gören tatlı Auri. Ve tabii ki alacakaranlığın leydisi Felurian. Hepsi harika karakterler.

Kitabın anlatımına gelirsek, okurken bende bir şiir kitabını okuyormuşum hissi bıraktı hep. O kadar edebi yazılmış ki bu yüzden kitap akıp gidiyor. Kvothe’nin minik bir kumpanyada başlayan öyküsünü, Tarbean’da geçirdiği kötü günlerini, Üniversite zamanlarını yavaş yavaş, okuyucuya en iyi şekilde geçirerek işlemiş. Kitap nerede ne zaman durmasını iyi biliyor. “Kvothe de her şeyin üstesinden geliyor, bu ne böyle daha çocuk” diye düşünmeye başladığım zamanlarda aslında öyle olmadığını vuruyor yüzüme. Uzaktan bakıldığında küçük bir yolculuk gibi gözüken bu öyküyü oldukça büyük anlatmış. Bazen bir çocuk masalı okuyormuşum gibi bazen de kapkaranlık bir kitap okuyormuş hissi verdi. Dengeyi çok iyi bulmuş, Kvothe’nin acılarını da iyi zamanlarını da harika anlatmış. Büyülü bir anlatımı var kitabın, başına oturduğumda beni bağlayan bir büyü.

“Öfkeniz geceleyin içinizi ısıtabilir ve incinmiş bir gurur sizi harikulade şeyler yapmaya teşvik edebilir.”

Genel itibariyle bakarsak Kral Katili Güncesi daha son kitabı bile çıkmamışken en sevdiğim seri oldu. Eminim bu serinin de filmi veya dizisi çekilecek. Okumanızı kesinlikle tavsiye ederim. Daha çok popüler olmamış bu seriyi popüler olmadan önce bitirme şerefine ulaşmış olun. Kansız Kvothe’yi, Esrarengiz Kvothe’yi, Altı Tel Kvothe’yi tanıyın. Onun birbirinden güzel şarkılarına şahit olun. Yoltaşı Han’ında bir içki için. Kvothe’nin öyküsünü Kvothe’den dinleyin.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here